Salzburg’da yüz bir yaşında...

Hafta arası yazlık evin bahçıvanının ısrarlarıyla pazar günü Ada’ya gittik. Kabataş’a giden yol bomboştu. Motorun kalkmasına yarım saat vardı. Sabahın erken saatinde seyyar köfteciden yayılan kokular arasında küçük hasır taburelerin birine oturup çayımı yudumladım. Nereden çıktıklarını anlamadığım çeşitli satıcılar turistleri ablukaya aldılar. Renk renk şallar, güneş gözlükleri, çakma saatler, tesbihler, daha neler neler. Gezgin bir mini Dubai alışveriş merkezi sanki…

Erken geldik derken az daha motoru kaçırıyorduk. Ne özlemişim bu yolculuğu. Yanında kalorifer olan bir sıraya geçip oturduk. Neyse ki etrafta komşu ülkelerden üç beş çocuğuyla bağırarak koşuşturan kimse yoktu. Eşim (içimi karartan) gazetesini, ben de kitabımı okumaya başladım. Ara ara gözlerim kapandıysa da yol çok keyifli geldi. Ada’ya yanaştık. Akın akın insan indi motordan. Sadece iki tanıdığa rastladık. Gerçi artık kışın çok sık ulaşım aracı var. Yine de içim burkuldu. Belediye Kahvesi tenhaydı. Güneş etrafı henüz ısıtıyordu. Yolu uzatıp sahilden gitmeyi yeğledik. Deniz billur gibiydi. İrili ufaklı taşlar tek tek seçiliyordu. Yürüyüş yapanlar sessiz, iyot kokusunu içlerine çekiyorlardı sanki. Benim için Ada’nın en güzel yanı bu. Bir anda şehirle ilgin kesiliyor; sorunlar arkanda kalıyor ve temiz hava ile arınıyorsun. Ada’yı mevsim dışı solumak bir başka güzel… Belki de bilinçaltında Ada’nın eski halini, edep erkân bilen ama artık uğramaz olan aileleri, esnafı hayal ediyordum.

Nihayet evdeyiz. Bahçıvana gereken talimatları verdikten sonra farklı bir yoldan dönüyoruz. İskele kalabalık. Oturup bir şeyler yiyoruz. Olmazsa olmazlardan Büyükada Fırını’na uğruyoruz. Biraz sohbet derken geleneksel alışverişi yapıyor ve motora biniyoruz. Eşim gazetesine, ben de kitabıma…

Derken eşim gazetesini ikiye katlayıp önüme koyuyor, ‘Oku’ diyor.

***

Cumhuriyet Gazetesi (14.12.2014) yazarlarından Ahmet Arpad pazar günkü, ‘Düşle gerçek karışımı bir kent; Salzburg’ başlıklı makalesinde çok ilginç konuları birbirine bağlamış. Okumamış olanları düşünerek yazının kısa bir özetini vermek istedim.

Viyana doğumlu ünlü yazar Stefan Zweig, yaşamının en verimli yirmi yılını Salzburg’da geçirir. Ölümünden sonra evi müzeye dönüştürülmek istenir. Bir türlü izin çıkmaz. Oysaki Zweig yaşamı boyunca savaş karşıtı olmuş; edebiyatın toplumlararası barışı sağlayacağına inanmıştı. Büyük çabalar sonucu 2008’de bir Stefan Zweig merkezi açılır. Yazarın doğumunun 133. yılında ise Salzburg Pedagoji Enstitüsü’ne adı verilir.

Tören gecesi salonda bulunan 101 yaşındaki Salzburg Yahudi Cemaati Başkanı Marko Feingold, yaşamının altı yılını Auschwitz ve Buchenwald’de geçirmiş. Hâlâ çağrıldığı her yere konuşma yapmaya gidiyor.

Bazıları için yaşam böyle bir olgu. İnandığınız yolda hep ilerleyeceksiniz.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın