Korsan kitap

Daha önce yazmış mıydım, hatırlamıyorum. Yazın son günleriydi. Motora binmek için henüz vaktim vardı. Gözüm kaldırımda yere tezgâh açmış korsan kitap satan adama takıldı. İlk tepkim kızgınlık olduysa da, merakımı yenemedim. Kitapları karıştırmaya başladım. Çoğu yeni çıkan, son dönemlerden baskıya çıkmış yapıtlardı. Ve tabii ki fiyatları kitapçılarda satılanların yarısı kadardı.

Uzun zamandır kitaplar ve gazetelerle içli dışlı olduğum için, bir yerine iki kitap alabilsem dahi, bu işe gerçekten emek verenlere saygısızlık olacağını düşünerek, geri adım attım. Ne de olsa etik değerler neslimizde hala geçerliydi. Öyleydi ama şeytan bir kere içime girmişti. Yanımda motorda okuyacak kitap da yoktu. Hemen gözüme ilişen iki kitabı aldım, parasını ödedim; koşarak uzaklaştım. Kendi kendime ihanet etmiştim sanki. Ne var ki, motora binip, rüzgâra karşı sayfaları çevirmeye başladığımda, bütün önyargılarım uçup gitti.

***

Hafta içinde eşim elinde bir kitapla çıkageldi. Hem sevindim, hem şaşırdım. Yeni bir kitap, yeni bir heyecan… Öte yanda eşimin roman türleriyle arası pek hoş değildir. Bu farklı seçimi neye borçluyduk? ‘Hayrola’ dedim, “bu değişiklik neden?” “Hediye ettiler, her zaman uğradığım kitapçının önünden geçiyordum. Sahibi durdurdu. ‘Abi dükkânı tasfiye ediyorum. Yıllardır sohbet ederiz, kitap alır gidersin. Bu da benden hediye olsun. Yeter ki yerlerde sürünmesinler…’ deyince içim burkularak kitabı aldım,” cevabını verdi. Ve kitabı okunmayanların arasına yerleştirdi. Bu devirde böyle bir incelik, hümanist düşünce kaldı mı ki?

Uzun zamandır, evde kitapları koyacak yer kalmayalı beri, ‘roman’ların iç sayfalarına adımı, soyadımı, yaşadığım şehri ve günün tarihini not ederek herhangi bir mekâna bırakıyorum. Ama bu kez evimize yeni gelen roman, uzun süre bizde kalacak.

Gayri ihtiyari, yazın satın aldığım korsan kitabı anımsadım. Sonra da eşime hediye edilen kitabı. Empati kuramadım bile. Zira ne yazık ki, hayatta emek her zaman gerekli karşılığı bulmuyor. Bazen sadece bir hoş seda…

***

Sanırım bugün vicdan hesaplaşması yapmaya çalışıyorum ama sonuç pek başarılı değil.

Senelerdir nerede olursam olayım, 10 Kasım’da saat 9’u 5 geçe yerimden kalkar, Atatürk için saygı duruşunda bulunurum. Cumartesi gecesi, ‘ya sabah uyanamazsam’ diye çalar saati kurmaya niyetlendim. Unutmuşum; dolayısıyla Pazar sabahı kalktığımda doğru zamanı kaçırmıştım. Kötü bir suçluluk duygusuydu.

Güneşli havadan istifade etmek için yürüyüşe çıkmadan evvel semtteki sinemaya uğrayıp bilet ayırttık. Şaşkınlığım had safhadaydı. Yıllardır 10 Kasım’da sinemaların kapalı olduğunu sanırdım. Meğer o yıllar çok geride kalmış…

Sonuç olarak yürüyüşe çıktık; ardından filmi izledik. Üstelik çok da güldük…

Günün sonunda hafta sonunda yaşadıklarımı düşündüm. Değer yargılarımızdan ne kadar da çabuk vazgeçebiliyoruz. Hatta vazgeçmekten de öte ne denli umursamaz olabiliyoruz?

Ne yazık, ne acı…

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın