Bir tatlı huzur

Huzur, ne güzel bir sözcük… Yazıldığında bile anlamıyla içimizi ısıtan, umutla dolduran bir ifadesi var.

Türkçe karşılığı olmayan bu sonsuz derinlikli sözcüğe ne kadar hasretiz şu son günlerde.

Düşünüyorum…

Acaba hayat küçükken daha mı kolaydı? Bazı gerçekleri bilmemekle, hayatla ilgili tahminlerde bulunmakla, büyükler gibi iyi niyetle dua etmekle, daha mı yaşanır oluyordu zorluklar? Yoksa adına zorluk, mutsuzluk veya kötülük dediğimiz ne varsa bizim uydurmamız mıydı?

Asıl zorluk, birbirimizden koptuğumuz gün başlıyormuş meğer… Ne dediğimizi anlatamadığımız, denileni anlayamadığımız, olanı biteni anlamakta güçlük çektiğimiz ortak zorluk zamanlarıymış huzurun kaybolduğu zamanlar.

Bizden büyükler biliyordu, biz adına apolitik denen gruptuk zaten, bizden sonrakilerdense ne bizim ne de bizden öncekilerin umudu vardı.

Topluca yanıldık.

Başka bir zaman diliminde yaşı kaç olursa olsun hemen hepimiz, aynı duygunun peşine düştük yıllar sonra yeniden:

Huzur…

Rahat bir nefes almanın, sevdiklerimizde gamsız tasasız bir yemek yemenin, acaba ne olacak diye merak etmeden, söylenenin söylendiği şekilde anlaşıldığı güven ortamında düşüncelerimizi özgürce paylaşmanın, şu canım memlekette yepyeni, pırıl pırıl bir gençlik yetiştirmenin güzelliğini yaşayacağımız bir huzur ortamı…

Biz büyükler; doksanlarda dünyaya gelenleri; bizden daha beter biliyordu. Duyarsız, umarsız, takipsiz; kitap okumayan, düşüncelerini rahatça ifade edemeyen, düşünmeyen, konuşmayan, yazmayan bir nesildi onlar adeta…

Hâlbuki sadece zaman değişmiş, internet denen mucizeyle dünya küçülmüştü.

Bizim kadar acele etmelerine, çok konuşmalarına gerek yoktu.

Onlar konuşmadan da anlaşıyorlardı.

Bize ters olması bizim çok konuşup bizden büyüklere ters gelişimiz gibi bir şeydi aslında.

Galiba insan; ne zaman, hangi ülkede, kim olarak, nasıl yaşıyor olursa olsun; hayatının normal düzeninin bozulmasından, geleceğinin kaygıyla dolmasından, ümitlerinin kaybolmasından her zaman tedirgin oluyor.

İşte o zaman…

Huzur istiyor.

Gerginliğe bulaşmadan, konuşarak, dinleyerek, anlatarak ve anlaşılarak yaşamak istiyor.

Doksanların kuşağı gibi konuşmadan anlaşılmak istiyor.

Az lafla çok iş yapıp yormadan yorulmadan huzura kavuşmak istiyor.

Haklılar.

Biz daha yorgunuz.

Onlar daha uyanık, daha cesaretli, daha akıllılar.

Çünkü onlar; yarınlar…

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın