Pişmanlıklar

Bizi ayakta tutan, geleceğe daha güvenle yere basmamızı sağlayan birçok tinsel ve maddesel değerin yanında, sürekli canlı tuttuğumuz umutlar her zaman önemli olmuştur. Bu gün için yapamadığımız, kimi nedenlerle elde edemediğimiz, ulaşamadığımız hedef ve olanaklar için beslediğimiz umutlar, her zaman yaşamımızın itici güçleri olmuşlardır. Kuşkusuz bunlardan her biri, bir beklentimizi güçlendirmektedir. Bizim dışımızda gelişen, etkimizin sınırlı olduğu olaylarda bu umutlar, birer düşlem olarak yaşantımızı süslüyorlar. Oysaki bireysel çaba ve katkılarımızla karşılayabileceğimiz beklentileri hayata geçirememe durumunu, olsa olsa onları ertelemeye çalışmakla açıklayabiliriz: Maddesel olanaklarımız yeterliyken arzu ettiklerimizi satın alamamak, uzun zamandır düşlediğimiz bir yolculuğa çıkamamak, bir başkasına yardım etmemek, duygusal ilişkilerde ilk adımı atamamak gibi... Kendimizce haklı nedenler bularak yapabileceklerimizi erteliyoruz! Kuşkusuz bunlar, ya iş işten geçtikten sonra ya da yolun sonuna geldiğimizde bizi pişman etmek için yeterli olabiliyorlar.

Bir süre önce gazetede okumuştum: Avustralya’da yıllar boyunca evlerinde ölümü bekleyen hastalarla çalışan hemşire Bronnie Ware, emekli olduktan sonra deneyimlerinden yararlanarak bir kitap yazmış. Bu kitapta, insanların hayatlarının son günlerinde en çok neye pişman olduklarını, beş ana başlık altında listelemiş:

1-Keşke başkalarının benden beklediği hayat yerine düşlerimi gerçekleştirseydim, diyenler. Yazara göre bu insanlar, yaşamlarının sona erdiğinin farkına varıp geriye baktıklarında düşledikleri şeylerin çok büyük bir kısmını gerçekleştirmediklerini görüyor ve pişman oluyorlar.

2-Keşke bu kadar çok çalışmasaydım, diyenler. Özellikle erkek hastaların büyük bir kısmı, işleri nedeniyle ailelerine ve dostlarına yeterince zaman ayıramadıkları için pişman oluyorlar.

3-Keşke duygularımı dile getirseydim, diyenler. Birçok insanın başkaları ile ilişkilerini belirli bir düzeyde tutmak için duygularını bastırdığını söyleyen Ware, bunun insan sağlığı üzerinde son derece olumsuz etkileri olduğunu ileri sürüyor.

4-Keşke arkadaşlarımdan kopmasaydım, diyenler. İnsanların, kendi yaşamlarına çok fazla odaklanıp arkadaşlarıyla ilişkilerini yitirdiklerini, ancak ölüm yatağında bunu fark ettiklerini söyleyen Ware, ölmekte olanların en çok eski arkadaşlarını özlediklerini söylüyor.

5-Keşke daha çok mutlu olsaydım, diyenler. Çoğu insanın, mutluluğun aslında bir seçim olduğunu, ölüm anı gelene dek bunu fark etmediğini söyleyen Ware, insanların rahat yaşamak uğruna eski alışkanlıklarına sıkı sıkıya bağlı kaldıklarını belirtiyor. Ayrıca ölüm yatağındaki hastaların “Keşke daha çok gülseydim, keşke aptalca şeyler yapmaktan bu kadar korkmasaydım” diyerek pişmanlıklarını dile getirdiklerini sözlerine ekliyor.

Ah, o “keşke”ler yok mu?.. İş işten geçtikten sonra hayıflanmanın bir anlamı kalmıyor.

Oktay Rifat’ın dizeleri geliyor dilimin ucuna:

Bir gün / Ne el kalacak tutmak için / Ne yürümek için bacak / Ne de bir hatıra dünyamızdan / Çünkü hatıralar da kuşlar gibi / dal ister konacak / Bir gün / yaslanmak istesen pencereye / diz çökmek istesen / nafile / İş işten geçmiş olacak.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın