Düzen ve değişim

Yazılarımı internetten takip edenler bilmezler. Basılı gazetedeki köşem de yaşam gibi: Gezgin! Bir yazımın yayınlandığı her seferinde, gazeteyi elime aldığımda şöyle bir aranıyorum. Nerede bu yazı? Hangi sayfada yayınlanmış bu ay? Sayfanın sağında mı? Solunda mı?  Hatta çok seyrek de olsa, sayfanın ortalarında “köşe”liğini unutmuş bir yazı gibi mi? Bir reklam mı girmiş düzenini alt üst etmiş sayfanın? Önceleri sıkılıyordum. Öyle ya, her ne kadar yazıda amaç mesajımın açığa çıkması ile güneşin ışığını salması, ağacın yapraklarının gölgesini sunması gibi ilgilenenlerin, ihtiyacı olanların gözüne, aklına, ruhuna düşmesi ise de egoma yenik düşüp; “okur, yazarını hep aynı sayfada görmek ister” diye düşünüyordum. Öyledir de. Ben takipçisi olduğum yazarları –kağıt gazete okuduğum zamanlarda- hep aynı köşede bulmak isterdim. Arkadaşını hep aynı evde bulmak ister gibi... Ya da evdeki eşyalarını, düzenini hep aynı sistemde bulmak ister gibi.  

Bir ara, kahvelerimi mutfağımda 10 senedir yerleştikleri dolaptan alıp, başka bir dolaba taşımıştım. Aradan yıllar geçmesine rağmen, halen gün olur -bazan yorgun ve bitkin ya da sabah erken uyku mahmuru- onları eski dolapta ararım. Beyin yeniye alışsa da gün olur eskiye takılır çünkü. Alışkanlıklar -zamanla oluştukları gibi- zamanla sökülüp atılırlar sistemimizden. Değişime direnç gösterdiğimizden uzun sürer bu süreç.  Oysa değişim, özüdür yaşamın. Biz hep aynı kişi olarak biliriz kendimizi.  Hâlbuki dünyaya ilk gözümüzü açtığımız andan itibaren sayısız kere değişmiş, sonsuz kere dönüşmüşüzdür. Ne düşüncelerimiz aynıdır, ne tek bir hücremiz kalmıştır doğduğumuz andan bu güne yaşamını idame ettiren. Sekiz yıllık süre içinde bedenimizdeki tüm hücrelerin yenilendiğini söylüyor bilim adamları. Değişim, reddetsek de, dirensek de, o denli parçası var oluşumuzun. O denli gerçek. O denli engellenemez. Geciktirilebilir bazan bir miktar. Ama her geciktirme,  bir acı reçete sunar insana. Değişim zamanı gelmişse yaşamda, yüreklilikle kabul etmeli değişimi. Değişimin melodisine, dansı ile uyum sağlamalı insan. 

Köşe yazısı sayfa sayfa geziyor mu gazetede? Varsın gezsin. O da bu dansın bir parçası. Dansa eşlik etmek isteyen okur bir yolunu bulur elbet, uyum sağlamanın. Bir başka değişim ise, kış sezonu için buradan sizlere on beş günde bir seslenecek olmamdır. Kalemim elverdiğince.

Editörüme not: Canım editörüm, sen yazdıklarıma bakma, yine de gel, sabitleyelim şu köşenin yerini.  

Sanat ve yaşam gezginlerine not: Kasım ayı sanat çevrelerinde çok yoğun geçeceğe benzer. Bir yandan tasarım bienali ile bienale bağlı akademik aktivitelerin yanı sıra çok ilginç olacağını sandığım tasarım rotaları; öte yandan Contemporary İstanbul. Sergiler, paneller, konuşmalar... İnsan hangi birine yetişeceğini bazan bilemiyor. 

İnsanların yaşamında olduğu kadar, toplumların yaşamlarında da değişimlerin farkına varmak önemli. Türkiye’de Kadın Üniversitesi’nin (İnas Darülfünunu) 1914 yılında kuruluşunun anısına kadının toplumdaki yeri o gün neredeydi, bugün neredeyi irdelemek üzere İstanbul Kadın Müzesi’nin yönetiminde gerçekleşecek olan ‘Akademide Cinsiyet Eşitliği’ konulu uluslararası bir sempozyumu ve bu sempozyum çerçevesinde Yunan Başkonsolosluğu Sismanoglio Megaro’da açılacak ‘Kadınların Üniversitede 100 Yılı’ sergisini de izlemekte fayda var. Sergi 21 Aralık’a kadar sürecekse de sempozyum 7-10 Kasım tarihlerinde. 3-8 Kasım günlerinde ise Kapital Medya’nın düzenlediği Brand Week İstanbul kapsamında aralarında medya sanatçısı, fütürist ve “felsefi espresso shot” olarak tanımladığı iki dakikalık kısa film serileri ile 13 milyon izlemeye ulaşan internet fenomeni Jason Silva dahil çok değerli konuşmacıları dinlemek mümkün. 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın