Sonbaharı sevmek

İnsan, yaşı ilerledikçe farklı zevklerin tadına varıyormuş meğer… Lise çağlarımda hatta daha sonrasında bile sonbaharı hiç sevmezdim. İlkbaharın o şaşaalı tazeliği ve arkasından gelen özgür yazın uzun günleri; birdenbire geriye alınan saatlerle, kısalan günlerle kuşa döner, beni deli ederdi.

Sararan yapraklar içime hüzün verir, okulun açılmasıyla sorumluluklar geri döner, havalar serinler, dış mekânlarda işim biter, eve adeta tıkılır ve bir dahaki mart ayının gelmesini beklerdim.

Hiç olmazsa aydınlık bir aydı, kara kışın soğukluğu sürse de griliği biterdi.

Şimdi öyle değilim.

Hala en sevdiğim mevsim tartışmasız ilkbahar…

Ama sonbaharı sevmeyi öğrenmişim meğer…

Kısalan günlerin bize armağan ettiği uzun akşamüstleri, güneşin ılık yüzünü gösterdiği öğle saatleri; biraz içerde, biraz dışarıda geçirilen zamanlar, uzayan gecelere sığan dost sohbetleri, yemekler, kitap okumaya gerçekten vakit ayırabilmek; zamanın aslında daha koşturmacasız, daha kaliteli yaşandığını fark etmek…

Bu arada sarı, sıcak bir ışığın altında sararan, kızaran, kışın geldiğini büyük bir tevekkül hatta keyifle kabul eden ağaçların tartışılmaz güzelliği, dinginlik, sakinlik ve düşünmeye, durmaya, bakmaya, görmeye kendiliğinden ayrılan zamanlar…

İnsan büyüdükçe kaçırdıklarını fark ediyor.

Ama büyümeden bunu fark edememeye de gençlik deniyor.

Haydi, yaşıtlarımı da kırmayayım, ilk gençlik diyeyim adına.

O zaman sonsuz bir koşturmaca, deli bir hız ve bitmeyen bir enerjiyle her yere yetişerek yaşamak, en büyük keyfimizdi.

Hala farklı zamanlarda hayattan süratli bir şeyler çalmayı çok seviyorum.

Ama her zaman değil.

Şahane bir eleğim var artık.

Eliyorum; insanları, zamanları, işleri…

Bunu farkında olmadan yapıyorum üstelik.

Ailemizle daha çok vakit geçirmek, yaşı ilerleyen büyüklerle daha çok şey biriktirmek, sokak davetlerinin yanında ev toplantıları organize ederek saatleri uzatmak daha keyifli geliyor artık.

Hayatın her anının farkına vararak yaşamak kadar güzel bir şey var mı?

İnsanın yaşı ilerledikçe seçiciliği, sabrı, öngörüsü ve sevgi potansiyeli artıyormuş.

Ne güzelmiş meğer…

Babam yirmili yaşlarımın başında, bir gün bana, sadece genç olduğun için bir güne dört programı sığdırıyorsun, bir gün gelecek bunu yapmayı kendin istemeyeceksin ve inan bana hayat o zaman daha zevkli gelecek, dediğinde ona içten içe burun kıvırdığımı çok iyi hatırlıyorum.

Aslında ne kadar haklıymış.

Büyüklerin sözlerinin en güzel tarafı da bu değil midir zaten?

Bir yerlerden ortaya çıkar, doğru zamanda size hayatı hatırlatırlar.

Sonbaharın tadını keyifle çıkarmanız dileğiyle…

Nasılsa bahar yine gelecek.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın