Bu yazı dizisinde Balkanların en büyük sinagoguna sahip olan, bir dönem yoğun bir Yahudi Cemaati’nin yaşadığı Edirne’yi ve oradaki yaşantıyı anılarda da olsa yaşatacağız…

" />

Kaybolan Tarihimiz Edirne Yahudileri -1

Bu yazı dizisinde Balkanların en büyük sinagoguna sahip olan, bir dönem yoğun bir Yahudi Cemaati’nin yaşadığı Edirne’yi ve oradaki yaşantıyı anılarda da olsa yaşatacağız…

Kaybolan Tarihimiz Edirne Yahudileri  -1

Bugün uzun zamandır yaşamadığım kadar duygu dolu bir gün geçirdim. Bundan tam dört sene evvel rehberlik turum esnasında hocam bana Büyük Sinagogu gösterdiğinde  “Nasıl olur da bu kadar güzel bir sinagog bu hale gelir?” diye düşünmüş ama anlam verememiştim. Şimdi ise o sinagogun son tanığı ve Edirne Yahudilerini belki de tanıyacak son nesil olmanın hüznünü yaşıyorum. Yazıya başladığımda cd’de Sarih Hadad’ın “Light a Candle” şarkısı çalıyordu, umarım şu anda İsrail’de olan Edirneli dostlarımız da yazdıklarımı okuduklarında zaman tünelinde yolculuğa çıkacaklar.

İSTANBUL’DAN ÇIKTIK YOLA…

Sabahın erken saatlerinde Esenler Otogarı’ndan otobüse binip Edirne’nin yolunu tuttum. Bir haftadır Edirne’de yaşamış büyüklerimle bir zamanlar sayısı 30bini bulan bu cemaatin yaşayışları, gelenekleri, anıları ile ilgili görüştükten sonra sıra bu hatıraları yerinde görmeye gelmişti. Daha Kaleiçi’ne giderken hep içimden bir ses belki birileri bir sürpriz yapar da karşıma çıkar diye bakınıyordum. Balık pazarı dört yol ağzından geçerken anlatılan gibi ne Jak-Leon Sarfati kardeşler, ne de Bakkal Mitrani kardeşler ortalıklarda gözüküyorlardı. Ali Paşa Çarşısı’na geldiğimde de ne Albert ve Niso Kardeşlerin İlk Mevsim Mağazası yerindeydi ne de esnafın en neşeli yüzü tuhafiyeci “Parlak Muyiz (Moiz)” ortalıklardaydı. Biraz daha yürüdüm ve Cumhuriyet Caddesi’ne vardım. İçimde büyük bir hevesle Kaleiçi’nin Ahşap Yahudi Evleri’ni görecektim. Sinagog yıkık olsa da en azından evler şahidiydi yaşananların. Sol kanattan Bohor Filozof’un, Doktor Sami Haras’ın, David Kaneti ve Leon Sarfati’nin sağ kanatta David Yahya’nın, Sami Kasuto’nun, Diş Hekimi Anri Matatya’nın evi ve en sonunda ise karşımızda unutulmaz Reşadiye Sineması… Kaleiçi evleri de ne yazık ki kendi haline terk edilmişti. Belki onların da kimseleri yoktu hatırını soracak, oyuncular çoktan gitmişlerdi, sahne de yok oluyordu yavaş yavaş… Telefondan gerçek bir Edirneli Dr. Tekin Sayınbaş Ağabeyi aradım, sinagogun önünde buluşup muayenehanesine gittik. Kendisi kitaplarda bulamadıklarımızı, dostlukları, hüznü, paylaşımları aktardı bana. 75 yaşında hayatının tümünü bu bölgede geçirmiş Tekin Bey ile bir saat diye başladığımız sohbette bütün evleri, sinagogları, okulları tek tek dolaştık. Kendisine ne kadar teşekkür etsem azdır. Yanından ayrılmadan önce kaşeruta bakıp bakmadığımı sorup hemen ardından da beni yemeğe davet etti.

Birkaç hafta sürecek bu çalışmamızda en önemli amacımız, yüzünüzde biraz gülümseme biraz da hüzün sağlamak olacak. Oğlunuz ya da torununuzla “Bak ben burada yaşadım, benden bahsediyorlar!” dedirtebilirsek ne mutlu bize… Sinagogun onarım ihaleleri projeleri süredursun burada yaşamış nesil de artık bizden uzaklaşırken yaşanmışlıklar unutulmasın istiyorum. Duyduğuma göre evlerin onarımı zor olduğu için durumu kötü olanların tamamen çökmesi bekleniyormuş. Tarihimize ait binalar yok olsa bile en azından zihinlerimizde o evler ve dostluklar hep baki olsun. Turumuz esnasında Kaleiçi, Büyük Sinagog, Reşadiye Sineması, Balık Pazarı, Ali Paşa Çarşısı, Tahtakale, Alyans Okulları yaşlanmışlıkları bize anlatacaklar. Diğer bir yandan da bu serhat şehrinde Mimar Sinan’ın ustalık eseri Selimiye Camii, kentin ayrılmaz parçaları Eski Camii, Üç Şerifeli Camii, Rüstem Paşa Kervansarayı, 2.Beyazıt Külliyesi-Sağlık Müzesi gezi duraklarımız olacak. Kimi zaman yaşayanların ağzından geçmişi dinlerken, kimi zaman da “Peki şimdi ne yapmalı?” sorusuna cevap arayacağız. O zaman gelin tarihimizden başlayalım…  

Anna Ovadya’nın anılarında bir zamanların Edirne’si

 Edirne’de doğan 6 yaşında İstanbul’a gelen ardından Edirne’ye gelin giden, Büyük Sinagog’ta evlenmiş Anna Ovadya ile geçtiğimiz hafta onun anılarında ufak bir yolculuğa çıktık. Anna Hanımın eşi Mişel Bey Ali Paşa Çarşısı’nın girişinde Kardeşler manifaturacı (bezas) dükkânının sahibiymiş. O zamanlar esnaf daha çok isimle tanınırmış. Cemaat daha çok pazarları mesire yeri olarak 1. Köprüdeki Bülbül’ü tercih eder, öğlen eve dönülür akşamüstü ise faytonla Bois de Boulogne – 2. Köprü’ye gidilirmiş. Salı günleri Ayvazoğlu Sineması’nda kadınlar matinesi olur, hanımlar bu matineleri kaçırmazmış. Bunun yanında Cumhuriyet Mahallesi’ndeki Reşadiye Sineması da uğrak yeriymiş. Eski adı Hahamlar Sokağı diye bilinen sinagogun sokağında Haham Kırklareli’nden gelirmiş ve salıdan salıya kesim yapılırmış. Düğünlere de çoğunlukla faytonla gidilirmiş. Kasap ise Su Terazisi Caddesi’nde bulunurmuş. Her sene evlere kiraz vaktinde odun gelir ve kesilirmiş. Bayramlarda küçükler büyüklere ziyarete gider, bunun yanında herkes birbirine badem kolalı örtülerde tatlı tepsisi yollarmış. Sinagogun Mahazike Tora’sı da varmış bunun yanında çocuklar üniversite olmadığı için okula İstanbul’a gidip yazın gelirlermiş. Cemaat gündüzleri sahibi Kel Mehmet olan Edirne Kahvesi’nde toplanırmış. Burada herkes oyun oynar, balolarda ise Tahtakale’deki kulüp binası tercih edilirmiş. Burada erkekler vermut içerlermiş. Şehrin meşhur tatlıcısı Saraçlar Caddesi’nde Zogo Pastanesi’ymiş, buradan tulumba tatlısı bolca alınırmış. Cemaat hanımlarının genellikle ‘fiks günü’ cumartesiymiş ve akşam da erkeklerle toplanıp oyun oynanırmış. Her şey bir yana hiçbir zaman genç ve yaşlı ayrımı olmazmış. Anna Hanım bu konudan bahsederken biraz hüzünlendi. Kendisine en çok oradan neyi özlediğini sorduğumda, bu dostlukları, samimiyeti özlediğini belirtti. Uzun zamandır İstanbul’da yaşayan Anna Hanım keşke ile başlayan cümlelerde her seferinde bu samimiyet, yaşlı genç ayırımı olmadan birliktelikten bahsederek bize de aslında özlenenlerin binaların yanında bir o kadar da orda kalan dostlar, ortak paylaşımlar olduğunu anlattı. Kendisi halen Edirneli arkadaşları ile de görüşmeye devam ediyor. Anna Hanım’a da geçmişimizi bizle paylaştığı için teşekkür ederiz.

EDİRNE YAHUDİLERİ

Yahudilerin Edirne’ye 2. Bet Amikdaş’ın yıkılışından da evvel gittikleri bilinse de, Yahudi yerleşimlerine dair ilk belgelere Bizans kaynaklarında rastlanır. Osmanlı Padişahı 1. Murat Edirne’yi kansız aldığında, Bizans İmparatoru beyaz bayrak çekip şehirdeki su taşkınından istifade tekne ile Enes’e kaçmıştır. Bölgede Bizans zulmünden çeken Yahudiler Osmanlı’yı memnuniyetle karşılamış, padişah da özellikle Bursa ve diğer illerden Edirne’ye Yahudi göçünü teşvik etmiştir. İstanbul’un fethi ile birçok Yahudi İstanbul’a gelmiş hatta Fatih’in doktoru Hekim Yakup da Edirne’de yaşamıştır. 1492’de 2. Beyazıt döneminde İspanya’dan kovulma ile başlayan göçten evvel 1376 yılında Macaristan’dan ve 15.yüzyılda Sicilya’dan, Venedik’ten buraya gelen Yahudileri biliyoruz. Geldikleri kentin adını taşıyan ve 13 ayrı sinagogları olan bu cemaatleri Sicilya, Aragon, Katalonya, Mayorka, Portugal, Poyla, Toyla, Gerono, Alman, Budin ve İstanbul cemaatleri olarak sıralayabiliriz. Bu sinagogların çoğu Bostanpazarı, Tahtakale semtlerinde bulunup sonradan kaynaşmışlardır. Edirne’ye sonradan gelenlerde bu semtlere yerleşmişler hatta bir dönem Sabuni Mahallesi Yahudi Mahallesi olarak anılmıştı. 1900 yılında Edirne yangınında sinagogların da yanmasından sonra padişahın fermanıyla Büyük Sinagog inşası başlar ve 1909 yılında ihtişamına kavuşur. Edirne Cemaati ayrıca adları fırıncılar, taşıyıcılar, peynirciler gibi sıralayabileceğimiz 41 küçük sinagogda ibadetlerini yerine getirir ve Tora üzerine sohbetler yaparlardı. Şabat günleri Seudalar 1.Köprü-Ekmekçiler Köprüsü’ndeki Bülbül Parkı’nda verilirdi. Yağmurcu Haham lakaplı Rav Luvias, İlk Hahambaşımız Moşe Bicerano Efendi de geniş toplum tarafından yakinen tanınırdı. Bicerano, öğrencilerini Kadirhane semtindeki tekkeye de götürür burada ney çalan Mevlevi’lerin ezgilerini de öğrencilerine dinletirdi. Büyük kısmı Yahudi olan Edirne esnafından Ali Paşa Çarşısı’nın yüzde 60’ını, Direk Çarşısı’nın neredeyse tamamını, Saraçlar Caddesi’nin yarıya yakınını, Tahtakale ve Çilingirler Çarşısı’nın da büyük kısmını dindaşlarımız oluşturmaktaydılar. Eskiden sokaklarda “5 Kuruşa ateşçiler” gezermiş Şabat günlerinde… Cemaatin Şabat günü ateş yakmadığını bildiklerinden Cuma gündüzden hazırlanmış sobaların ateşini yakarlarmış. Yahudiler Peynircilik, Şekercilik, Şarapçılık alanlarında Edirne’ye büyük hizmetler vermişlerdir. Dindaşlarımızdan Edirne’den en son ayrılanlar arasında Sarfati, Halfon, Kan(Kohen), Kaneti ve Mitrani ailelerini ve daha birçok adını sayamadıklarımızı da bu vesileyle hatırlıyoruz.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın