Ne çektin be Türkçem!

34 bilmem kaç no’lu araç çıkış yaptı mı?”

“Burak, kalenin sağına koşu yaptı!”

“Oturmasını kalkmasını bilmeyen bir toplum olduk,” diyoruz.

Aslında:

“34 bilmem kaç no’lu araç garajdan çıktı mı; Burak, kalenin sağına koştu; oturmayı kalkmayı bilmeyen bir toplum olduk,” demek istiyoruz.

Anlatım bozukluğu, başımızın en büyük derdi. Kitap okumayan bir toplumuz zaten, bir de Türkçeyi doğru dürüst konuşamayan kişiler program sunduğu zaman işler iyice karışıyor.

Mesela bir sanatçı çıkıp, ‘sağlık sıhhat’ diliyor herkese... Bir başkası ‘özenli ve itinalı’ davrandığını söylüyor son albüm çalışmasında... Öteki, ona gösterilen ‘ilgi ve alakadan’ çok memnun, bir başkası sevenleriyle elektronik ortamda ‘karşılıklı mektuplaşmaktan’ mutlu...

Aynı anlama gelen sözcükleri arka arkaya sıralamak, sadece ne söyleyeceğini bilememenin nedeni. Boşluk doldurmak bir bakıma. Zaman kazanmak, konuşmayı daha nitelikli hale getirdiğini sanmak...

İnsanlara bunlar, denmemesi gerektiğine, şu da benim arkadaşım gibi bir söyleme asla girilmemesi gerektiğine değinmek dahi hata. Türkçe, kişiler için altı tane zamiri kullanıyor rahatça. ‘O’ veya ‘onlar’ varken ‘bu’ ya da ‘şu’ demenin ne âlemi var?

Büyükler böyle konuştukça küçüklerin doğru bir konuşma tarzı geliştirmeleri beklenemez hiç kuşkusuz. Buna rağmen az sözcükle ve yanlış kurulan cümlelerle konuşup birbirimizi anlar hale gelmemiz de işin ironik tarafı...

Bir program sunucusu konuklarını canlı yayında ağırlarken onlara dönüp “Size hoş geldiniz demek istiyorum,” diyor.

De o zaman. Hatta zaten dedin, demiş bulundun bile.

Ya da “Size mesleğinizle ilgili birkaç soru sormak istiyorum,” gibi tuhaf, işin özünü net ve gereksiz bir biçimde laf kalabalığı yaparak ortaya koyma gereği duyuyorlar.

Bu sebeple de lütfen bu işi hakkıyla yapanlar alınmasınlar ama hemen herkes anında program sunucu oluyor. Bir bakıyorsunuz mesleği bambaşka kişiler, iki kelimeyi yan yana getiremezken uygun kuşakta program sunuyor.

Anlatım bozukluğu dediğimiz meselenin yirminin üstünde sebebi var aslında. Bunları yapılan konuşmalar içinde saptamaya kalsak hepimiz televizyonlarımızı kaparız, emin olun.

“Tuhaf falan oldum!”

“Gayet de zamanında gelmiştik.”

“Bu işte bir nüans farkı var.”

“Özel ve devlet okulları kar yüzünden tatil oldu.”

Gibi yanlış cümleler duya duya,  falan olmak, gayet sözcüğünü her yere koymak, aynı anlama gelen fark ya da nüans gibi sözcüklerle cümleleri zorlamak ya da kestirme yola sapayım derken gramer hatası yapmak moda. Öğrenciler, reklamcılar, metin yazarları, gazeteciler bu modaya uyarsa yandı!

Bu modaya uymayın.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın