Pusudaki Panter

“Düşmanı sevmek ihanetin zirvesidir”

Pusudaki Panter

Yahudiler birçok kez soykırım yaşamış, sürgünlere ve işkencelere maruz kalmıştır. Tarih boyunca yapılan sayısız savaşlar, bölgesel çatışmalar günlük yaşamları olmuştur. Ortadoğu’da halen benzer sorunlarla mücadele etmektedirler.

İsrail Devleti kurulduğundan beri, vatandaşlarını koruyan, besleyen, gözeten, haklarını savunan çağdaş bir sistem içinde çalışmaktadır. Ancak çevredeki ‘tehlikenin’ de farkındadır...

Amos Oz, dünya çapında önemli bir yazardır. Her kitabı çeşitli dillere çevrilmiştir. Yazar kendi çocukluk anılarına dayanarak, İsrail Devleti’nin kurulmadan hemen önceki dönemi anlatan, orada yaşananları bir çocuğun gözünden yansıtan, masumiyeti de içeren bir roman yazmış.

Romana konu olan ‘Profi’ on üç yaşında bir – erkek - çocuktur. Babası tam bir kitap kurdudur diyebiliriz. Polonya Yahudileri hakkında araştırma yapmaktadır. Sürekli kitap okur, araştırır, geceler boyu Yahudilik üzerine notlar alır, çalışır, çalışır... Babasının bu özelliği nedeniyle ‘Profi’ sözcükler üzerine derin araştırmalara özenir, bu konuda küçük yaşına karşın mütevazı denemeler, ‘dil’ ağırlıklı çalışmalar yapar. Her sözcüğün gerçek anlamını, tanımını, kökenini öğrenmek ister. İngiliz asker Dunlop ile karşılıklı olarak İngilizce ve İbranice üzerine çalışırlar. Dunlop ile olan ilişkisinin – çocuksu olsa bile - casus oyunlarını aratmayacak düzeyde olduğunu söyleyebiliriz. Her ikisi de birbirlerine kendi ‘dillerini’ öğretmektedir. Ancak kendi ‘dillerini’ öğretirken, okur açısından ilginç saptamalar çıkıyor. Sözgelimi, bazı sözcük oyunlarını, anagramları, iki farklı kültürün ‘dil’ üzerine olan betimlemelerini, vurgularını ve o coğrafyaya yansıyan tarihsel önemini görüyorsunuz. Bu bölümlerde yazarın (Amos Oz) kendi çocukluğuyla bir bağlantı kurduğunu söyleyebiliriz. Romanın içinde bunun bazı ipuçlarını görüyoruz. 

Kudüs (1947) tam anlamıyla bir karmaşa içindedir, her tarafta bombalar patlamakta, insanlar ölmektedir. Yahudiler bu süreçte İngilizlere ve Araplara karşı büyük bir gayretle vatanlarını korumaktadır. Roman boyunca bu direnmenin, savaşın, mevzilerin daha çok arka planlarını görüyorsunuz.

‘Profi’ iki arkadaşıyla birlikte filmlerden esinlenerek bir yeraltı örgütü kurarlar. ‘Ya Hürriyet Ya Ölüm’ Kısaca ‘YHYÖ’ diye şifrelenen bu örgüt çocuksu düşlerle, yaşam mücadelesi veren büyüklerin arasında bir tür yap/boz gibi gidip gelmektedir. ‘Profi’ kendine düşten bir dünya yaratır. Kurguladığı bu dünya sayesinde yarattığı imgeler, olaylar, kişiler ile bir fanus içinde yaşamını sürdürür. O dönemde ‘dışarısı’ ile ‘içerisi’ birbirinden bir hayli farklıdır, çocuklar ve büyükler yaşanılan savaş nedeniyle bazen bir araya, bazen de karşı karşıya gelmektedir. Düşmana yaklaşmak, onu sevmek, hainlik ile eşdeğer anlamdadır...

İkili bir yaşamı bir çocuğun gözünden anlamaya, tanımaya, neyin ne olduğunu görmeye çalışıyoruz. ‘Profi’ kendi düşlerinin bir kahramanıdır artık. İngiliz Sarayı’nı bombalamayı düşleyen, sıkı bir asker, cesur bir erkek, vatanını savunan özel bir kişidir. Bu nedenle İngiliz subayla ‘dil’ üzerine konuşurken, onun aslında tek bir amacı vardır: Dunlop’un ağzından bazı bilgilere erişmek! “Onunla Orient Palace’de buluşacak, sonra İngilizce ve İbranice çalışma bahanesiyle, düşman birliklerinin konuşlanması ve baskıcı rejimin şeması hakkında yaşamsal önemdeki bilgileri kurnazca ele geçirecektim. s/50”

1947 yılı hayli azap dolu, dramatik, hüzünlü geçmektedir. Aynı yıl bir yandan da yeni bir devletin kuruluşunun son aşamaya gelmesiyle, sevinçli ve onurlu bir atmosfer yaşanmaktadır. Tıpkı küçük Profi’nin kişisel dünyası gibi, acı ve onur Kudüs’te yan yanadır. “Sonunda özgür Yahudi Devleti kurulduğunda hiçbir cani, Yahudileri aşağılamaya ya da öldürmeye cesaret edemeyecek. s/27”

Romandaki küçük kahramanın (Profi) gözünden, onun duygularından, ailesinden, arkadaşlarıyla yaptığı masumane casusluk oyunlarından belirli bir sonuca ulaşıyoruz. Vatan savunması sürerken, bir çocuğun izlediği sinema filmlerinin etkisinde kalması, bu doğrultuda o kahramanlarla kendini özdeşleştirmesi, düşle gerçeğin iç içe geçtiği edebî bir metin, “Pusudaki Panter”.

Romanda ‘hain’ ve ‘alçak’ sözcükleri karşımıza çıkar. Bu iki sözcük (Boged Şafel) ‘Profi’ için kullanılmıştır. ‘YHYÖ’ içinde yer alan iki arkadaşı onu yargılar, hainlikle suçlar. Dunlop’la konuşmalarını yanlış yorumlar, yaptığı işin düşmanı sevmek olduğunu düşünürler. ‘Profi’ üzülür, yıkılır ve perişan olur. “Dağlara gidip dağların çocuğu olacaktım. Tek başıma yaşayacaktım. Sonsuza kadar. Aidiyet olmadan. Dolayısıyla hain olmadan. Ait olan hain olur. s/75” Savaşın yarattığı gerilim ve yüksek atmosfer duygusu toplumun her kesimini etkilemiştir.

‘Pusudaki Panter’, Kudüs’teki savaşı farklı bir yönden ele alıyor, düzeyli bir ‘dil’ işçiliğiyle ilmek ilmek işliyor, baştan sona bir heyecan fırtınası içinde sizi yaşanan olaylara tanık ediyor. Amos Oz’la bir kez daha tanışmak isteyenlere önerilir... 

PUSUDAKİ PANTER

Amos Oz, Roman – 151 sayfa, Çeviri: Elif Ayla, Doğan Kitap / Kasım – 2012

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın