Ceylan İçin Sonraki Etap Altın Palmiye

Cannes Festivali’nin ikincilik ödülü olan Jüri Büyük Ödülü’nü ikinci kez kazanan Nuri Bilge Ceylan’ın Altın Palmiye’ye ulaşması kimseyi şaşırtmayacak. Ceylan, insan ilişkilerini işlemedeki becerisini sergilediği

Viktor APALAÇİ
1 Haziran 2011 Çarşamba

“Bir Zamanlar Anadolu’da” kariyerinin en çok diyaloglu filmi. Ödülü paylaştığı “Bisikletli Çocuk”, sevginin önemini vurgulayan insancıl mesajıyla, Dardanne Kardeşlerin en iyimser filmi. Felsefi ve dini konulara ağırlık veren, Altın Palmiye’nin galibi “Hayat Ağacı”, görkemli görselliği ve Terrence Malick’in büyüleyici sinema diliyle öne çıkan bir film.

64. Cannes Film Festivali’nde, açık farkla öne çıkan bir başyapıt, bir favori yoktu. 20 filmlik seçkide üstün kaliteleriyle diğer yarışma filmlerinden ayrılan sekiz film vardı.

Robert de Niro başkanlığındaki jüri öne çıkan bu sekiz filmden herhangi birine Altın Palmiye Ödülü’nü verseydi, kimsenin bu karara itiraz etmeye hakkı yoktu.

Bu sekiz filmden beşi (“Hayat Ağacı”, “Bir Zamanlar Anadolu”, “Bisikletli Çocuk”, “Artist”, “Melankoli”) ödül listesine girmeyi başardı. Uluslararası eleştirmenlerin değerlendirmesinde uzun müddet bir numaralı yerini koruyan “Le Havre”ı jüri  tümüyle ödül listesinin dışında tuttu. Oysa insancıl teması ve ince mizahıyla Finli usta Aki Kaurismaki yürekleri ısıtan bir film yapmıştı. Festivalin iki numaralı mağlubu İspanya’nın çizgi dışı yönetmeni Pedro Almodoravar idi. “İçinde Yaşadığım Deri / La Piel Que Habito”da dahi yönetmen, çılgın bir estetik cerrahına, bir erkeği (rızası dışında) bir kadına dönüştürüyordu.

Jürinin görmezden geldiği iki film, hınzır Nanni Moratti’nin firardaki Papa’yı anlatan “Bir Papa’mız Oldu / Habemus Papam” ve Paolo Sorrentino’nun Nazi avını anlatan “This Must Be The Place”i idi.

ALTIN PALMİYE’NİN GALİBİ

Festivalin en çok merak edilen filmi “Hayat Ağacı / The Tree of Life”ın Altın Palmiye ile ödülllendirilmesi kimseyi şaşırtmadı. 1973’te “Badland” ile başlayan 38 yıllık kariyerinde sadece beş film yapan Terrence Malick sinema tarihinin en gizemli, en titiz, en aykırı ve en iddialı yönetmenlerinden biri.

İnsanlığa, tabiata ve masumiyete olan sevgisini filmlerine yansıtan bu asosyal sanatçı üniversitede felsefe dersleri verdi, serbest gazetecilik yaptı. İnsanlık durumunu sorgulayan “Hayat Ağacı” felsefi ve dini konulara ağırlık veriyor.

Filmde 1950’li yıllarda üç çocuklu Texas’lı bir ailede, büyük oğulun bakış açısıyla, ergenliğe geçiş dönemi ve kaybedilen masumiyet dile getiriliyor.

Ağabey Jack’ın annesine olan derin sevgisi, iki erkek kardeşiyle olan ilişkisini ve babasının aşırı otoritesi altında yaşadığı bunalımı izliyoruz. Yaşanan bir trajedi ailenin düzenini alt üst edecektir. Filmin hiçbir sahnesinde despot babayı canlandıran Brad Pitt ile Jack’in olgunluk dönemini canlandıran Sean Penn bir arada gözükmüyor.

Terrence Malick senaryosunda bir ölümün ardından Tanrı’ya seslenerek felsefi sorular soruyor, yaşanan bu acıyı yanardağ patlamalarıyla ifade ediyor. Alexandre Desplat’ın muhteşem müziği, Emmanuel Lubezki’nin görkemli kamera çalışmaları Malick’e destek oluyor.

“Hayat Ağacı” Cannes’da eleştirmenleri ikiye bölen bir film oldu. Filmi çılgınca alkışlayanlar da vardı, hiddetle ıslıklayanlar da. Bazıları filmi Stanley Kubrick’in “2011: L’Odyssee de L’Espace” ile kıyaslarken, bir eleştirmen “Hayat Ağacı”nın “Çocukluğun masumiyetinden, modern bir dünyada kayıp bir ruh olarak, aklı karışmış yetişkinlik yıllarına uzanan bir yolculuk. Yaşamın anlamını tekrar kazanma arayışı.”

Ben kendi adıma, Hıristiyanlık propagandası kokan mistik atmosferiyle Malick’in bu epik freskinden pek tad alamadım.

ANADOLU BOZKIRINDA

BİR GÜNLÜK GEZİ

Cannes’da ikincilik ödülü olan Jüri Büyük Ödülü’nü iki kez kazanan Nuri Bilge Ceylan için sonraki durağın Altın Palmiye olacağı kuvvetle muhtemel. Ceylan “tutkuyla sevdiği, güzel ve yalnız ülkesine” sanatıyla hizmet etmeyi sürdürüyor.

Nuri Bilge Ceylan, festivalin en uzun filmi olan “Bir Zamanlar Anadolu’da” ile bizleri, Anadolu bozkırlarının kalbine bir günlük bir geziye götürüyor. Dağlar tarafından çevrilmiş ıssız volkanik topraklarda, gece karanlığında başlayan bu gezi, ertesi gün Kırıkkale’nin Keskin ilçesinin devlet hastanesinin otopsi masasında noktalanıyor.

Projenin fikir babası, doktorluğu sırasında  o yörede yedi yılını geçirmiş Erdal Kesal. Senaryo yazılımına Kesal’a, “Üç Maymun”da olduğu gibi, yönetmen Ceylan ve eşi Ebru Ceylan destek vermişler.

Yörenin insanlarını çok iyi tanıyan Kesal, bir cinayeti soruşturan bir savcı ve bir emniyet müdürünün, doktor ve zanlı ile birlikte geçirdikleri zorlu bir günün öyküsünü senaryoya taşımış. Fonunda bir bozkırın sonsuz karanlığı içinde anlamlı bir dekorda, üç arabalık konvoy, zanlıdan cesedi gömdüğü yeri göstermesini beklerler.

Emniyet Müdürü ile savcı, itiraf edilen cinayet olayına  son noktayı koymak için, cesedi ele geçirmek zorundadır. Gecenin karanlığında ve soğuğunda zanlı onları dolaştırır durur. Görevlilerin çektiği sıkıntı duygusuna izleyiciye de ortak etmek gayesiyle, Ceylan hiç bitmeyecekmiş gibi görünen, boğucu atmosferli bu gece yolculuğunu, filminde 1,5 saatte anlatır.

Saatlerce gömdüğü cesedin yerine göstermemekte direnen zanlı, yol üstü uğradıkları bir köyde rastladıkları masum bir kızın, ruhunda yarattığı şaşırtıcı dönüşüm ile ertesi sabah, beraberindekileri domuz bağıyla bağlayarak gömdüğü cesede götürür.

İlk 1,5 saatiyle, cesedi bulamamanın endişesini, taşıyan ekibin sıkıntısına bizleri ortak eden Ceylan, filmin son bir saatinde klasını konuşturuyor. İnsan ilişkilerini işlemedeki beceresiyle, psikoloji ağırlıklı, izlenmesi keyif veren sinema diliyle sinemasının karakteristiği olan kesintisiz uzun planları ve durağan anlatımıyla, Nuri Bilge Ceylan, kendisine ödül getiren hünerini konuşturuyor.

Ancak eleştirmenlerin farklı tepkileri “Bir Zamanlar Anadolu’da” filminin uzun zaman tartışılacağını gösteriyor. Kimileri kariyerinin en olgun filmi olduğunu, bu başyapıtın Altın Palmiye’yi hak ettiğini söylerken, diğerleri beklentileri karşılamaktan uzak olduğunu savunuyorlar.

SEVGİYİ KEŞFEDEN ÇOCUĞUN PSİKOLOJİSİ

Belçikalı Jean – Pierre ve Luc DardanneKardeşler bu yıl yarıştıkları “Bisikletli Çocuk / La Gamin Au Velo” ile 3. Altın Palmiyeleri’ni alıp Cannes tarihinde bir ilke imza atmaya çok yaklaştılar. 19 yıllık kariyerlerine sadece yedi film sığdıran Dardanne’lerin pek üretken olduğu söylenemez. Ama bu filmlerden ikisi (“Rosetta”, (1999) ve “Çocuk / L’Enfant” (2005)) Cannes’da Altın Palmiye, “Lorna’nın Evliliği” 2008’de “En İyi Senaryo Ödülleri”ni getirdi.

Çocukların aileleriyle olan ilişkilerine insancıl bir bakış açısıyla ele alan Dardanne’ler, ilk kez filmlerinde ünlü bir oyuncuya rol veriyorlar. Kardeşler Belçika doğumlu Cecile de France’tan filmde Belçika aksanıyla konuşmasını istemişler.

Film, kendisini çocuk yurduna bırakan sorumsuz babasının arayışına çıkan 12 yaşındaki yeni yetme Cyril’in insanın içini acıtan öyküsünü anlatıyor. Yolları tesadüfen kesişen, kadın berberi Samantha’nın evinde hafta sonlarını geçiren Cyril’in aklı babasındadır. İzini bulduğu baba kendisiyle artık yaşamak istemediğini öğrenice Cyril’in dünyası yıkılır. Kendisi uğruna sevgilisinden ayrılan Samantha’nın  onu ne kadar çok sevdiğinin farkında değildir.

Aslında bu sevgiye hiddetini yatıştırmak için çok ihtiyacı vardır. Dardenne’ler hayatında biri tarafından ilk kez sevilen, sevgiyi keşfeden bir çocuğun psikolojisini, insanın yüreğini ısıtan bir sinema diliyle anlatıyorlar.

Dardenne Kardeşler filmlerini bir müzik partisyonununun dört bölümü şeklinde ele almışlar. Beethoven’in 5. Senfonisi’nin eşliğinde, ilk üç bölümde, basit bir dilde (annesini tanımayan) babasının kaybetmek istemeyen bir çocuğun çırpınışları anlatılıyor. Son bölümde, hiç ummadığı bir kadından, “anne şefkatinin” ne olduğunu keşfeden Cyril’in topluma kazandırılma öyküsü var.

Bu iki rolde, harikalar yaratan çocuk oyuncu Thomas Doret ile deneyimli, sevecen Cecile de France’ı, izliyoruz. Baba rolünde Derdanne Kardeşlerin fetiş aktörü Jeremie Renier, bu dördüncü birlikteliklerinin hakkını veriyor.

İlk defa açık havada ve yaz aylarında film çeviren Dardanne’ler gün ışığındaki insanın içini ısıtan görüntüleriyle atmosfer yaratmadaki becerilerini sergiliyorlar. Her yeni filmleriyle kendilerini yenileyen Dardenne’ler için “Bisikletli Çocuk” geniş kitlelere hitap eden ilk filmleri. Etkileyici olmayı hep başarmış Belçikalı kardeşlerin bu filmle kariyerlerinin en başarılı yapıtına imza attıklarını ileri süren eleştirmenler oldu.

Nuri Bilge Ceylan ile Jüri Büyük Ödülü’nü paylaşan Dardanne Kardeşler 3. Altın Palmiye’yi kazanmaya en yakın yönetmenler. Gelecek sayımızda ödül listesinin filmlerini anlatmayı sürdüreceğiz.