Gülmek, kahkaha atmak...

Psychology Today Dergisi yazarı Dr. Pamela Gerloff 2011 yılında yazdığı yazısında dört yaşında birinin günde üç yüz kere, kırk yaşında birinin ise günde sadece dört kere güldüğü hakkında bir istatistik okuduğundan bahsetmişti. Yazıda bahsedilen istatistiğin doğrulanıp doğrulanmadığını veya bu konuda daha ileriki yıllarda bir çalışma yapıldığını bilmiyorum. Net anladığım tek bir şey var. Demek ki gülmek, hatta kahkaha atmak yıllar geçtikçe zorlaşıyor. 

Bir de gülmenin, hatta kahkaha atmanın toplum içinde ayıp sayıldığı kültürler var. Bir mutluluk ve güven ifadesi olan kahkahanın bir rahatlık, mahcubiyetsizlik olduğunu hiçbir zaman düşünmedim, zira günümüzde her an kahkaha atmak o kadar ki…

Birçok kişinin belki bir yıldır en uzun tatilini yapabilme şansına eriştiği, arka arkaya dokuz gün alarm kurmadan geç kalkma lüksüne sahip olanların bile o günlerde günde dört kere kahkaha attığını hatta bazılarının günde dört kere gülümsediğini bile sanmıyorum. İnsanların kafası inanılmaz dolu; güncel olaylarla, işlerle, özel hayatlarıyla, özel dertleriyle…

Bence gülmek ve kahkaha atmak biraz güven ve rahatlayabilme meselesi. En neşeli olduğunuz, “gözlerimden yaş gelene kadar güldüm” dediğiniz anlarda yanınızda olanları düşünürseniz, zaten arkadaşınız, dostunuz, yakınınız olanlar olduğunu hatırlayacaksınız. Başta ben olmak üzere çoğu insan Yeşilçam misali “şuh kahkahaları” karşı cinsten beğendiklerinin yanında atmaz. Bilinçaltında daha kontrollü olur. Kahkaha atmak planlı olmaz, bir anda oluverir.

Kahkahanın bir de insan vücudunda pozitif etkileri var; kaslarımızı esnetir, vücudumuza giren oksijen miktarı bile artar güldüğümüzde. Hatta egzersiz yaparken gülmenin, daha çok kalori yaktığı bile söylenir. Yine de siz bu son yazdığıma güvenmeyin, sporunuzu yapın, gülücükleriniz de kahkahalarınız da yanınıza kar kalsın. 

Artık maalesef dört yaşında değiliz, çoğumuz kırk da değiliz ama maalesef çok uzağımızda değil.

Kırklı yaşlarda, 2014’ün İstanbul’unda günde dört kere kahkaha atabiliyorsak eğer, ne mutlu bize…

***

On sekiz yaşımdan bugüne kadar, beni temsil etmesini istediğim kişiyi seçmek için her zaman aksatmadan oy verdim. Belediye başkanı seçimlerinden, Hahambaşılık seçimine, mahallemizin muhtarından, başbakan seçimine kadar. Bazen istediğim aday kazandı, sevindim. Bazen kazanamadı, üzüldüm. Ancak her seferinde oy verdiğim için mutlu oldum. Yurtdışında oy veren arkadaşlarımla ise gurur duydum. Seçeceğiniz aday kim olursa olsun kazanacağının garantisi yok, ancak oy vermezseniz başkalarının adayının seçileceği garanti. Bu hafta sonu oy vermeniz dileğiyle…

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın