Düşlerin, sevdanın ve şiirin ressamı MİRÓ

S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi, bize yine bir dehayla tanışma fırsatı sunuyor. 20. yüzyıl resim sanatına damgasını vurmuş isimlerden biri olan, sembollerin efendisi, leke ustası Joan Miró, çok renkli ve sıra dışı dünyasını yansıtan 125 eseriyle 1 Şubat tarihine kadar resim severleri bekliyor olacak. ‘Kadınlar, Kuşlar ve Yıldızlar’ başlıklı, resim, heykel, dokuma, baskı ve şiir kitaplarından oluşan sergi, sanatçının Akdeniz kültüründen aldığı ilhamın farklı şekillerdeki tezahürüne tanıklık ediyor…

Düşlerin, sevdanın  ve şiirin  ressamı MİRÓ

SİMGELERİN ŞÖLENİ

SSM, Barselona’daki Joan Miró Vakfı, Mayorka’daki aile koleksiyonu Successio Miró ve yine Mayorka’daki Pilar ve Joan Miró Vakfı işbirliğiyle gerçekleştirilen sergi, üç yıllık bir çalışmanın ürünü. SSM yetkilileri, bu sergiyi özel kılmak için her türlü girişimde bulunarak tüm yapıtları, belgeleri, özel eşyaları, fotoğrafları ve şahane belgeseliyle Miró’yu sadece sanatı ile değil, tüm insani yönleriyle tanıtmaya çalıştılar, bana göre başardılar da… 22 Eylül’de gerçekleşen basın toplantısında Miró Vakfı Müdürü Rosa Maria Mallet sanatçı Miró’yu anlatırken ustanın sanat tarihçisi torunu Joan Punyet Miró da dedesiyle olan ortak anılarını aktardı.

 ‘Kadınlar, Kuşlar ve Yıldızlar’, sanatçının olgunluk dönemi eserlerini ve şimdiye kadar hiç sergilenmemiş bazı kişisel eşyalarını barındıran, olağanüstü renkleri, hayal dünyamızı zenginleştiren anlatımı ve minimalist çizgisiyle cıvıl cıvıl, hayat dolu bir seyirlik. Yüzümde koskocaman bir gülümsemeyle gezindim rengârenk, çöp yıldızlı, çizgi kuşlu, bol noktalı resimlerin, düş gücümü test eden heykellerin arasında. Önünde dakikalarca durarak ne anlattığını anlamaya çalıştığım tabloların ortak özelliği, köşedeki imzayı görmesem de, bir Miró yapıtı olduğunu gösteren naif, çocuksu ve özgün formlarıydı. Bu sergide kendi tarzını yaratmış, temalarını belirlemiş, farklı malzeme ve teknikleri ilişkilendirerek en iyi sonucu almaya çalışan tecrübeli bir Miró görüyoruz.

Dört bölüme ayrılan sergi, 1936’dan itibaren Miró’nun çeşitli dönemlerini mercek altına alıyor.  Birinci bölümde (1938-1956)  Miró’nun André Breton’un yazdığı kitap için yaptığı Takımyıldızlar’ı görüyoruz. İkinci bölüm ise serginin can damarı. 1973’te Miró’nun eski bir ahşap üzerine yaptığı çalışma, bu bölümün en önemli eserlerinden. Torununun Mayorka’daki evinden gelen bu yapıt, ona göre dedesinin radikal yönünü temsil ediyor. Üçüncü bölümünde litografiler ve baskılar, dördüncüsünde ise halılar yer alıyor.

İşlerinde zamanın geçişi, hayat döngüsü, doğurganlık, cinsellik, şiddet, kaygı, müzik ve şiiri konu edinen sanatçının kendini ifade etme tarzı, yaşadığı devre göre değişse de özünde hep aynı kalmış. Bu arada eserlerin adlarının uzunluğu dikkatimden kaçmıyor; ‘Gülpembe alacakaranlık kadınların ve kuşların cinselliğini okşuyor’ ya da ‘Göl kenarında kuğunun geçişiyle ışıldayan kadınlar’ örneklerinde olduğu gibi. Başlık, sanatçı için adeta bir start düğmesi… Tabloların arasında dolaştıkça perspektif, gölgeleme ve ayrıntıların Miró resminin temel unsurları olduğunu fark ediyorum. Usta, resimlerinin içine şiirler, kelimeler, objeler katmış. Şiirleri resimleştiren, resimleri şiirleştiren sanatçı tanımlanması bundandır. Yıldız, ay, güneş, kadın, kaçış merdiveni, takımyıldızlar, üç tel saç, kırmızı renkli kadın cinsel organı ve lekeler çoğu işini süsleyen neredeyse daimi öğeler. 1920’lerde oluşturduğu ve ömrü boyunca sadık kaldığı bu semboller, insanın bilinçaltına ve doğa, hayat, gökyüzüyle kurduğu ilişkiye dair simgeler; buna rağmen her tablosu farklı bir anlatımın kapılarını açıyor.

MALZEMELERİN SIRA DIŞI EVLİLİĞİ

Heykellerine gelince... Hepsi beni gülümsetti. Sadece sanatı yönünden değil, Miró’nun mizah ve hayal dünyasını ortaya koymaları açısından da dikkat çekiciler. Heykelleri için kullandığı malzemeler oldukça ilginç; çevresinde bulduğu ve beğendiği her türlü objenin düş dünyasında bir karşılığı var, tıpkı bir kaşık, bir dikiş makinesi ya da bir vananın olduğu gibi.  Bunları bir araya getirerek oluşturduğu kompozisyonlar, inanılmaz yaratıcı. Mesela torunu anılarını anlatırken, çocukken kaybettiği bir oyuncağını yıllar sonra dedesinin bir heykeline konuşlanmış olarak gördüğünden gülerek söz etti. Miró Vakfı’nın on seneden beri girişinde yer alan ve ET filmi için Spielberg’e ilham verdiği söylenen bronz ‘Kişi’ (1970),  ünlü  ‘Kadın ve Kuş’ (1967) ve kırmızı bacaklarıyla ‘Kaçan Kız’, sergide görebileceğiniz harika heykellerden sadece bir kaçı… Özellikle kolları ve kocaman cinsel organıyla bir uzaylıyı hatırlatan ‘Kişi’ ziyaretçilerin en çok birlikte fotoğraf çektikleri heykel.

Miró, meslektaşı Dali gibi İspanya’nın Katalan bölgesinden. Özgür kişiliğini bu toprakların ruhundan almış.  Resme olan kural yıkıcı yaklaşımı, farklı geometrik ifadesi ile Sürrealist akımın öncülerinden biri sayılsa da,  Joan Miró kendini hiçbir zaman belli bir sınıflamanın içine hapsetmeyi kabullenmez. Soyut resmi çağrıştıran çizgileri içinse; “Bana göre hiçbir form soyut değildir, her zaman bir şeyin işaretidir. Bu bir insan, kuş ya da başka bir şey olabilir” diyerek yeni bir resim dilinin işaretlerini verir.  Yaşamı boyunca edebiyat ve özellikle şiire tutkun olan Miró, okuduğu eserlerle sanatı arasında bir paralellik kurmuş ve sanat yolunu adeta bunların kendisinde yarattığı duygulardan yola çıkarak çizmişti. Başta André Breton ve Tristan Tzara olmak üzere Nietzsche, Apollinaire, Rimbaud, Mallarmé, Saint Pol Roux gibi isimlerden etkilenen sanatçı, resmi saf bir şiir gibi görür, kompozisyonlarında renk ve biçime, temadan önce rol verir. Evrensel konulara değinen ressamın, doğru olanla olmayan, hak olanla olmayan arasında çok net bir duruşu vardır. Duvar resimleri, kamuya ulaşmak isteyen sanatçı için bir araçtır. Eskiz çizmez, objeleri bir araya getirerek yaratır. Disiplinli, bir o kadar da çalışmaya bağımlı olan Miró, ünü yakalamasına rağmen son yıllarına kadar üretti, kendini sürekli yeniden keşfeden bir sanatçı ve iyi bir aile babası olarak düzgün bir yaşam sürdürdü.

Sabancı Müzesi’ndeki Miró sergisine konferans ve film gösterimleri de eşlik edecek. Londra National Gallery Koleksiyonlar Müdürü Dr. Ashok Roy ve Getty Konservasyon Enstitüsü Bilim Bölümü Direktörü Dr. Tom Learner’in katılımıyla sanat eserlerinin sırları, sanat konservasyonu konuşmaları gerçekleştirilecek. Yine sergi süresince Luis Bunuel, Carlos Saura ve Pedro Almodovar gibi İspanyol sinemasının usta isimlerinin filmleri gösterilecek. İkinci Dünya Savaşı sırasında yarattığı bir seri olan Consellations, Miró’nun en bilinen resimleridir. Bu seriden yapılmış çok özel bir kitap da İstanbul’da sergilenecek. Bu özel baskıdan dünyada sayılı miktarda bulunuyormuş.

Yolunuzun düşmesini beklemeyin! Gidin görün Kadınları, Kuşları ve Yıldızları Miró’nun gözünden, pişman olmayacaksınız. Ayaklarınızı altına serilen şahane Boğaz manzarası da cabası…

 

 

“Benim için bir obje her zaman canlıdır. Bir sigara, bir kibrit kutusu bazı insanlardan çok daha keskin bir şekilde gizli bir yaşam içerir... Bir ağacı görüyorum ve nefes alan bir şeymiş gibi şoke oluyorum...”

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın