Aynada görünen

Sabah kalktığımda yüzümü yıkamış, havluyla kurulanırken, bilinçdışı aynadaki görüntüme takıldım. O sıradan bakışım, daha sonra doğrudan gözlerime odaklanmam, farklı sorulara neden oldu:

Düşünen, simgelerin zengin çağrışımlarından yararlanan bir insan olarak, çok mu anlam yüklüyoruz aynalara?

Ya da bu nesneler, bizim için hiçbir anlam ifade etmiyor mu?

Her birimizin bu sorulara vereceği yanıtlar mutlaka farklı olacaktır. Kendi payıma şöyle düşünüyorum:

Her şeyi algılama gücümüz, daha çok birikimimiz, bakış açımız, bilgimiz, kendimizle barışık olmamızla doğru orantılıdır:

Bakarız, göremeyebiliriz; görürüz, hiçbir şey anlayamayız!..

Kuşku yok ki bu yaklaşım, yalnızca aynalarla sınırlı değildir. Her nesnenin bizde, başkalarından farklı bir ifadesi olabilir, onlara kendimizce değişik anlamlar yükleyebiliriz. Kimi için bir kutsallık, kimi için bir uğur ya da uğursuzluk, kimi için gizemli yolu gösteren bir anahtar… Nitekim yüzyıllardır her toplumda birer simge olmuş, değer verilmiş, onların gücüne inanılmış sayısız nesne bulabiliriz. Oysa ayna, günlük yaygın kullanımının yanında, birçok geleneğin ortak bir simgesi olarak her zaman karşımıza çıkıyor. Bunun dışındaki nesnelerin birçoğu bizim düşünsel yanımızı kışkırtırken, aynalar onlardan farklı olarak odak noktasına kendimizi koymaktadır: Fiziksel görünümümüzden duygusal yanımıza, erdemsel çizgimizden insancıl yaklaşımlarımıza kadar, her düşünce ve eylemimizi bir aynanın karşısında sorgulamak gereksinimini duyabiliriz.  Bazen bilinç dışı sorgulanıyoruz da… Daha da önemlisi, yaşadığımız her değişimi somut olarak görüyoruz.

Gün oldu bir aynanın arkasını merak ettim, görmeye çalıştım; oysa ne denli gereksiz ve boşuna bir çaba!

Bir aynanın arkası, yaslandığı duvardan farklı değildir. Sığ, anlamsız, hiçbir derinliği olmayan, tüm düşünsel çağrışımlara kapalı... Ancak bir aynayı ayna yapan, bir başka deyişle sonsuz görüntülere açık olan, tüm gerçekleri hiç sakınmadan yüzümüze yansıtan, arkasındaki sırdır. Kuşkusuz bakmaktan korkmayan, gören gözler için!

Sırrı olmayan ayna yalnızca bir camdır; arkası görünen, saydam, şeffaf, duru, berrak... Bir insan gibi; maskesiz, ikiyüzlü olmayan, açık...

Bir camın arkasına saklanamayız. Bizi hiçbir şekilde koruyamadığı gibi, tüm varlığımızı açıkça sergiler. Oysa bir aynanın arkasına sığınabilir, tüm gözlerlerden uzak kalabiliriz. Aynanın en önemli özelliğini oluşturan sır, bizleri de saklayabilir.

Bakmak ve görmek! İkisi de birbirinden tümüyle farklı kavramlar. Gün boyu baktıklarımızdan hangilerini gerçekten görebiliyoruz, bilmiyorum; oysa ayna yalnızca bizi gösteriyor.

Bakmasını bilmedikten, görmek istemedikten sonra, hangi ayna bize kendimizi gösterebilir ki?..

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın