“Yüzyılımızda, tasarımcılar artık insanlığın geleceğini bulmak ve onlara bunu göstermek sorumluluğunda olmalılar”

" />

/Tasarımın ‘haşarı çocuğu’ Yves Behar

“Yüzyılımızda, tasarımcılar artık insanlığın geleceğini bulmak ve onlara bunu göstermek sorumluluğunda olmalılar”

/Tasarımın ‘haşarı çocuğu’ Yves Behar

Yves Behar,150’den fazla ödülü ve yenilikçi tasarımları bugün Chicago Sanat Enstitüleri gibi tasarım dünyasının devleri arasında yer alıyor.

Hikâyeciliği ve yaratıcı kimliğiyle ele aldığı projelerle uluslararası yarışma ve sergilerde dikkatleri üzerine çeken Behar ve şirketi Fuseproject, Red Dot, ID Magazine, If Industrie Hanover gibi ödüllere layık görüldü. Behar’ın eserlerine San Francisco Modern Sanat Müzesi ve Lozan Modern Sanat Müzesi’nde solo sergilerin yanı sıra Chicago Athenaeum Müzesi, SFMOMA, Münih Modern Sanat Müzesi gibi müzelerin kalıcı koleksiyonlarında da rastlayabilirsiniz.

İsviçre’de Türk bir baba ve Nazi zulmünden kurtulmuş Doğu Alman bir anneden doğan Behar, günümüzde endüstriyel tasarımda muazzam teknolojik yeniliklerin cirit attığı arenada dev firmaların sözcüsü ve vizyon yaratıcısıdır adeta. Yves Behar sanat anlayışının kriterlerini şu sözlerle açıklar:

“Sanat anlayışım, yaşantımın üçlü kişiliğinin sentezinde yol alır. İsviçre’nin geleneksel kalite ve güvenini, Türklüğün sıcak ve etkileyici yansımasıyla yaratır, Amerika’nın üstün teknolojisiyle birleştiririm.”

Yaşantısının ve meslek hayatının ilk yıllarını İsviçre’de geçiren Behar daha sonra Avrupa’nın çeşitli kentlerinde değişik alanlarda endüstriyel tasarım yapıtlarına imza atar. Ardından San Fransisco’ya taşınır. On beş yıl boyunca Amerikan kültürünün sentezini Avrupa değerleriyle birleştirecek ve gündelik kültürün bir parçası olacak şekilde biçimler. Yıllar geçtikçe ardındaki markalar onunla anılmaya başlar.

Yves Behar artık teknolojik tasarımın zorunlu ve farklı bir dünya görüşünü benimsemesi gereğinde ısrarlıdır. Şöyle der; “Günümüzde tasarımcılar global dünya ile yeni bir ilişki geliştirmek zorundadırlar. Bu ilişkinin ana fikri ‘hümanistik tasarım’ olmalı. İnsan yaşadığı çevre ile uyumlu teknolojinin olanaklarını kullanmak zorunluluğundadır. Ülkesi gelişmiş ya da farklı düzlemlerde olsa da tasarım ürün, ona yaşantısına uygun ifade ve ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Bu ilişki insansal duygularla sürdürülebilir bir geleceğin izlerini taşır. Tasarımcı olarak, sadece bugünün dünyasını yansıtmanın değil, gelecek yönelimini göstermenin bizim sorumluluğumuzda olduğuna inanıyorum.”

Yves Behar ve şirketi Fuseproject, San Francisco merkezli, fütüristik bir anlayışla teknoloji, mobilya, spor, yaşam tarzı ve moda alanları dahil birçok alanda ürünler tasarlamakta.

Fuseproject in tasarladığı çeşitli proje örnekleri arasında en önemlilerinden biri ‘One Laptop for Child’ adıyla geliştirilen ve dünyanın ilk 100 dolar altı ‘XO’ dizüstü bilgisayarıdır. Olpc Organizasyonuyla dünyanın her yönüne ve en yoksul çocuklarına bile eğitim ve teknolojiyi paylaşmayı amaçlıyor. Fuseproject şimdilerde ise, dizüstü halefi, ‘XOXO’ üzerinde çalışıyor. Bu projelerin yanı sıra ‘Jawbone’ için gelişmiş bir cep telefonu, Fransa’nın önde gelen firmalarından ‘Le Cube’ için dijital 3D bir TV, Coca Cola için yeni bir geri dönüşüm modeli ve yeni bir kimlik stratejisi, Google için ana sayfa, ‘Mini Motion’, BMW’nin Mini Cooper’ı için yeni bir dizayn, marka kimliği ve logosu, NY İl Sağlık Departmanı için Herman Miller ve NYC Condom için farklı bir ürün geliştirmekte, ayrıca çeşitli mobilya ve yapı aydınlatma tasarımları projelerini de sürdürmekte.

Yapıtlarına farkında olmadan her yerde karşı karşıya gelebilirsiniz. Örneğin, tabanına yerleştirilen bir çip sayesinde kullanıcının ayak şekli ve kullanış tarzına göre kayıtlar tutan ve kişiye özel ayakkabı üretimine yeni bir boyut kazandıran ‘Learning Shoe’ ayakkabı kalıplarını sanırım duymayan kalmamıştır. Bombay Sapphire için tasarladığı ilginç kokteyl bardaklarına, JFK Havaalanı’nda sergilenen çevresindeki hareketi aydınlatma aparatı ile algılayan ‘Voyage’ adlı devasa Swarovski avizeye de denk gelmiş olabilirsiniz.

Şimdilerde Anima Terra için “Aklımdaki tek proje!” diyen Yves Behar, yapıtlarını Renzo Piano tasarımı yeni müze binası Art Institue of Chicago Modern Wing’de sergiliyor. Heykelsi bir form içinde ışık oyunlarıyla farklı etkiler yaratan Anima Terra, etrafımızı saran yaşam enerjisini yüceltiyor ve harekete geçiriyor.

  Samsung ile ortaklaşa yürütülen Anima Terra projesinde asıl amaç, LED teknolojisinin güzelliği, çevresel verimliliği ve büyüsüne dikkat çekmek. Anima Terra, tarihimizin her anında bizi çevreleyen form ve yenilikçiliğin mükemmel birlikteliğini temsil ediyor.

Anima Terra (Latince’de yaşayan toprak ya da yaşayan yeryüzü anlamına geliyor) her biri görünmez LED’lerle aydınlatılmış, ince metal katmanlarla oluşturulan, görsel oyunlar ve birbirinden farklı etkiler yaratan heykelsi topografik bir yüzeyden oluşuyor. Bu görsel oyunlar, gün doğumundan gün batımına değişen ışık gibi doğal bir fenomenden yola çıkıyor.

“Tasarımcı olarak, sadece bugünün dünyasını yansıtmanın değil, gelecek yönelimini göstermenin bizim sorumluluğumuzda olduğuna inanıyorum. Bir dizi aydınlatma alanında araştırma ve deneysel işlerinin sonuncusu olan Anima Terra insancıl deneyimler ve sürdürülebilir teknolojinin yeni geleceğine işaret ediyor” diye açıklıyor Yves Behar. “Bu işimde ilham aldığım fikir, tasarımımda tekrar eden bir temaya dönüştü- ışığın kullanımı ‘yaşam enerjisi, içerideki ışığı ya da öte yandan statik objenin içindeki hayatı /enerjiyi sembolize ediyor. Bugün, yaşamımızdaki her şeyin (bilgisayar ekranları televizyonlar, yaşadığımız mekânlar) bir iç ışığı var ben de soyut bir manzara metaforuna biçim vererek bu konsepti anlatmaya çalışıyorum.

Futuristika Tasarım dergisi adına Yves Behar ile yapılmış telepatik bir derleme

- Günün en iyi vakti?

Uykuya dalarken, düşünceler kaybolup rüyalar başladığında.

- Şu sıralar müzik?

Nouvelle Vague, LOW’dan “In the Fish Tank” ve okyanus sesleri.

- Başucu kitapları?

David Hickey’den “Air Guitar” ve St. Exupery’den “Küçük Prens”.

- Günlük haberler? Gazeteler?

NY Times, Liberation, John Stewart’ın The Daily Show programı.

- Mimarlık ve tasarım dergilerini takip ediyor musunuz?

Evet.

- Projeleriniz için çalışma alanınız?

Her yer; arabada, yatakta, içeride, dışarıda, evde, havaalanlarında, uçaklarda, ofiste, trenlerde, vs.

- Yakın bir arkadaşınız stilinizi nasıl tarif ederdi?

Teknoloji ve şiirin, ticaret ve kültürün dış dünya ile birleştiği, hikâyeciliğin ve değişkenliğin ateşlendiği nokta.

- En favori tasarımcı/ mimar?

Achille Castiglioni, mizahi zekâsı ve hikâyeciliğiyle. Şimdilerde ise Hüseyin Çağlayan, Arad, Herzog ve Demeuron.

- Başka tasarımcı/mimarlarla fikir alışverişinde, tartışmalarda bulunuyor musunuz?

Evet. Mimarlık, moda, teknoloji, sanat gibi alanlarda çeşitlilik gösteren bakış açılarına sahip muhteşem bir yaratıcı ekiple çalışıyorum.

- Kadınların giyiminde dikkat ettikleriniz?

Ekletik, yaratıcı, kişisel ve seksi olmaları.

- Giyim stilinizde kaçındıklarınız?

Basit ve kişiliğimi yansıtmayan kıyafetler.

- Çocukken de tasarımcı olmak istiyor muydunuz?

Yazar olmak istiyordum ve evet, bir tasarımcı.

- Kimin için tasarımlar yapmak isterdiniz?

Çevreyle dost ürünler tasarlamak isterim. Bu alanın ilgiye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

-Gençlere tavsiyeler?

Kendi yönünüzü çizin. Tasarım, farklılıkların kutlandığı nadir iş alanlarından biridir, bunun için öncelikle kendi yolunuzu çizmelisiniz!

- Geleceğin getirdiği korkular?

Gelecekten tek korkum, insanların geleceğe inançlarını kaybetmeleri.

 

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın