Bazen küçücük bir adım...

Biz mezun olurken -gerçi ortaokul mezuniyetimizdi ve bir kız okulundan mezun oluyorduk- okul müdürümüz, Fransız rahibe, Soeur Margueritte Marie şu sözlerle uğurlamıştı bizleri “Je veux que vous soyez des femmes dignes / Saygıdeğer kadınlar olmanızı isterim.” “Bu okulda geçirdiğiniz beş yıl boyunca (iki sene hazırlık ve üç yıl ortaokul okumuştuk bizler) bunun için çaba sarf ettik. Sizlere bir lisanın çok ötesinde; bir kültür, bir bakış açısı, bir yaşam duruşu kazandırmayı hedefledik. Yaşamınız boyunca değerlerinize sahip çıkmanızı dilerim.”

Bir kısmını o söylemişti, bir kısmını da herhalde ben ona mal ederek yaşam yolculuğumda ekledim üzerine. Üzerinden iki yıl geçip de lise sonda bir başka Fransız okulunda, bu sefer bir rahipten, M. Pierre’den felsefe dersi alıyorduk. Derse ilk girdiği gün, genel kültür nedir diye sormuştu bizlere. Ardından kendi sorusunu kendisi cevaplamıştı: “Tüm öğrendiğimiz bilgileri unuttuktan sonra geriye kalandır genel kültür.”

O zamanlar hem etkilenmiş, hem üzerinde uzunca düşünmüştüm bu cümlelerin. Kendimce anladığımı sanmıştım. Kim bilebilirdi ki o zamanlar 20lerinde olan bizlerin, ancak yıllar sonra, kendi çocuklarımızın mezuniyetinde, geçmişten aklımızda kalan bu sözleri, bambaşka düşüncelerle birleştirip çoğaltacağımızı?

Evet, saygıdeğer, güvenilir, onurlu çocuklar yetiştirmek istiyoruz her birimiz. Ama bunun yanı sıra önce kendine saygılı, önce kedini seven ve önce kendine güvenen çocuklar yetiştirmek istiyoruz. Tıpkı genel kültürün tüm bildiklerimizi unuttuktan sonra geriye kalan tortu olması gibi, yaşam mucizesinin de tüm karşılaştığımız insan ve olaylara tepki veriş tarzımız olduğu sonucuna vardım son zamanlarda.

Bu ay, liseyi bitirmekte olan gençlerimiz üniversite sınavlarına girerek yaşamlarında yeni bir dönemece yönelecekler. Sınavlardan beklentileri her ne olursa olsun, aslında sonuçlar belirleyecek yaşamlarında bundan sonra alacakları yolu. Kimi hayal ettiği bölüme girecek, kimi öngörülerinden farklı bir yola sapacak. Yaşam öyle bir yolculuk ki, deneyimlemeye başlamadan önce, gelecek yaşamına bir pencereden bakıyor insan. Pencerenin ardındaki manzara ne kadar iç açıcı ve keyifli görünse de, kapıyı açıp yola koyuluna dek anlayamıyorsunuz her keyfin ne kadar çaba, ne kadar zorluk, ne kadar ter sonucu oluştuğunu. Zamanla, yürüdüğü yola uyumlandıkça öğreniyor insan:  mutluluk ve başarı işin zorluğundan çok, bizim tepkilerimizle doğru orantılı. Önemli olan hangi bölüme girip, hangi meslek eğitimini aldığımız değil. Önemli olan okuduğumuz okulda, çalıştığımız işte, yaşadığımız ortamda, tepkilerimizle, yaklaşımımızla farkı yaratabilmek. Yaşamın bütününde ne yaptığımız bir detay. Oysa yaptığımızı nasıl yaptığımız yaşamın ta kendisi. Mucize ise tam orada. Yüreğimizin aksiyon ile buluştuğu noktada. 

Önümüzdeki günlerde üniversite sınavına girecek tüm gençlerimize mucizeyi yaratacakları bir yaşam deneyimi dilerim.

Ulu önderimiz Atatürk’ün dediği gibi geleceğimizi onlar kuracaklar. Soma’nın acısı daha yüreklerimizde taptaze iken, toplumu hak ettiği insanlık seviyesine çıkarmak belki de onlara düşecek. Soma’nın ardından gazeteler, sadece Soma’da değil ama yaşamın her noktasında eşitsizliğin, insana insan değeri vermemenin sonuçlarını dile getirmeye başladılar. Bir yılda trafik kazalarında ya da iş kazalarında ölenlerin sayısı Soma’da yiten canlarla karşılaştırıldı. Türkiye’de şiddetten ölen kadınların anısını yaşatmak için internet üzerinden kurulmuş bir anıt sayaç var. Bu yazının yazıldığı gün sayaç 2014 yılı için 85 rakamını gösteriyordu. Bir sergi gezisinde rastlayıp tanıştığım İsrailli barış aktivisti, feminist yazar Rela Mazzali, sohbetimiz esnasında ülkelerinde var olan bir kanunun uygulamaya konmasını sağlayarak evde küçük silahlarla işlenen kadın cinayetlerinin sayısını yılda beşten sıfıra düşürmeyi başardıklarını anlattı. Kanuna göre özel şirketlerin güvenlik görevlilerinin silahlarını eve götürmelerinin yasak olduğunu; ancak bu kanunun uzun süre uygulamaya geçemediğini anlattı.  Nihayet kurucusu olduğu ‘Mutfakta Silah’ grubunun çalışmaları sonucunda grubunun etkisiyle bu kanun uygulamaya konmuş: “Bizden önce bir yılda kaç kadın öldürüldüğünü kimse bilmiyordu. Bunların bağımsız meseleler olduğu düşünülüyordu. Biz buna dikkatleri çektik” derken, daha gidilecek çok yolun olduğunu hatırlatıyordu. “Çünkü militarist toplumlarda, güç erkinin güce sahip olabilmesi için bir kurban yaratması gerekir.” Tarihsel geçmişe bakılırsa topluma en kolay dayatılacak kurban adayı gruplar kadınlar, çocuklar, toplumun güçsüz kesimi ve ötekilerdir. Bu dayatmanın farkında olup herkesi kendinden bilen, kardeş bilen, komşusunu kendi gibi, ama kendini de komşusu gibi seven bir toplum, birliği sağladığından güç erkini de bütünleştirici bir politik yola sokar. Unutmamalı ki, bazan küçücük bir adım, ölümle yaşam arasındaki farkı yaratır. Ve bazan sımsıkı bir kucaklama yaşam kadar değerlidir.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın