Sevme mutluluğu

Mutlulukla ilgili bir konu ortaya atıldığında, sevmenin mi yoksa sevilmenin mi kişiyi daha çok mutlu ettiği her zaman tartışılır. Doğrusu bu konudaki bir söyleşide, bir sonuca varmak ya da genel bir doğruyu belirlemek olanaksız görünse de, hem bakış açımızı geliştirme hem de yaşanmışlıklarımızı sorgulama yönünde yararlıdır. Bence bu ve benzeri kavramlardan her birini, daha çok kendi birikim ve deneyimlerimizden yola çıkarak anlatmaya, tanımlamaya çalışıyoruz. Bu yüzden herkesin görüşünü doğru olarak kabul etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Konuya dönecek olursak… Yeter ki mutlu olalım diyorum, severek ya da sevilerek, hangi tarafın öncelik taşıdığını tartışmayı gereksiz görürüm.

Kendi payıma yeri geldiğinde bu konuda yazıyor, okuduklarımı ve düşündüklerimi paylaşmaya çalışıyorum. Geçenlerde Hermann Hesse’nin Klein ve Wagner anlatısını okurken, kahramanının söylediği şu tümceye takıldım:

“Sizi sevmemi umursamayabilirsiniz. Sevilmek bir mutluluk sayılmaz çünkü. Her insan kendi kendisini sever, yine de binlerce kişi yaşam boyu acılar içinde kıvranır. Hayır, sevilmek mutluluk değildir. Sevmeye gelince, işte budur mutluluk!”

Ünlü yazar, kahramanının ağzından nedenini açıklayarak kesin görüşünü ortaya koyuyor: Mutluluk sevmektir!

Bu tümceyi okuduktan sonra, seven, sevdiğine ulaşamayan, acı çeken, hatta bu yüzden yaşamına kıyan ünlü roman kahramanları bir bir geçiyor aklımdan. Her biri, yeryüzünün farklı bir yöresinden, ayrı bir gelenekten gelen insanlar. Buna karşın okuduğumuz o kurgular, hayatın gerçek birer yansıması ise, o kara sevdalı kahramanların yaşadıkları nasıl bir mutluluktur, bilmiyorum. Belki de bu soruyu, ancak böyle bir sevda içine düşenler, daha içtenlikle yanıtlayabilirler.

Nazım Hikmet’in, ünlü Tahirle Zümre Meselesi şiiri geliyor aklıma:

Seversin dünyayı doludizgin /ama o bunun farkında değildir / ayrılmak istemezsin dünyadan / ama o senden ayrılacak / yani sen elmayı seviyorsun diye / elmanın da seni sevmesi şart mı? / Yani Tahir’i Zühre sevmeseydi artık / yahut hiç sevmeseydi /Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da / hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Nazım, sevme mutluluğunu ne güzel dile getirmiş bu şiirinde. Karşılık göremese de, yalnızca seviyor olmak, Tahir ve onun gibileri için yeterli gelebiliyor.

Benzer sözleri ünlü Alman şair ve yazarı Goethe’den de duyabiliriz:

“Ben seni seviyorsam bundan sana ne?” diye sorduktan sonra sözlerini şöyle tamamlar: “Ben seni mutlu etmek için değil, kendim mutlu olduğum için seviyorum.”

Tümüyle karşıt düşüncede olan şair, yazar ve düşünürlerin sözleriyle de sayfalarımızı doldurabiliriz. Ben her iki görüşe aynı uzaklıkta yaklaşarak, biriz önce söylediklerimi yinelemek istiyorum:

Yeter ki mutlu olalım!

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın