Kim milyoner olmak istemez?

Aslında bilgisayarın başına Anna Karenina filmi hakkındaki düşüncelerimi yazmak için oturdum.  10 Ocak Perşembe günü Oscar adayları açıklanacak.  Yazım maalesef Perşembe gününe kadar bekleyemiyor, o yüzden filmin hangi dallarda aday olacağını bilmiyorum ama aday olacağından eminim.  En azından kostüm tasarımı aday olacak çünkü Rus edebiyatının ünlü yazarı Leo Tolstoy’un romanından uyarlanan filmin yeni versiyonunda aşk, tutku, evli bir kadının Rus toplumunda gördüğü baskıdan hatta oyunculuktan ziyade, kostümler ve mücevherler göze çarpıyor.  Tiyatro sahnesi teması ise benim için değişik ve güzel bir espri ancak oyunculuk alanında Keira Knightley Oscar alabilecek kadar göze çarpmıyor.  Filmin kendisi görsel bir ziyafet olmasına rağmen, Anna Karenina’yı oynayan oyuncular maalesef Oscar kazanamıyor; buna filmin eski versiyonlarında oynayan Sophie Marceau, Vivien Leigh ve Greta Garbo da dahil.  Böylesine kıymetli bir romandan uyarlanan bir filme Oscarlar yakışır ama oyunculuk alanında olacağını pek sanmıyorum.  Eninde sonunda benim aklımda kostümler ve Keira Knightley’in mücevherleri kalıyor… Bu söylemimin ardından, filmin beş on sene sonra yeni bir versiyonu yapılırsa eğer, yine merakımdan gitmek isterim.  

***

Yazıma Anna Karenina hakkında yazma amacıyla başladıysam da, yazmadan yarım saat önce izlediğim ‘Kim milyoner olmak ister’ adlı program hakkında birkaç kelime yazmak istedim.  Belli bir bilgi birikimi olan insanın, evinin koltuğunda ayaklarını uzatarak televizyondaki soruları yanıtlaması kolaydır; ne de olsa üstünüzde parlak spotlar, karşınızda Kenan Işık, etrafınızda çeşitli kameralar ve yüz küsur seyirci yoktur.  Stüdyo ortamının insanda bir gerilim, biraz heyecan ve unutkanlık yaratabilme olasılığı var.  Ben de yarışma programında sorulan soruların çoğunu kolay bulmama rağmen, televizyona çıkacak medeni cesareti gösteremezdim.  Sahne korkusundan kilitlenebilirdim orada.  Kendimi spotlardan ısınmış, heyecan basmış ve su içme ihtiyacında hayal edebiliyorum, o yüzden tüm yarışma programlarına katılanların medeni cesaretini takdir ediyorum.  Ancak bazı geceler katılanlara çok kızıyorum da; özelikle elli yaşlarındaki insanların arka arkaya soruları bilmesini keyifle seyrettikten sonra, ilk birkaç soruda giden yirmili yaşlardaki üniversite öğrencilerine.  Elli yaşlarındaki kişilerin, teknoloji çağında yetişen yeni nesle göre çok daha iyi bir genel kültüre sahip olduğunu görüyorum.  Bu beni biraz üzüyor; üniversiteli gençlerin daha bilgili ya da en azından daha stratejik oynamaları gerektiğini düşünüyorum.  Hele ki jokerini kullanmadan bilmedikleri sorulara pes edenlere veya daha da kötüsü yanıt uyduranlara gerçekten kızıyorum, zaten elindeki imkânları akıllı bir stratejiyle kullanmayı düşünmeyenler milyoner olmayı da hak etmiyor kanımca.  Gerçek hayatta da olamayacaklar, çok zor…  Kenan Işık’ın TRT 2’de çıkan pratik resim yapma sanatını anlatan programdaki ressamın (Bob Ross) adını sorduğu genç adam gibi.  Hala elinde jokeri bulunan genç adam, Bill Cosby, Mr. Bean gibi aktörlerle dolu şıklara rağmen joker hakkını kullanmadan pes etti.  Çok yazık etti, nitekim Mr. Bean’in resim yapacak hali yok…

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın