Gözyaşı ve onur

Hayatta sahip olunmaya değer tek şey gençlik, hem zaman hem de nesil olarak. Hem kendi gençliğimizin hem de gençlerimizin farkına vararak yaşamalıyız. Biri avuçlarımızın arasından çok çabuk kayıp gideceği, diğeri de yeni gelecek gençlere örnek olacağı için…

Bu yazıyı yazmak için son dakikaya kadar bekledim. Pazartesi akşamı katılacağım Holokost Kurbanlarını Anma Töreni’ni yazmak için. Her zamanki gibi, kimi dinlersem dinleyeyim, ne okumuş olursam olayım, bu konuda yazı yazmanın bana yine çok zor geleceğini düşünüyordum. Çünkü İkinci Dünya Savaşı’nı görmüş ve yaşamış bir anneyle babanın çocuğuyum. Savaşla ilgili aklında kalanları anlatmayı seçen hep annem oldu. Hatırladıkları küçük yaşına sığan, silik anılar olduğu için belki de… Ama babam bu konuya asla girmezdi. Gördükleri ona yetiyordu sanki, paylaşırsa yeniden yaşanacaklarmışçasına acı verecekti herkese… Göçmen bir ailenin kızı olmak, öteki olmanın ne demek olduğunu yakınlarından bilmek zorunda kalan bir genç olmak yüzünden olsa gerek, yazamam kolay kolay savaşları… Bu sefer de öyle olacak sanıyordum. Ta ki çocukları görene kadar…

Törende okulumun öğrencilerinden Nesya Eskenazi, Estella Gabay ve Cenk Bonfil; törende görevliydiler. Nesya, piyanoda; Estella da kemanda harikalar yarattılar. Çaldıkları parçadaki tema, keder ve göz yaşıydı. Ne tuhaftır, o dönemin şarkılarını dinlerken, o şarkıların o dönemin olduklarını bilmeseniz bile içinizi bir duygu kaplar. Pazartesi gecesinden önce bu duyguya hüzün derdim, ama bu duygu hüzünden daha ileri, insanın içini yakan bir duyguydu ki adı keder’di…

Çocuklar çalarken ben düşünüyordum. Bir yandan okuduklarımı, dinlediklerimi, annem ve diğer yakınlarımdan Holokost’a ait duyduklarımı, bir yandan da alışmak ve unutmak gibi davranışlara kapılmadan yaşananları zihinlerde ve yüreklerde yaşatan ve insanları enstrümanlarla düşündüren çocuklarımı…

Cenk’in, Başkanımızın konuşmasındaki alıntı ses oluşu, onun kendine güveni, güzel ifade yeteneği, karizmatik ses tonu, akıcı dili; beni bu düşündürücü ve keder dolu törende başka türlü duygulandırdı. Göz yaşlarımı zor tutmamın gerisinde iki duygu birbiriyle itişiyordu: Hayatını kaybetmiş insanların ardından kalan keder ve alışmakla unutmanın etkisinde kaybolmamış öğrencilere sahip olmakla hissettiğim onur... Karmakarışık duygularla çıktım oradan.

Gençlerimiz, en kıymetli hazineler…

Onlar için ne yapsak az.

Onlar varsa duymak, düşünmek, yaşamak var. Onlar varsa unutulmamak var. Onlar varsa gelecek var.

Türkiye’de dördüncüsü düzenlenen bu gecenin ilk defa Dışişleri Bakanlığı tarafından düzenlenmesi ve bu geceye Kadir Has Üniversitesi’nin ev sahipliği yapmış olması da önemli noktalardı.

Geceyle ilgili haberleri ve konuşmaların içeriğini bu gazetede, gazeteci büyüklerim yazdılar bu hafta. Ben çocukları yazmayı özellikle seçtim. Hem emekleri, uğraşları, düşünce ve duyguları çok büyük olduğu için hem de kendilerinden küçüklere doğru birer örnek oldukları için... Ne varsa gençlikte var olduğu için…

Bütün ümitlerimiz onlar.

Hayatta sahip olunmaya değer tek şey gençlik, hem zaman hem de nesil olarak. Hem kendi gençliğimizin hem de gençlerimizin farkına vararak yaşamalıyız. Biri avuçlarımızın arasından çok çabuk kayıp gideceği, diğeri de yeni gelecek gençlere örnek olacağı için…

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın