Ve ‘En İyi Siyasi Demeç’ Oscar’ı…

Son yılların en politik töreni olarak nitelendirilen 87. Oscar Ödülleri Töreni’nde altın heykelciğe hak kazanan birçok sanatçı kendilerine teşekkür etmek için verilen kısıtlı saniyelere destekledikleri davalarla ilgili mesajlarını da sığdırdı

Bu yılki Akademi Ödülleri Töreni Los Angeles’ın ünlü Kodak Tiyatrosu yerine pekâlâ Washington’da Capitol Hill’de de yapılabilirdi. Bu yılki adayların yüzde 93’ünün beyaz ve yüzde 76’sının erkeklerden oluşması zaten eleştirilere neden olmuş, törenin atmosferinin siyasi ağırlıklı olacağını hissettirmişti.  Buna bir de sosyal medyada #askhermore (ona daha fazla soru sor) hashtag’iyle kırmızı halıda aktrislere ne giydiğinden çok mesleği ile ilgili soru sorulmasını talep eden bir hareketin, Reese Witherspoon başta olmak üzere büyük destek toplaması eklendi.

Söz konusu hareketle bağlantısı var mı bilinmez fakat ödül töreninin kendisi kadar ilgi çeken Kırmızı Halı röportajlarının yaratıcısı Joan Rivers sinema dünyasında geçtiğimiz yıl kaybedilenler için düzenlenen anma bölümünde onurlandırılmadı. Basitçe unutuldu mu? Sebep ne olursa olsun bu eksiklik, çekimlerinin on iki yıl sürmesiyle sinema tarihinde bir devrim yaratan ‘Boyhood’a ‘En İyi Film’ veya ‘ En İyi Yönetmen’ ödüllerinden en azından birisinin bile verilmemesi kadar ayıp karşılandı. En azından ‘Boyhood’ filmi ismiyle olmasa da üzerinde harcanan emekle aynı ismi çağrıştıran ‘12 Yıllık Esaret’ filminin 2014’te ‘En İyi Film’ ödülüyle birlikte aldığı ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ ödülünün aynısını kaptı.

Annesi tarafından Yahudi olan Patricia Arquette, ödülünü alırken şu sözleriyle özellikle Meryl Streep ve Jennifer Lopez’den büyük alkış topladı: “Doğum yapan her kadına, tüm vergi ödeyenlere ve vatandaşlara sesleniyorum: Artık maaşlarda eşitlik olmalıdır ve bu ülkede kadınlar eşit haklara sahip olmalıdır.” 

Hiç şüphesiz 22 Şubat gecesine damgasını vuran ve seyircileri ağlatan konuşma ‘En iyi Orijinal Şarkı’ dalında Oscar ödülünü kapan ‘Selma’ filmine ait ‘Glory’ parçasını seslendiren rapçı Common ve John Legend’dan geldi. Martin Luther King’in Selma’da başlayan efsanevi yürüyüşünün sonucunda kazanılan seçme ve seçilme hakkının 50. yılı kutlanırken geçen yılın Ferguson olayları anımsatılarak, “Selma bugündür!” dendi. Common, sivil hak hareketlerine, Hong Kong demokrasi hareketine ve Fransa’da ifade özgürlüğüne değinirken, Legend 1850’deki kölelerin toplamının bugün hapishanelerde yatan siyahilerden daha az olduğunu söyledi.      

‘The Imitation Game’ filmiyle ‘En İyi Uyarlama Senaryo’ ödülünü hak eden Graham Moore hakkında ilginç bir bilgi: Annesi Susan Sher, ABD First Lady’si Michelle Obama’nın personel şefliğinin yanında, Obama’nın Yahudi cemaatleriyle olan ilişkilerinde irtibatı sağlayan bir numaralı isim. Filmin konusu homoseksüelliği yüzünden devlet tarafından cezalandırılan ve sonunda intihar eden, bilgisayarın babası diyebileceğimiz Alan Turing’in hayatı olunca, kazananın gay haklarına değinmemesi beklenmezdi elbette. Ancak depresyon ile ilgili sözleri hatırda kalacak cinsten oldu. 16 yaşındayken intihara kalkışan Moore kendisi gibi hisseden gençlere, “Kendini hiçbir yere uygun düşmüyor gibi hissediyorsan merak etme; farklı kal, tuhaf kal sonra da bu sahneye çıkıp aynı mesajı sen başkalarına ilet,” diye seslendi. Bu arada Moore heteroseksüel olduğunu belirtiyor.

NSA’nın (Ulusal Güvenlik Dairesi)küresel çapta herkesi izlediğine dair bilgileri sızdıran Edward Snowden ile Hong Kong’da bir otel odasında çekilen ‘Citizenfour’ Yönetmen Laura Poitras’a ‘En İyi Belgesel’ dalında ödül kazandırdı. Poitras, konuşmasında Snowden’ın kişisel mahremiyet ve demokrasiye yönelik tehditleri su yüzüne çıkardığını belirtti. Hemen sonrasında ise Oscar sunucusu Neil Patrick Harris İngilizcede ‘treason’ ve ‘reason’ sözcükleriyle kelime oyunu yaparak  ‘Kendisi bir ihanetten dolayı burada bulunamıyor” esprisiyle havayı yumuşattı. Ne de olsa Snowden kimilerince gerçekten ülkesine ihanet etmiş olarak görülüyor.

Sean Penn’in, Birdman filminin yönetmeni Alejandro Inarritu ile olan samimiyetine dayanarak kendisine ödülünü verirken “Kim bu o…ç…’na yeşil kart verdi?” demesi salondaki yüzlerde hafif dehşete yol açtı. Penn’i kucaklayan Inarritu içinse bu şaka gelecek nesil göçmenlere en az kendilerine olduğu kadar saygı ve itibar ile davranılması dileğini dile getirebilmesi için bir fırsat verdi. Inarritu geçen yıl Gravity ile heykelciği kapan Yönetmen Alfonso Cuaron ile aynı kökenden olmasını “Akademi şüphe uyandırıyor, üst üste iki sene iki Meksikalı” sözleriyle hicvetmekten de geri kalmadı.

87. Akademi Ödülleri Töreni sosyal adalet, kadın hakları, sivil haklar, eşcinsel hakları, özel yaşamın gizliliği hakkı ve göçmen sorunlarının hepsine birden parmak basmasıyla en politik törenlerden biri olarak hatırlarda kalacağa benziyor.

HOLOKOST FİLMİ IDA, OSCAR KAZANDI

Konusu Katolik bir rahibenin, Holokost kurbanı bir ailenin çocuğu olmasını keşfetmesi olan Polonya filmi Ida, ‘En İyi Yabancı Film’ dalında Oscar kazandı. Ida, Oscar’a layık görülen ilk Polonya filmi oldu.

Filmin hem senaryo yazarı hem de yönetmeni olan Pawel Pawlikowski’nin büyükannesi de Auschwitz’de katledilen 1 milyon Yahudi kurbanın arasında idi.

1962 Polonya’sında geçen ve siyah beyaz olarak çekilen film uluslararası film otoritelerinin beğenisini kazandığı kadar, Polonya’yı dünya kamuoyuna Holokost günahında büyük rolü olan bir ülke gibi  gösterdiği için de eleştirilmişti.

İlk gösterimi 2013 yılında yapılan ve Polonya’daki birçok film ödülünü alan Ida’nın uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmesi,  bu suçlamalar nedeniyle oldu. Yönetmen Pawlikowski ise eleştirileri “Polonya aşırı sağının nefret söylemi” olarak nitelendirdi ve “cevap vermeye bile değmez” yanıtını verdi.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın