Gelenekleri notalara yazanlar: YİDDİŞ MÜZİĞİ

Bu yazımızda sıra Doğu Avrupa Yahudi hayatının olmazsa olmazı Yiddiş müziğinde… Tüm Yahudi cemaatlerinde olduğu gibi, Doğu Avrupa Yahudileri de sinagogda dualara dayalı dini müzik geleneğini devam ettirdiler. Zaman içinde müzik kültürü sinagog dışına çıkarak yeni Yahudi müzik türleri de yaratıldı. Şimdi adım adım bu gelişimi izleyelim

Gelenekleri notalara yazanlar: YİDDİŞ MÜZİĞİ

Doğu Avrupa Yahudileri çok eskilerden gelen zengin bir dini müzik geleneğine sahipti. SinagoglardaTora’dan veya eski bilgelerden alıntı metinlere serbestçe hazırlanmış eski melodiler monte edilmişti. Bunlara Musakh adı verilirdi.

Şabat veya bayram günlerinde ”trope” adı verilen melodiler kullanılırdı. Duaların bazı kısımları kişiler, bazı kısımları cemaat olarak toplu koro şeklinde melodiler ile okunurdu.

Bu melodiler nesilden nesle, bölgeden bölgeye, ağızdan ağza taşınmış ve zaman içinde birçok değişiklik göstermişti. Aşkenaz toplumunda sinagog bünyesinde dini müziği icra etmek zaman içinde önemli ve saygın bir meslek haline dönüştü ve ‘hazan’lık fonksiyonu ortaya çıktı.

Dualara eşlik eden melodiler dışında, İbranice veya Aramice yazılmış dini şiirlere eşlik eden melodiler de ortaya çıktı. 7. yüzyıldan itibaren girdiği tahmin edilen bu melodilere ‘Piyutim’ adı verildi.

MÜZİKTE ŞABAT’A ÖZEL PİYUTİMLER

Ortaçağ’dan itibaren Piyutimler şekil değiştirmeye, sinagogdan çıkıp evlerde Şabat, bayram gibi özel dini günlerde kullanılmaya başlandı.

Geleneksel Doğu Avrupa Yahudi müziğinde Şabat’ın özel bir yeri vardı. Bu bölgede çok eski zamanlardan beri Şabat’ın üç öğünü için özel Piyutimler hazırlanmıştı. Bunlara da Zmirot adı veriliyordu. Bunlar arasında en çok bilinen ve Sefaradlar tarafından da kullanılan 17. yüzyıl Prag kökenli Sholem Aleykhem, 2. yüzyıl mistiği Shimon Bar Yochai tarafından yazılmış Tzur Mishelo ve 10. yüzyılda Bağdat’lı Dunash ibn Labrat tarafından yazılmış Dror Yikra’yı sayabiliriz.

Zmirotların çoğunun İbranice sözleri olmasına rağmen, zaman içinde Yiddiş sözler kullanılmaya başlandı. Bazı şiirler için ise sözleri değiştirilmeden bölgelere göre değişen yüzlerce melodi yaratılmıştı.

YAHUDİ MÜZİĞİ DİN VE SİNAGOG ORTAMINDAN ÇIKTI

17. ve 18. yüzyıllar da Aşkenaz Yahudi müziği önemli bir gelişme yaşadı. Meslekleri müzik olan profesyonel Yahudi müzisyenler ortaya çıktı. Böylece Tapınak döneminden sonra ilk kez Yahudi müziği din ve sinagog ortamından dışarı çıktı.

Yahudi dünyasında her zaman duaları solo olarak seslendiren yetenekli sesler olmuştu. Orta ve Doğu Avrupa’da hazanlık ilk kez profesyonel bir meslek haline dönüştü.

18. ve 19. yüzyıllarda hazanlar dua melodileri ve Piyutim'lerin dışına çıkarak Avrupa Klasik Müziğinin Yahudi dini müzik makamları versiyonlarını söylemeye başladılar.

19. yüzyılda Reformist hareketin doğması ve Haskala-Aydınlanma hareketinin yayılmasıyla dini müzik de şekil değiştirmeye başladı.  Hazanlar korolar ve müzik aletleri eşliğine söylemeye başladılar. 19. yüzyıl sonlarında birçok hazan sinagog dışında da müzik icra etmeye konserler vermeye başladı. Bazılarının ünü tüm Avrupa’ya yayıldı. Fonografın icadıyla plak kayıtları da yapmaya başladılar.

KLEZMER MÜZİĞİ

Sinagog dışında ortaya çıkan diğer bir profesyonel müzisyen tipi ise klezmer müzisyeni oldu. Ortaçağ'dan itibaren Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da özellikle kraliyet saraylarında çalan Yahudi müzisyenler olduğu biliniyor. Ancak ilk kez olmak üzere Doğu Avrupa’da yepyeni bir sözsüz-enstrümantal Yahudi halk müziği yarattılar. Buna da zaman içinde Klezmer adı verildi.

Klezmer yani ‘Kley Zemer’, çalgı aletlerine veya bu tür müzik yapanlara verilen ad oldu. Klezmer müziği, Yahudi veya Yahudi olmayan unsurlar, sinagog melodileri, hasidik nigunim, Ortaçağ Alman halk ezgileri ve hatta Türk-Yunan müziği karışımından oluşabiliyordu.

İlk başlarda Klezmer, Doğu Avrupa Yahudi düğünlerinin vazgeçilmez unsuru olarak tanındı. Daha sonraları popüler Yahudi halk müziğine dönüştü. 19. yüzyıl ortalarından itibaren Klezmer orkestralarına ‘badkahn’ adı verilen komedyenler de eşlik etmeye başladı. Aktarmak istediğim diğer ilginç bir nokta ise, Yahudi müziğine getirilen yasaklar. 18. ve 19. yüzyıl ortalarına kadar başta Metz, Prag, Frankfurt olmak üzere dörtten fazla Yahudi’nin bir araya gelip müzik yapmaları yasaklanmıştı. Benzer bir yasak ise müzik sürelerine ve çalgı aletlerine getirilmişti. Bir saatten fazla müzik icra etmek yasaktı. Yine yalnız sessiz olarak adlandırılan keman, simbal ve flüt gibi çalgı aletleri kullanılabiliyordu. 1850’lerden sonra bu yasaklar kalkmaya başladı.

Diğer bir Doğu Avrupa Yahudi müziği türü, Nigun da Hasidizm hareketiyle birlikte ortaya çıktı. Hasidizm’de müzik ve dans Tanrı’ya yaklaşma aracı olarak görülüyordu.

Yiddiş halk ezgileri ise, Yiddiş dilinin oluşmasının hemen peşinden ortaya çıktı. Ortaçağ'da bu halk ezgilerinde kahramanlık destanları veya önemli tarihi olaylar anlatılırdı. Zaman içinde bu ezgilerde her türlü gündelik olaylar anlatılmaya başlandı.

Bazen de Yiddiş halk ezgileri Klezmer ile kesişti. Sözler söylenmeden yalnız melodi olarak Klezmerleştirildi. Bu ezgiler çok uzun süre nesilden nesle, kulaktan kulağa aktarıldı. 19. yüzyıl sonlarında ise besteler ve sözler kayıt altına alınmaya başlandı.

Bu müzik göçmen Doğu Avrupa Yahudileri tarafından ABD’ye taşındı ve popüler müzik olarak tanındı. Örneğin, 1934 yılında ABD’de Yiddiş tiyatro müziği olarak bestelenen 'Bay Mir Bist du Scheyn' önce tüm ABD’de peşinden tüm Avrupa’da uzun süre liste başı olarak kaldı.

19. yüzyıl sonlarında kurulmasının peşinden Yiddiş tiyatrosu da müzik üretim merkezi oldu. Bu konuya geçen ayki tiyatro yazısında değinmiştim.

MÜZİĞİN YAHUDİ DÜŞÜNCE

AKIMLARINDAKİ YERİ

Doğu Avrupa modern Yahudi düşünce akımlarının doğum yeridir ve bu akımların doğmasından itibaren müzik de çok önemli bir rol oynamıştı. Özellikle Yahudi işçi hareketleri taraftar toplamak için Yiddiş müziğini kullandılar. Bazıları sözleri değiştirilmiş eski Yiddiş ezgileri, bazıları da diğer Avrupa politik marşlarına Yiddiş sözler uyarlanarak hazırlandı.

Doğu Avrupa Yahudi marşları arasında en önemli ikisi Siyonist hareketin marşı Hatikva diğeri de Bundist hareketin marşı olan Di Shvua – Yemin’dir.

Hatikva’nın sözleri 1878 yılında Bohemyalı yazar Naphtali Herz Imber tarafından hazırlanmıştı. Melodisi ise kimilerine göre Smetana’ya ait, kimilerine göre de eski Sefarad dini ezgiden alınmıştı.

Çar’a karşı birleşmeye çağıran Di Shvua’nın sözleri 1902 yılında Shlomo Zanvil Rapoport tarafından yazılmıştı. Ancak melodisinin kaynağı bilinmemektedir.

YİDDİŞ TANGO: TANGELE

Yiddiş müziği konusunda aktarmak istediğim ilginç bir tema da Yiddiş Tango.

Tango Arjantin’den yola çıkarak 1910 yıllarında Avrupa’ya vardı. Almanya, Fransa gibi Batı Avrupa ülkeleri Arjantinli orkestraları konuk ederken, Doğu Avrupa ülkeleri tango ile taş plaklar aracılığıyla tanışabildi. Bağımsızlığını 1919 yılında ilan eden Polonya kısa sürede Avrupa’nın belli başlı tango merkezlerinden biri oldu. Bu tarihlerde Polonyalı müzisyenlerin çoğu Yahudi’ydi. Bu sayede Doğu Avrupa Yahudi dünyası tango ile ilk temasını kurdu. Yüksek Yiddiş nüfusa sahip bazı Doğu Avrupa bölgelerinde Yiddiş dili Tango müziği ile birleşip yepyeni bir Yahudi müziği akımı başlattı: Yiddiş Tango veya Tangele…

30’lu yıllar boyunca popüler olan Tangele, savaşın başlaması ve Şoa dönemine girilmesiyle sözleri ve amaçları değiştirilerek gettolarda ve hatta ölüm kamplarında söylenmeye ve dinlenmeye devam edildi.

İlginçtir, tango kişiyi hayal âlemine götürdüğü için Naziler tarafından serbest bırakılmış, özellikle kamplarda çalınması istenmiş buna karşın insanları isyana yönlendirdiği için caz müziği yasaklanmıştı.

ŞOA’NIN KARANLIK GÜNLERİNDE MÜZİK UMUT KAYNAĞI OLDU 

Şoa ile birlikte Yiddiş kültürünün ve Yiddiş müziğinin de yok olacağı düşünülürken tam aksi bir durum ortaya çıktı.

Şoa’nın karanlık günlerinde, müzik, Doğu Avrupa Yahudileri için çok daha büyük bir önem kazandı. Gettolarda veya toplama kamplarında tutsak Yahudiler için, savaş öncesi dönemi veya emprovize edilmiş Yiddiş halk ezgileri söylemek psikolojik direniş ve gurur için önemli bir unsur olmuştu. Bu ezgiler az bile olsa bir umut, buruk bir neşe kaynağı oluyorlardı. Yahudi partizanlar, cesaret ve morallerini yüksek tutmak ve hatta zaman zaman Nazi’lere karşı zaferlerini kutlamak için kahramanlık şarkıları besteliyorlardı.

Şoa dönemi Yiddiş halk ezgileri genelde hüzünlüdür, Doğu Avrupa Yahudilerinin bu dönemlerdeki ruh hallerini, cesaret ve kararlılıklarını dokunaklı bir şekilde yansıtmaktadırlar. Savaş ertesinde bu ezgiler tüm dünya Yahudileri için anma törenlerinin güçlü bir sembolik unsuru olarak görüldüler.

Savaş sonrasında ise bu müzik beklenmedik bir gelişme gösterdi.

Doğu Avrupa Yahudilerinin müzik geleneği, göçler, sanayileşmenin getirdiği modernizm ve kültürü kaybı, ‘Haskala-Aydınlanma’ hareketinin getirdiği asimilasyon kültürü nedeniyle, 19. yüzyıl sonlarından itibaren önemini yitirmeye başlamıştı. I. Dünya Savaşı sonrasındaki korkunç kargaşa ve yıkım müzik dâhil geleneksel Yiddiş hayat tarzı ve kültürünün önemli bir bölümünün yok olmasına neden olmuştu. II. Dünya Savaşı esnasındaki Yahudi soykırımı, savaş sonrasındaki kargaşa ve diğer önemli bir unsur olan Sovyetler Birliği’ndeki Stalin’in siyasi ve kültürel baskıları nedeniyle Avrupa’da arta kalan geleneksel kültür kırıntıları da hemen hemen tamamıyla yok oldu. Yasaklar nedeniyle geleneksel Yiddiş müziği ve müzisyenleri de ya sindirildi ya da yok edildi.

70’li yılların başında, yeni nesil Amerikan Yahudi’si akademisyenler Şoa döneminde kaybolmuş Yiddiş kültürünü araştırmaya, aralarındaki müzikologlar da bu kültürün hoş sedaları üzerinde çalışmaya başladılar.

ABD’de Klezmer müziği ve Yiddiş halk ezgileri için başlayan ilgi kısa sürede sınırları aşıp Avrupa’da da yayılmaya başladı.

Akademisyenler, müzisyenler, kültür meraklıları el ele verip başta New York, Budapeşte ve Kiev olmak üzere birçok merkezde I. Dünya Savaşı öncesi ve sonrası eski kayıtları toplamaya başladılar. Eski ve unutulmuş müzik kitapları, notaları ortaya çıkartıldı ve yeniden yayınlandı. Yıllarca önce ABD’ye göç etmiş ve 1970-80 yıllarındaki Rus Yahudi göçleri ile ABD ve Avrupa’ya gelmiş müzisyenler tespit edilip mülâkatlar yapıldı. Bu bilgiler özenle kaydedildi ve yayınlandı.

YİDDİŞ MÜZİĞİNİN YAŞATILMASI İÇİN ÖRGÜTLÜ ÇALIŞMA

Bu alanda ilk örgütlü çalışma YIVO Yahudi Araştırmaları Enstitüsü tarafından başlatıldı. 1980’li yılların ortalarından itibaren, her yıl tekrarlanan, müzisyenlerin ve Yiddiş kültürüne gönül verenlerin toplanıp birbirlerine bilgi aktardıkları, birlikte müzik yaptıkları, Klezmer ve Yiddiş müziği festivallerini organize etmeye ve bu tür etkinliklere maddi katkı sağlamaya başladı. O yıllardan itibaren, ABD, Avrupa ve hatta eski Sovyetler Birliği’ndeki Yahudi toplumlarında Yiddiş müziğine ilgi ve rağbet artmaya başladı. İlginç taraf ise, Orta ve Doğu Avrupa’da, özellikle, Almanya, Hollanda ve Polonya’da Yahudi olmayan müzikseverler arasında da ilgi odağı olmaya başladı.

Günümüz müzisyenleri geleneksel Yiddiş müziğine değişik yaklaşımlar, yorumlar sunmaktadırlar. Bazıları geleneksel Yiddiş Halk Müziği’ni korumaya çalışırken bazıları Yiddiş dilinde yeni besteler hazırlarken, bazıları ise de Yiddiş-Klezmer müziğini caz, rock gibi öğelerle birleştirip yeni arayışlar içine girdiler.

Sonuç olarak yok oldu gözüyle bakılan geleneksel Yiddiş halk müziği ve yeniden hayat buldu ve hatta gelişmeye devam ediyor. 

 

Doğu Avrupa Yahudileri çok eskilerden gelen zengin bir dini müzik geleneğine sahipti. SinagoglardaTora’dan veya eski bilgelerden alıntı metinlere serbestçe hazırlanmış eski melodiler monte edilmişti. Bunlara Musakh adı verilirdi.

Şabat veya bayram günlerinde ”trope” adı verilen melodiler kullanılırdı. Duaların bazı kısımları kişiler, bazı kısımları cemaat olarak toplu koro şeklinde melodiler ile okunurdu.

Bu melodiler nesilden nesle, bölgeden bölgeye, ağızdan ağza taşınmış ve zaman içinde birçok değişiklik göstermişti. Aşkenaz toplumunda sinagog bünyesinde dini müziği icra etmek zaman içinde önemli ve saygın bir meslek haline dönüştü ve ‘hazan’lık fonksiyonu ortaya çıktı.

Dualara eşlik eden melodiler dışında, İbranice veya Aramice yazılmış dini şiirlere eşlik eden melodiler de ortaya çıktı. 7. yüzyıldan itibaren girdiği tahmin edilen bu melodilere ‘Piyutim’ adı verildi.

MÜZİKTE ŞABAT’A ÖZEL PİYUTİMLER

Ortaçağ’dan itibaren Piyutimler şekil değiştirmeye, sinagogdan çıkıp evlerde Şabat, bayram gibi özel dini günlerde kullanılmaya başlandı.

Geleneksel Doğu Avrupa Yahudi müziğinde Şabat’ın özel bir yeri vardı. Bu bölgede çok eski zamanlardan beri Şabat’ın üç öğünü için özel Piyutimler hazırlanmıştı. Bunlara da Zmirot adı veriliyordu. Bunlar arasında en çok bilinen ve Sefaradlar tarafından da kullanılan 17. yüzyıl Prag kökenli Sholem Aleykhem, 2. yüzyıl mistiği Shimon Bar Yochai tarafından yazılmış Tzur Mishelo ve 10. yüzyılda Bağdat’lı Dunash ibn Labrat tarafından yazılmış Dror Yikra’yı sayabiliriz.

Zmirotların çoğunun İbranice sözleri olmasına rağmen, zaman içinde Yiddiş sözler kullanılmaya başlandı. Bazı şiirler için ise sözleri değiştirilmeden bölgelere göre değişen yüzlerce melodi yaratılmıştı.

YAHUDİ MÜZİĞİ DİN VE SİNAGOG ORTAMINDAN ÇIKTI

17. ve 18. yüzyıllar da Aşkenaz Yahudi müziği önemli bir gelişme yaşadı. Meslekleri müzik olan profesyonel Yahudi müzisyenler ortaya çıktı. Böylece Tapınak döneminden sonra ilk kez Yahudi müziği din ve sinagog ortamından dışarı çıktı.

Yahudi dünyasında her zaman duaları solo olarak seslendiren yetenekli sesler olmuştu. Orta ve Doğu Avrupa’da hazanlık ilk kez profesyonel bir meslek haline dönüştü.

18. ve 19. yüzyıllarda hazanlar dua melodileri ve Piyutim'lerin dışına çıkarak Avrupa Klasik Müziğinin Yahudi dini müzik makamları versiyonlarını söylemeye başladılar.

19. yüzyılda Reformist hareketin doğması ve Haskala-Aydınlanma hareketinin yayılmasıyla dini müzik de şekil değiştirmeye başladı.  Hazanlar korolar ve müzik aletleri eşliğine söylemeye başladılar. 19. yüzyıl sonlarında birçok hazan sinagog dışında da müzik icra etmeye konserler vermeye başladı. Bazılarının ünü tüm Avrupa’ya yayıldı. Fonografın icadıyla plak kayıtları da yapmaya başladılar.

KLEZMER MÜZİĞİ

Sinagog dışında ortaya çıkan diğer bir profesyonel müzisyen tipi ise klezmer müzisyeni oldu. Ortaçağ'dan itibaren Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da özellikle kraliyet saraylarında çalan Yahudi müzisyenler olduğu biliniyor. Ancak ilk kez olmak üzere Doğu Avrupa’da yepyeni bir sözsüz-enstrümantal Yahudi halk müziği yarattılar. Buna da zaman içinde Klezmer adı verildi.

Klezmer yani ‘Kley Zemer’, çalgı aletlerine veya bu tür müzik yapanlara verilen ad oldu. Klezmer müziği, Yahudi veya Yahudi olmayan unsurlar, sinagog melodileri, hasidik nigunim, Ortaçağ Alman halk ezgileri ve hatta Türk-Yunan müziği karışımından oluşabiliyordu.

İlk başlarda Klezmer, Doğu Avrupa Yahudi düğünlerinin vazgeçilmez unsuru olarak tanındı. Daha sonraları popüler Yahudi halk müziğine dönüştü. 19. yüzyıl ortalarından itibaren Klezmer orkestralarına ‘badkahn’ adı verilen komedyenler de eşlik etmeye başladı. Aktarmak istediğim diğer ilginç bir nokta ise, Yahudi müziğine getirilen yasaklar. 18. ve 19. yüzyıl ortalarına kadar başta Metz, Prag, Frankfurt olmak üzere dörtten fazla Yahudi’nin bir araya gelip müzik yapmaları yasaklanmıştı. Benzer bir yasak ise müzik sürelerine ve çalgı aletlerine getirilmişti. Bir saatten fazla müzik icra etmek yasaktı. Yine yalnız sessiz olarak adlandırılan keman, simbal ve flüt gibi çalgı aletleri kullanılabiliyordu. 1850’lerden sonra bu yasaklar kalkmaya başladı.

Diğer bir Doğu Avrupa Yahudi müziği türü, Nigun da Hasidizm hareketiyle birlikte ortaya çıktı. Hasidizm’de müzik ve dans Tanrı’ya yaklaşma aracı olarak görülüyordu.

Yiddiş halk ezgileri ise, Yiddiş dilinin oluşmasının hemen peşinden ortaya çıktı. Ortaçağ'da bu halk ezgilerinde kahramanlık destanları veya önemli tarihi olaylar anlatılırdı. Zaman içinde bu ezgilerde her türlü gündelik olaylar anlatılmaya başlandı.

Bazen de Yiddiş halk ezgileri Klezmer ile kesişti. Sözler söylenmeden yalnız melodi olarak Klezmerleştirildi. Bu ezgiler çok uzun süre nesilden nesle, kulaktan kulağa aktarıldı. 19. yüzyıl sonlarında ise besteler ve sözler kayıt altına alınmaya başlandı.

Bu müzik göçmen Doğu Avrupa Yahudileri tarafından ABD’ye taşındı ve popüler müzik olarak tanındı. Örneğin, 1934 yılında ABD’de Yiddiş tiyatro müziği olarak bestelenen 'Bay Mir Bist du Scheyn' önce tüm ABD’de peşinden tüm Avrupa’da uzun süre liste başı olarak kaldı.

19. yüzyıl sonlarında kurulmasının peşinden Yiddiş tiyatrosu da müzik üretim merkezi oldu. Bu konuya geçen ayki tiyatro yazısında değinmiştim.

MÜZİĞİN YAHUDİ DÜŞÜNCE AKIMLARINDAKİ YERİ

Doğu Avrupa modern Yahudi düşünce akımlarının doğum yeridir ve bu akımların doğmasından itibaren müzik de çok önemli bir rol oynamıştı. Özellikle Yahudi işçi hareketleri taraftar toplamak için Yiddiş müziğini kullandılar. Bazıları sözleri değiştirilmiş eski Yiddiş ezgileri, bazıları da diğer Avrupa politik marşlarına Yiddiş sözler uyarlanarak hazırlandı.

Doğu Avrupa Yahudi marşları arasında en önemli ikisi Siyonist hareketin marşı Hatikva diğeri de Bundist hareketin marşı olan Di Shvua – Yemin’dir.

Hatikva’nın sözleri 1878 yılında Bohemyalı yazar Naphtali Herz Imber tarafından hazırlanmıştı. Melodisi ise kimilerine göre Smetana’ya ait, kimilerine göre de eski Sefarad dini ezgiden alınmıştı.

Çar’a karşı birleşmeye çağıran Di Shvua’nın sözleri 1902 yılında Shlomo Zanvil Rapoport tarafından yazılmıştı. Ancak melodisinin kaynağı bilinmemektedir.

YİDDİŞ TANGO: TANGELE

Yiddiş müziği konusunda aktarmak istediğim ilginç bir tema da Yiddiş Tango.

Tango Arjantin’den yola çıkarak 1910 yıllarında Avrupa’ya vardı. Almanya, Fransa gibi Batı Avrupa ülkeleri Arjantinli orkestraları konuk ederken, Doğu Avrupa ülkeleri tango ile taş plaklar aracılığıyla tanışabildi. Bağımsızlığını 1919 yılında ilan eden Polonya kısa sürede Avrupa’nın belli başlı tango merkezlerinden biri oldu. Bu tarihlerde Polonyalı müzisyenlerin çoğu Yahudi’ydi. Bu sayede Doğu Avrupa Yahudi dünyası tango ile ilk temasını kurdu. Yüksek Yiddiş nüfusa sahip bazı Doğu Avrupa bölgelerinde Yiddiş dili Tango müziği ile birleşip yepyeni bir Yahudi müziği akımı başlattı: Yiddiş Tango veya Tangele…

30’lu yıllar boyunca popüler olan Tangele, savaşın başlaması ve Şoa dönemine girilmesiyle sözleri ve amaçları değiştirilerek gettolarda ve hatta ölüm kamplarında söylenmeye ve dinlenmeye devam edildi.

İlginçtir, tango kişiyi hayal âlemine götürdüğü için Naziler tarafından serbest bırakılmış, özellikle kamplarda çalınması istenmiş buna karşın insanları isyana yönlendirdiği için caz müziği yasaklanmıştı.

ŞOA’NIN KARANLIK GÜNLERİNDE MÜZİK UMUT KAYNAĞI OLDU 

Şoa ile birlikte Yiddiş kültürünün ve Yiddiş müziğinin de yok olacağı düşünülürken tam aksi bir durum ortaya çıktı.

Şoa’nın karanlık günlerinde, müzik, Doğu Avrupa Yahudileri için çok daha büyük bir önem kazandı. Gettolarda veya toplama kamplarında tutsak Yahudiler için, savaş öncesi dönemi veya emprovize edilmiş Yiddiş halk ezgileri söylemek psikolojik direniş ve gurur için önemli bir unsur olmuştu. Bu ezgiler az bile olsa bir umut, buruk bir neşe kaynağı oluyorlardı. Yahudi partizanlar, cesaret ve morallerini yüksek tutmak ve hatta zaman zaman Nazi’lere karşı zaferlerini kutlamak için kahramanlık şarkıları besteliyorlardı.

Şoa dönemi Yiddiş halk ezgileri genelde hüzünlüdür, Doğu Avrupa Yahudilerinin bu dönemlerdeki ruh hallerini, cesaret ve kararlılıklarını dokunaklı bir şekilde yansıtmaktadırlar. Savaş ertesinde bu ezgiler tüm dünya Yahudileri için anma törenlerinin güçlü bir sembolik unsuru olarak görüldüler.

Savaş sonrasında ise bu müzik beklenmedik bir gelişme gösterdi.

Doğu Avrupa Yahudilerinin müzik geleneği, göçler, sanayileşmenin getirdiği modernizm ve kültürü kaybı, ‘Haskala-Aydınlanma’ hareketinin getirdiği asimilasyon kültürü nedeniyle, 19. yüzyıl sonlarından itibaren önemini yitirmeye başlamıştı. I. Dünya Savaşı sonrasındaki korkunç kargaşa ve yıkım müzik dâhil geleneksel Yiddiş hayat tarzı ve kültürünün önemli bir bölümünün yok olmasına neden olmuştu. II. Dünya Savaşı esnasındaki Yahudi soykırımı, savaş sonrasındaki kargaşa ve diğer önemli bir unsur olan Sovyetler Birliği’ndeki Stalin’in siyasi ve kültürel baskıları nedeniyle Avrupa’da arta kalan geleneksel kültür kırıntıları da hemen hemen tamamıyla yok oldu. Yasaklar nedeniyle geleneksel Yiddiş müziği ve müzisyenleri de ya sindirildi ya da yok edildi.

70’li yılların başında, yeni nesil Amerikan Yahudi’si akademisyenler Şoa döneminde kaybolmuş Yiddiş kültürünü araştırmaya, aralarındaki müzikologlar da bu kültürün hoş sedaları üzerinde çalışmaya başladılar.

ABD’de Klezmer müziği ve Yiddiş halk ezgileri için başlayan ilgi kısa sürede sınırları aşıp Avrupa’da da yayılmaya başladı.

Akademisyenler, müzisyenler, kültür meraklıları el ele verip başta New York, Budapeşte ve Kiev olmak üzere birçok merkezde I. Dünya Savaşı öncesi ve sonrası eski kayıtları toplamaya başladılar. Eski ve unutulmuş müzik kitapları, notaları ortaya çıkartıldı ve yeniden yayınlandı. Yıllarca önce ABD’ye göç etmiş ve 1970-80 yıllarındaki Rus Yahudi göçleri ile ABD ve Avrupa’ya gelmiş müzisyenler tespit edilip mülâkatlar yapıldı. Bu bilgiler özenle kaydedildi ve yayınlandı.

YİDDİŞ MÜZİĞİNİN YAŞATILMASI İÇİN ÖRGÜTLÜ ÇALIŞMA

Bu alanda ilk örgütlü çalışma YIVO Yahudi Araştırmaları Enstitüsü tarafından başlatıldı. 1980’li yılların ortalarından itibaren, her yıl tekrarlanan, müzisyenlerin ve Yiddiş kültürüne gönül verenlerin toplanıp birbirlerine bilgi aktardıkları, birlikte müzik yaptıkları, Klezmer ve Yiddiş müziği festivallerini organize etmeye ve bu tür etkinliklere maddi katkı sağlamaya başladı. O yıllardan itibaren, ABD, Avrupa ve hatta eski Sovyetler Birliği’ndeki Yahudi toplumlarında Yiddiş müziğine ilgi ve rağbet artmaya başladı. İlginç taraf ise, Orta ve Doğu Avrupa’da, özellikle, Almanya, Hollanda ve Polonya’da Yahudi olmayan müzikseverler arasında da ilgi odağı olmaya başladı.

Günümüz müzisyenleri geleneksel Yiddiş müziğine değişik yaklaşımlar, yorumlar sunmaktadırlar. Bazıları geleneksel Yiddiş Halk Müziği’ni korumaya çalışırken bazıları Yiddiş dilinde yeni besteler hazırlarken, bazıları ise de Yiddiş-Klezmer müziğini caz, rock gibi öğelerle birleştirip yeni arayışlar içine girdiler.

Sonuç olarak yok oldu gözüyle bakılan geleneksel Yiddiş halk müziği ve yeniden hayat buldu ve hatta gelişmeye devam ediyor.

 

Kaynaklar:

*  YIVO – Institute for Jewish Research

*  POLISH JEWS AND THEIR CULTURE – Adam Dylewski

*  Klezmer Musicians of Galicia – Walter Zev Feldman (POLIN)

*  Early recordings of Jewish Music – Michael Ayward (POLIN )

*  Klezmer Music – Merlin Shepherd

*  A Brief History of Klezmer Music – Carl Dimow

*  Yiddish Music after Hours -  Jonathan Mark

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın