Savaş Divanlıoğlu ile ekonomiyi büyüteç altına aldık

ABD’de ekonomi ciddi bir toparlanmaya girerken, Avrupa düşük büyüme ile mücadele etmek için ABD’nin eski yöntemini, ‘bol ve ucuz para’ politikalarını uygulamaya başlıyor. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin zorlu bir döneme gireceğine ise kesin gözüyle bakılıyor. Doların hızlı yükselişini, faiz tartışmalarını, yanı başımız Avrupa’da hiç alışık olmadığımız negatif faiz oranlarını, FED’in ağzından çıkan her kelimenin piyasalarda yarattığı etkiyi ekonomi kanallarının misafir yorumcusu, X-Trade Brokers Genel Müdürü Savaş Divanlıoğlu ile konuştuk

Savaş Divanlıoğlu ile ekonomiyi büyüteç altına aldık

Herkesin merak ettiği Dolar/TL kuru ile başlamak istiyorum. Kur savaşlarına* girdik ve kazandık! Yükselişin sebepleri yalnızca çetin iç çekişmeler diyebilir miyiz?

Türk Lirası, Amerikan doları karşısında yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 12’ye yakın değer kaybetti. Yükselişin sebebini iki ana nedene bağlayabiliriz. Birincisi, Amerika Birleşik Devletleri’nin 2008 yılında girdiği finansal krizden yavaş yavaş çıkarak faiz artırım sürecine geçiyor olması. Bu, Amerikan dolarının tüm dünya ülke para birimlerine karşı güçlenmesine neden oluyor, ayrıca Türkiye dış finansman ihtiyacı yüksek bir ülke olduğu için ABD’deki “bol ve bedava” para stratejisi sona ererken negatif etkileniyor. Türkiye Merkez Bankası’nın faiz oranlarını da düşürmesi TL’nin değer kaybetmesinde ikinci etmen oluyor. Ayrıca enflasyon oranı beklenen performansı gösteremediği için reel faiz iyice düşüyor. Reel faiz bir paranın cazibesi demektir. Cazibesi az olan para talep görmez ve değeri azalır. Faiz hakkında hükümet ile Merkez Bankası’nın arasındaki görüş ayrılıkları da tabi ki güven ortamını negatif etkiliyor.

 Ekonomiden sorumlu ağızlar faiz indirilmemesinden yanayken Cumhurbaşkanı düşürülmesinde ısrar ediyor. Bakış açıları neden birbirine zıt?

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler tasarruf noksanlığı nedeniyle yurtdışından gelecek olan sermaye akımlarına ihtiyaç duyarlar. Reel faizi yüksek olan para daha çekicidir ve sermaye çeker. Reel faiz düşük olursa sermaye ülkeyi terk eder ve para değer yitirir. Bu durum fiyatları arttıracağından enflasyonu 'geçiş etkisi' sayesinde yükseltir. Bunu bilen ve amacı 'fiyat istikrarı' sağlamak olan Merkez Bankası enflasyonu dengede tutmak için Türk Lirasındaki volatiliteyi engellemek isteğindedir ve o yüzden parayı çekici yapmak için reel faizi belirli ölçüde yüksek tutmak ister. Hükümet ise düşük faiz ortamında ekonomik büyümenin daha hızlı olabileceğini savunur. Bu sıklıkla yaşanan ve çözümü zor olan bir ikilemdir.

 Nobel Ödüllü Milton Friedman’ın yeni kazandırdığı bir terim var ‘Sefalet Endeksi’. Bloomberg’in son anketine göre 2015’te en sefil 15 ülke içinde Türkiye de 9. sırada yer alıyor. Düşen petrol fiyatları, inen cari açık, düşük bütçe açığımız, sağlam kamu finansmanımıza rağmen ekonomimizi o kadar kırılgan görüyor musunuz?

Sadece Türkiye değil birçok ülke de kırılgan olarak görülüyor. Hindistan, Türkiye, Brezilya, Güney Afrika, Endonezya’nın yer aldığı 'Kırılgan Beşli' ülkeler tanımı yapılıyor. Türkiye’nin  “kırılgan” olarak adlandırılmasının temelinde yüksek cari açık yer alıyor. Bizim gibi yüksek cari açığa sahip olan ülkeler yurtdışından yapılacak olan portföy yatırımlarına ihtiyaç duymaktadırlar. Özellikle ABD’nin krizden çıkmak için uyguladığı parasal genişlemeyi sona erdirmesi bizim gibi ülkelerin kırılganlığını arttırabilmekte.  Son altı aydır düşen petrol fiyatı hem enflasyon hem de cari açık tarafını müthiş destekledi ama petrol bu seviyelerde ne kadar kalır tartışılır. Seçimlerin yaklaştığı ve dünyadaki Amerikan kaynaklı bol ve ucuz paranın azaldığı 2015 senesi Türkiye için zor süreç olacaktır.

 Danimarka, İsveç ve İsviçre’yle beraber, Avrupa Merkez Bankası da ekonomik durgunluğa önlem olarak faizi sıfırın altına çekti.  Özellikle de bizim ülkemizde alışık olmadığımız için aklımıza "Nasıl yani, tasarruf yapmayan tasarruf hesabı mı olur?" cinsinden sorular geliyor.

Her ülkeyi kendi özelinde değerlendirmekte fayda var. Avrupa bölgesinin bizden farklı kendine has özellikleri var. Örneğin yaşlanan nüfuslarından dolayı tasarruf etmeye daha çok yöneliyorlar. Bu da Avrupa’da hane halkı harcamalarını olumsuz etkiliyor. Bunun yanı sıra petrol fiyatlarının düşmesi gibi etkenlerden dolayı da negatif enflasyon ile mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Negatif enflasyonun olduğu bir ülkede, her ne kadar bize yabancı gelse de negatif faiz oranı olması mümkün. Hane halkının tamamen tasarruftan uzaklaşıp tüketime yönelmesi için negatif faiz oranı uygulaması yapılıyor.

 Peki neden hâlâ insanlar 100 Euro yatırıp 98 dolar almaya istekli? Neden basitçe nakitte kalmıyorlar?

Negatif faiz deyince aslında bahsettiğimiz şey bankalar arası mevduat, merkez bankasının bankalara rezerv veya para plasmanı karşılığında verdiği faiz ve tahvillerin faizleri. Yani aslında vatandaşın parasını bankaya koyduğunda aldığı faizden bahsetmiyoruz. Örneğin İsviçre’de bir yıllık mevduat oranı yüzde 0,75. Burada ülke yönetimlerinin yapmaya çalıştığı bankaların elindeki fazla paraları şirketlere ve kişilere borç vermek yerine merkez bankasına park etmelerini ya da gidip bono almalarını engellemeye çalışmak. Bu şekilde paraların halka akması ve ekonomiyi canlandırmasını istiyorlar.  Tabii dolaylı olarak bankalar da merkez bankasından faiz alamazsa ve aynı zamanda borç da vermek istemiyorsa -zaten elinde çok para olduğu için vatandaştan daha da fazla toplamak istemeyecektir- mevduata verdiği faizi de sıfıra kadar düşürür. Ama normal bir kişi parasını bankaya koyunca bir de cebinden para çıkmasını kabul edemeyeceği için genel olarak bankalar mevduata negatif faiz uygulamaz, sıfıra yakın faiz uygulamaları zaten yeterli olur. Kişiler de nasıl olsa param da değerlenmiyor, bari yeni bir araba alayım,  yeni bir ev alayım,  torunuma biraz para harcayayım diye düşünürler.

 Amerikan Merkez Bankası faiz artırımının zamanlaması için ilk başta ‘kayda değer bir zaman’ geçmesi gerektiğini söylemiş sonra da ‘sabırlı’ olunacağına işaret etmişti. En son sabır kelimesini de atan FED Başkanı Janet Yellen, "Sözlü yönlendirmedeki değişiklik mutlaka gelecek iki toplantıda faizin artacağı şeklinde okunmamalı," dedi. Edebiyatın finansal piyasalarda bu kadar önemli olabileceğini düşünmemiştim.

  FED, piyasalarla iletişim sağlamak için sözel yönlendirme aracını kullanıyor. FED piyasalarda çalkantıya neden olabilecek sürprizlerin yaşanmaması ve varlık fiyatlarında aşırı bir oynamayı engellemek için doğrudan piyasayı faizlerle ilgili alacağı karar hakkında hazırlıyor. Kullanılan her kelime, her cümle analistler için önem arz ediyor ve piyasalar da bu sözlere göre doların geleceğini belirliyor. Örneğin “sabır” kelimesinin kaldırılması piyasalar tarafından FED’in faiz artışına yaklaştığı şeklinde anlaşılmasına neden oluyor. FED seçtiği kelimelere çok dikkat ediyor çünkü zamanında FED eski Başkanı Ben Bernanke Mayıs 2013’de yılsonuna doğru varlık alımını azaltmaya gideceğini açıkladığı zaman piyasalar eylülde aksiyon alınır sanarak ciddi bir şekilde sıkıntıya düşmüş ve FED bu reaksiyonu gördükten sonra belki de varlık alım programını biraz daha uzatmaya karar vermişti. Yani bazen FED bu tip sözlü yönlendirmelerle aksiyon almadan önce halkın tepkisini de test edebilir ve tepki istenmeyen şekilde gelirse hareketlerini ona göre şekillendirebilir.

 Okuyucularımız için başta ABD faizlerinin artmasından dolayı zorlu geçeceğe benzer bir yılda ne gibi yatırım önerileri sunabilirsiniz?

Öncellikle uluslararası döviz işlemlerinin yapıldığı Forex piyasası ABD’nin ve diğer gelişmiş ülkelerin faiz arttırma sürecinde birçok fırsatlar sunabilir. Bahsettiğimiz gibi Japonya’nın yavaşlayan ekonomilerini canlandırmak için para basmaya devam edecek olması, ABD’nin aksine faiz arttıracak olması USD/Japon Yeni gibi paritelerde yatırım imkânı yaratabilir. Bununla beraber dünya ekonomilerinin yavaş yavaş büyüme sürecine giriyor olması da buğday, kahve gibi emtia piyasasında ciddi fırsatlar yaratabilir. 

 BİZİ BİR DÜNYA TURUNA ÇIKARMANIZI RİCA ETSEM...

JAPONYA  İÇİN PATLAMAK ÜZERE OLAN BİR BOMBA YORUMLARI VAR.

Japonya’nın en büyük sorularından biri kamu borçları. Japonya’nın kamu borcu gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık %226’sına denk geliyor. Bu yüzden Japonya uzun vadeli faiz oranlarını düşük tutabilmek için yüksek miktarda parasal genişleme uyguluyor. Şimdilik bu borçlar risk değil ama gelecekte mali disiplin sağlanamazsa sorun yaratabilir.

ÇİN BU YIL YÜZDE 7 İLE SON 25 YILIN EN DÜŞÜK BÜYÜMESİNE İMZA ATACAK GÖRÜNÜYOR. FAİZLERİ İNDİRDİLER BAŞKA NE TÜR ÖNLEMLER ALINABİLİR? SONUÇLARI NE OLUR?

Çin ekonomisi düşük ücretli iş gücü sayesinde ihracat odaklı büyüme yöntemini sürdüremeyeceğinin farkına vardı. Bu yüzden iç talebi arttırmak gibi farklı büyüme modellerine yöneliyor. Para politikası adına faiz silahını kullanmaktan başka yapacağı alternatif yok gibi ancak Çin ekonomisi kendi içinde çok kapalı ve şeffaf değil bu yüzden sonuçları öngörmek zor oluyor bu da Çin’in hep riskli bir ülke olduğu algısını yaratabiliyor.

RUSYA-UKRAYNA  CEPHESİNDEN VE PETROLDEN SÖZ EDECEK OLURSANIZ?

Rusya ile Amerika arasında belki de içine Suudi Arabistan’ın ve İran’ın da girdiği yeni bir soğuk finansal savaş söz konusu. İran’ın nükleer enerji görüşmeleri ve yaptırımlar, Rusya’ya uygulanan yaptırımlar, petrolün fiyatının Suudi Arabistan ve OPEC desteğiyle normalde hiç olmaması gereken bir seviyede tutuluyor olması hep bu çatışmanın getirdiği sıkıntılar. Amerikalılar için bu metot yaramış gibi görünüyor zira Rus parası yüzde 50’ye yakın değer kaybetti, Rusya’nın Ukrayna yaklaşımı son zamanlarda eskisi kadar sert değil ve İran da bir nükleer anlaşmaya yakınlaşıyor gibi gözüküyor. Önümüzdeki bir sene içinde bu sorunlar bir kenara bırakılabilirse petrol fiyatının yine olması gereken seviyelere, yani bence 70 dolar civarlarına taşındığını görebiliriz.

PEKİ DÜŞEN PETROL FİYATLARI KARŞISINDA OPEC’İN ÜRETİMİ KISMAMA KARARI ABD’DEKİ KAYA PETROLÜ PİYASASININ ÇÖKMESİNE SEBEP OLUR MU?

Petrol fiyatlarının düşmesi kaya gazı teknolojisinin çökmesine neden olmayabilir ancak, olumsuz etkilediğini söyleyebiliriz. Örneğin şu an kaya gazı için yapılan sondaj çalışmaları son üç yılın en düşüğünde ve azalmaya devam ediyor. Kısa vadeli olarak olumsuz etkilense de orta uzun vadede kaya gazı sektörü güçlenmeye devam edebilir. 

AVRUPA MERKEZ BANKASI PARASAL GENİŞLEMEYE BAŞLADI. AVRUPA’NIN BÜYÜMESİ KONUSUNDA İYİMSER MİSİNİZ? TÜRKİYE BUNDAN BİR FAYDA GÖRECEK Mİ?

Avrupa bölgesinin sorunu sadece para politikasıyla çözülebilecek türden değil. Para politikası ekonomiyi bir miktar canlandırabilir ancak, kalıcı büyüme için kamusal reformlar ve planlamalar gerekmektedir. Türkiye’nin en büyük ticaret partneri Almanya ve Avrupa bölgesi bu yüzden Avrupa bölgesinin toparlanması bizim için olumlu olacaktır.

EURO/DOLAR PARİTESİ EŞİTLENİR Mİ? 

Uzun vadede Avrupa Merkez Bankası ile Amerika Merkez Bankası'nın para politikasındaki ayrışmadan dolayı paritenin eşitlenme ihtimali var. 

YUNANİSTAN KONUSUNDA PİYASALAR RAHAT BİR NEFES ALMIŞ GÖRÜNÜYOR. SİZCE YUNANİSTAN ‘KURUMLAR’ İLE VARILAN ANLAŞMASINA SADIK KALABİLECEK Mİ? YUNANİSTAN BİR RİSK OLUŞTURMAYA DEVAM EDER Mİ?

Yunanistan sorunu şimdilik çözülse de ilerleyen süreçte piyasaları rahatsız etmeye devam edebilir. Çünkü Yunanistan’ın 240 milyar Euro ödemesi gereken borcu var.

 

 

*Bir ülkenin kendi parasının değerini, diğer para birimleri karşısında düşük tutmaya çalışıp bu durumu ihracat için avantaja dönüştürmesi.

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın