Kapanmayan bir yarayı hatırladık!

ELVEDA TRAKYA 1934, 14 Kasım Perşembe akşamı Ulus Amram Oditoryumu’nda Gönüllü Hanımlar Kültür Komisyonu ve Hanımlar Tiyatro Grubu tarafından ‘Buradayım’ platformunun öncülüğünde Trakya Olayları ile ilgili iz bırakan bir oyun sergilendi

Kapanmayan bir yarayı hatırladık!

Yoel Ülçer Fonu gençlerinin idealleri doğrultusunda farklı kurum ve derneklerden gelen gençlerin oluşturduğu ‘Buradayım”’grubu 15 Kasım anmaları çerçevesinde gerçekleştirdikleri tiyatro projesi ile farklılık ve farkındalık hissettirmeye devam etti.

Belgesel tiyatro şeklinde sahnelenen ve konuşmaların çoğunlukla Judeo-Espanyol dilinde gerçekleştiği oyun boyunca özellikle anlatıcı hanımların yaptığı çarpıcı açıklamalar Cumhuriyet tarihine ilişkin çoğunluğun bilmediği gerçekleri gün ışığına çıkarması açısından da bir ilk niteliği taşımaktaydı. Ustalıkla hazırlanmış oyun metni 1934 Trakya Olayları’nı tarafsız ve kapsamlı bir şekilde ele alırken, farklı kesitler ile Çanakkaleliler ‘in La Furtuna’, Kırklareli’ndeki Yahudilerin ‘La Vak’a’ ve Tekirdağ Yahudilerinin de kıyamet anlamına gelen ‘La Barunda’ adını verdikleri acıları seyirciye geçirmeyi başardı. Olayların Cumhuriyet’in onuncu yılından bir yıl sonra meydana gelmesi ve maddi zarara uğrayanlara hiçbir tazminat ödenmemesi de bir diğer acı noktaydı. Oyun süresince yaşanan olaylarda gerek basının gerekse kimi zaman hükümet yetkililerinin taraflı tutumu ayrıntılı bir şekilde izleyicilerle paylaşıldı.

Askerlik çağındaki Yahudilerin silahlı eğitime alınmayıp, işçi taburlarına gönderilmesi, Trakya Paşaeli Gazetesi ile başlayan antisemit eylemler, boykotlar ve 14 Haziran 1934 günü TBMM ‘de kabul edilen İskân Kanunu felaketlerin başlangıcıydı. Kanuna göre Trakya kent ve kasabalarında yabancıların oranı yüzde 10 ile sınırlandırılmaktaydı. Bunun ardından 1919’da Samsun’a Mustafa Kemal Atatürk ile birlikte çıkan 18 subaydan biri olan Dr. İbrahim Tali Öngören’in iskân çerçevesinde düzenlediği raporda Yahudileri ‘casusluk’ ile suçlaması olayların boyutunu daha da arttırdı. Hüseyin Nihal Atsız ve Cevat Rıfat Atilhan ile başlayan antisemit yazı ve ırkçı söylemler de halkın kışkırtılmasına öncülük etmekteydi. Cevat Rıfat Atilhan’ın Almanya’da Nazi ideolojisinin fikir babaları ile görüşmesi, onlardan para yardımı alması ve Milli İnkılâp Dergisi ile de her geçen gün saldırılarını arttırması cemaati harekete geçirdi. Ankara Cemaat Başkanı Daniel Araf ve Cismani Meclis Umumi Kâtibi Samuel Altabef’in bizzat Ankara’ya götürdükleri mektuba “endişe edecek bir şey yok, sabırlı olun,” cevabı verilmişti. Basının büyük kısmı olaylara sessiz kalırken İzmir’de dağıtılan ve Kemalist çizgideki Haber, Akşam Postası, Son Posta ve Vakit gazeteleri Cevat Atilhan’ın tutumunu ve üniversite öğrencilerine Nazi rozeti dağıtmasını ağır bir dille eleştirmişlerdi.

Kasırga ilk kez kendini Çanakkale’de gösterdi. 21 Haziran Perşembe günü Çanakkale’de yaşayan 1500 Yahudi, evlerinin ve dükkânlarının yağmalanması üzerine dehşet içindeydi. Valinin koruma talimatına rağmen polisin de sessiz kalması saldırganları cesaretlendirmişti.

Özellikle oyun esnasında gerçek bir olaydan alınıp canlandırılan bir sahne salonda duygu yoğunluğunu arttırdı ve uzun süre alkışlandı. Çanakkale’de saldırganların ev ve işyerlerinden sonra sinagoglara saldırma girişimi üstüne Hasibe Hanım eline seccadesini alarak sinagogun önünde kendini siper eder. Pensoların komşusu olan İbrahim Bey’in eşi Hasibe Hanım burada seccadesini açar ve namaz kılmaya başlar. Hem saldırıya uğramış Yahudilerin hem de saldırganların şaşkın bakışları arasında Hasibe Hanım sinagog önünde namaz kılmaya başlayınca saldırganlar da sinagog önünden çekilirler. Bu tarz kimi olumlu gelişmeler yaşanan saldırı karşısında etkisiz kalır ve Yahudi aileler malını mülkünü yok pahasına satarak şehri terk ederler. Trakya bölgesinde en çok canı yanan ve en ağır tacizlere uğrayanlar Kırklareli Yahudileri olmuştu. 1933 yılında Kırklareli Hahambaşısı Moşe Fins’in “Türkçe konuşalım” seslenişi ne yazık ki yaşanan ırkçı saldırıları engelleyemedi. Her yıl Kırkpınar’da gerçekleşen Kırkpınar güreşlerinin o sene Kırklareli Loryalo Parkı’na alınması ile şehre birçok yabancı akın etmiş ve felâketin ilk sinyalleri verilmişti. Güreşler sona erince başlayan “yürüyün Yahudi yağması var” naraları eşliğinde ilk olarak 65 ev yağma edildi. Ardından her türlü şiddet uygulanarak Arasta Çarşısı’ndaki dükkânlara el kondu, kadınlara tecavüz edildi ve Yahudiler ölümle tehdit edilerek atıldı. Haham Moşe Fins Efendi’nin elbiseleri parçalanıp, zorla sakalı kesilirken, birkaç yüzük için de genç kızların parmakları kesildi. Her gün sadece üç vagonun beklediği Kırklareli-Alpulu istasyonunda o gün tam 15 vagon beklemekteydi. 400 kadar Yahudi her şeylerini bırakarak ertesi gün apar topar İstanbul’a kaçtılar. 8000 Yahudi’nin yaşadığı Edirne’de Yahudilere saldırılar 2 Temmuz’da mahalle baskınları, dükkân saldırıları ile başladı. Parası olanlar trenle diğerleri de yürüyerek Yunan ve Bulgar sınırına kaçmaya çalıştılar. Mahsur kalanlara ekmek ve su satışı da yasaklandı. 3 Temmuz günü Emniyet Müdürlüğü’nün çağrısı üstüne altı vagona binlerce Yahudi sığışıp İstanbul’a kaçmaya çalıştılar. Gelibolu’da Jandarma Komutanı Albay’ın Yahudileri koruması sayesinde yağma yaşanmadı ancak emir gereğince 500 Yahudi, mülklerini yok pahasına satarak İstanbul’a geldiler. Tekirdağ Yahudileri de bir haftalık bir sürede mal ve mülklerini yok pahasına satıp İstanbul’a zorunlu göç ettiler. Olaylar sona erince satılan mallar iade edildi. Çorlu’da da fiziki saldırı yaşanmasa da imzasız gönderilen tehdit mektupları sonucu Yahudiler mal ve mülklerini yok pahasına satıp şehri terk ettiler. Lüleburgaz’da olayların yaşanacağı gün Başvekil İnönü’nün açıklaması üzerine son anda olaylar önlendi. Trakya olayları sonrasında sorumlular az bir ceza ile beraat edip, yaşananların üstü örtülürken tek olumlu girişim antisemit dergilerin kapatılması oldu.

Yaşanan onca acıdan sonra Trakya Yahudilerinin çoğu her şeye yeniden başlamak için doğup büyüdükleri topraklara geri döndüler. Tehdit mektuplarına, maarif okullarına Yahudi öğrenci alınmama talimatına rağmen geleceklerini yeniden kurmak için çaba gösterdiler.

 Duyguların doruğa ulaştığı bir saatlik oyun Çanakkale’den İstanbul’a göç eden Penso ailesinin büyük kızlarının düğün merasimi ile sona erdi. Dostluk Yurdu Derneği’nin bir klasiği olan dernek oyunlarını yaşanan acılara rağmen umut dolu bir şekilde bitirme geleneği bu oyunda da bozulmadı. Şalom Alehem’in Anatekva eserindeki ‘Tradition’ şarkısı ile seyirciler salondan ayrılırken farkında olmanın bilinci ile geleceğe umut taşıdılar.

‘Buradayım’ platformunun cemaatteki farkındalığı arttırıcı özgün etkinlikler ile çalışmalarına devam edeceği öğrenildi. Musevi Lisesi’nin de ‘Buradayım’ grubunun fikirlerinden yola çıkarak müfredatlarına ‘Yakın Dönem Yahudi Tarihi’ dersini koyması gecenin anlamlı gelişmelerindendi. Bu topraklardaki varlığımızı, kültürümüzü, değerlerimizi bir sonraki nesle aktarmak için “Buradayım” diyen herkese teşekkürler…

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın