Yaratıcılık ve mutluluk…

(...) "Shana Lebowitz tarafından yazılmış makalede hoşuma giden noktalardan biri yaratıcılığı ve yaratıcı insanları sadece ressam, müzisyen, yazar olarak kısıtlamamak gerektiği. Değişik bir tatlı veya başarılı, alışılmışın dışında bir pazarlama tekniği de yaratıcılık olarak kabul ediliyor." (...)

Son zamanlarda internette bir makale okurken, kendimi bambaşka bir konuda web siteleri, bloglar, makaleler okurken buluyorum. Hâlâ kitapları kitap formatında okumayı tercih etsem de, internetin kitap ve dergilere karşı olan en büyük avantajı da bu aslında. Bir kitaptan sıkılsanız da, başta biraz daha okumaya çalışırsınız. İnternette ise sayfadan sayfaya, konudan konuya zıplamak mümkün. Önemli olan sizin dikkatinizi çekecek, ilgi alanınızda olan, daha keyifle okuyacağınız yazılar bulmak…

Yoga ile ilgili bir blog okurken, Amerikalı yazar Joseph Campbell’in hayatımızda olan insanların aslında bizim aynamız olduğuna dair bir çalışmasını, oradan şu anda yazarını hatırlayamadığım, egolarla ilgili bir makaleyi, en sonunda da kendimi Huffington Post’ta “yaratıcılığın insanı daha mutlu ettiğine” dair bir yazıyı okurken buldum.

Müthiş piyano çalabilen veya bakmaya doyamayacağınız yağlı boya tablolar yapabilen birinin mutlu olabileceğini tahmin edebiliyorum. Ancak bir noktada kafam karışıyor; büyük sıkıntıların, acıların, üzüntülerin de yaratıcılığı tetiklediğini biliyorum. Hatta bir yaratıcı yazarlık atölyesinde, öğretmenimizin en iyi romanların çok mutlu insanlar tarafından değil, tam tersi acı veya üzüntü yaşamış kişiler tarafından yazıldığını söylediğini dün gibi hatırlıyorum. Burada tahminim yaratıcılığın her zaman yaratış sürecinde değil, süreç bitip sonuç alındığında elde ettiğimiz başarı ve tatminin bize mutluluk getirdiği. Kendimden örnek verirsem; ben her köşe yazımı bitirdiğimde mutlu oluyorum. Bazen neredeyse kendi kendini yazan daha akıcı yazılarım oluyor, bazen ise yazmaya başladıktan sonra kendimi başladığım noktadan çok farklı bir yerde bulduğum… O süreçte bazen endişelensem, özellikle mutlu olmasam da, yazı bitip içime sindiği anda mutlu oluyorum.

Shana Lebowitz tarafından yazılmış makalede hoşuma giden noktalardan biri yaratıcılığı ve yaratıcı insanları sadece ressam, müzisyen, yazar olarak kısıtlamamak gerektiği. Değişik bir tatlı veya başarılı, alışılmışın dışında bir pazarlama tekniği de yaratıcılık olarak kabul ediliyor. “Yaratıcılık mı mutluluğu getirir, mutluluk mu yaratıcılığı?” konusuna da değinen Lebowitz, cevabın çift yönlü olduğuna kanaat getiriyor. İnsanların mutlu oldukları zamanlarda da, çok yaratıcı olduğunu söyleyen yazar, insanların mutlu olduklarında ufak tefek detaylara takılmadığını, dolayısıyla daha geniş bir bakış açısıyla düşünebildiklerini yazıyor. Bana çok mantıklı geliyor. Emekli olduktan sonra çello çalmaya başlayan veya Ege’de bir balıkçı köyüne gidip denizin huzuru karşısında resim yapan insanların ne kadar mutlu olduklarını düşünün. Akıllı telefonlarından e-postalarına bakmaları gerekmiyor, çocukları okulu bitirmiş olduğundan akılları orada da değil. İş, alışveriş, okul gibi tedirginlikleri olmadıkları için, gerçek anlamda mutluluğu takip ediyorlar. Haftanın beş günü çalışan bir kişinin hafta sonu resim kursuna gitmesiyle mukayese edilemez. Kurstayken kafasında bir sürü tilki dolaşabilir insanın, ama bence yine de insanların yaratıcılıklarını ortaya koyabilecekleri hobileri olması, hatta sadece hobileri olması bile çok sağlıklı.

Yaratıcı insanları seyretmek bile güzel. Bir yemek kanalında dört kademeli çikolatalı bir pastanın yapılışını seyrederken, kaçınızın aklına kötü bir düşünce gelebilir?

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın