Geçen mevsimin en iyi oyunları-2 Schaubühne Berlin ‘RICHARD III’

Geçen hafta, mevsimin en iyilerine artık yerli oyunlarla devam edeceğimi belirtmiştim. Arada, You Tube’da, 21. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında gelmesi beklenirken temsillerini iptal etmiş olan Schaubühne Berlin Tiyatrosunun ‘Richard III’ oyununun, Avignon Festivali’ndeki canlı performansının videosunu izleme fırsatım oldu.

Sahnede izlemenin etkisi olmasa da, çok iyi çekilmiş, yakın planlarla izleyiciyi oyuncuyla iç içe, yüz yüze getiren bu video, Thomas Ostermeier’in ayrıksı yorumunu başarıyla aktarıyor. Hâlen YouTube’da bulabileceğinizi haber vermek ve oyuna ait izlenimlerimi paylaşmak için bu yazıyı ‘Richard III’e ayırıyorum.

 

İstanbul seyircisi, Thomas Ostermeier ve Schaubühne Berlin’i 14. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nde ‘Nora, Bir Bebek Evi’, 18. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nde olay yaratan ‘Hamlet’ ve 19. İstanbul Tiyatro Festivali’nde daha da büyük olay yaratan ‘Bir Halk Düşmanı’ yorumlarıyla tanıdı.

Schaubühne Berlin, 1962’de kurulduğundan bu yana tiyatro tarihinde yeni bir sayfa açarak, dünya çapında sayısız turneyle, yönetmenlerin, yapımların ve oyuncuların kazanmış oldukları sayısız ödülle önde gelen çağdaş ve deneysel tiyatrolarından biri olmuştur.

Bu başarıda 1968’de Soltau’da doğan, 1996 – 1999 yılları arasında sanat yönetmenliğini üstlendiği Barracke des Deutsches Theater’da, acımasız kapitalist sistemin uzlaşmaz şiddetini, toplumun anlayışsızlığını ve aptallığını sergileyerek, Almanya ve Avrupa’nın çağcıl değerlerini sorgulayan, Batı Kapitalizminin modern Avrupa toplumuna empoze ettiği değerleri çarpıcı bir şekilde eleştiren, 1999 Eylül’ünde de, halen de sanat yönetimi üyesi ve daimi yönetmeni olarak başında olduğu Schaubühne Berlin’e geçen Thomas Ostermeier’in büyük payı var...

Aslında, danstan müzikal tiyatroya her türlü yeni forma açık olan Schaubühne’nin repertuvarının merkezinde çağdaş yazarlar yer alıyor. Ancak, tüm Avrupa’da övgüyle ve beğeniyle karşılanan bu çalışmalarından çok, geliştirmiş olduğu antikapitalist estetiği Schaubühne’de, klasik oyunların gerçekçi ve çağcıl yorumlarına uygulayan Ostermeier, çoklukla klasik metinleri olağanüstü farklı bir şekilde okuyan ve dönüştüren bir yönetmen olarak tanınıyor.

‘Bi Parça Plastik’ ve ‘Çirkin’ oyunlarından tanıdığımız, 1999’dan beri Schaubühne’de sanat yönetmeni ve ‘residence oyun yazarı’ olan 1972 doğumlu Marius von Mayenburg’un nesir ve şiiri titizlikle Almancaya aktararak, uyarlamasını Ostermeier’la birlikte üstlendiği, Ostermeier’in “kötülük üzerine bir deneme” olarak nitelendirdiği Richard III’ün dramaturjisini Florian Borchmeyer yapmış.

Richard III, 1455-1485 yılları arasında, İngiltere tahtını ele geçirmek amacıyla, her ikisi de İngiltere kralı III. Edward'ın soyundan gelen, arması beyaz gül olan York Hanedanı ile, armasında kırmızı gül bulunan Lancaster Hanedanı arasında 30 yıl süren, Güller Savaşı ya da Çift Gül Savaşı (Wars of Roses) olarak bilinen kanlı iç savaşın ortalarında geçiyor.

Oyun başladığında, 1471’de Kral VI. Henry'nin ve oğlu Edward’ın ölümünden on yıl kadar sonra Kral IV. Edward zamanında, çok da uzun sürmeyecek bir barış dönemine girilmiştir.

Seyircilerin etrafında yarımay şeklinde oturtulduğu, Jan Pappelbaum’un sahne ve Erich Schneider’in ışık tasarımlarıyla Shakespeare’in Globe Theatre’ına benzettikleri sahneye, çürümeye yüz tutmuş sıvadan bir dekor içinde gösterişli kıyafetleriyle, önce zevk düşkünü York soyluları, peşlerinden de kralın kardeşi,  Gloucester Dükü Richard izleyicilerin arasından geçerek girerler. Richard, “şimdi hoşnutsuzluğumuzun kışı” diyerek, hiç ara vermeden iki buçuk saat sürecek olan öyküyü başlatır. Portatif aksesuar ve mobilyalarla değişik mekânların oluşturacağı bu boş sahnenin zemini savaşlarda ölenlerin, ya da oyunda öldürüleceklerin kanını emip yutacak kumlarla kaplıdır. Tavanda, tam merkezde metal halata bağlı hareketli bir mikrofon sarkmaktadır. Konuşanın yüzüne ışık tutan, video kamera gibi görüntüleri fona aksettirebilen bu aygıt, oyunun bir karakteri gibi, Richard’ın seyircilerle birebir iletişimini sağlayacaktır.

Ostermeier, tiyatro tarihinin bu en ünlü canisini karşımıza enerji dolu, sıra dışı, güncel bir punk yıldızı, sivri dilli bir komedyen, büyüleyici bir oyuncu olarak çıkararak, Shakespeare’in tragedyasını, tiyatronun gücü üzerine traji-komik bir tasarıya çevirmektedir.

Taht sırasında olsun, çirkin ve özürlü fiziğinin iticiliğinde olsun, hiç şansı olmadığının saldırganca bilincinde olan Richard, bedensel çirkinliğini ruhunun karalığıyla harmanlayarak, iktidara cesetlerden oluşturduğu bir tepe üzerinden tırmanacak, nihayetinde, kendi ailesi dahil herkesin hayatına mal olacak zaferleriyle dinmeyen nefretini, en ezeli düşmanı olan kendisine yöneltecektir. Tüyler ürpertici finalde, Ostermeier onu son savaşında sahnede yapayalnız bırakır. Tek kişilik bir pantomim olarak tasarlanmış son döğüşünde Richard, elinde kılıcı, hem onu ölümcül yaralayan gerçek düşmanlarla, hem de geçmişinin tüm hayaletleriyle çarpışarak ölüme koşacaktır.

18. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nde Hamlet olarak ayakta alkışladığımız ünlü Alman oyuncu Lars Eidinger’in ustalıkla canlandırdığı Richard, topal, çarpık bacakları, kambur sırtı, telli dişleriyle içinde bulunduğu toplumun aşağılamalarına karşı büyük bir yıkımın planlarını yaparken, becerikli dili ve parlak zekâsıyla en haşin düşmanlarını yumuşatır, babasını ve kocasını öldürmüş olduğu Prenses Anne’ı bile (hem de ‘Velvet Goldmine’daki glamrock yıldızı gibi sahnede anadan doğma soyunarak) baştan çıkarmayı başarır.

Ostermeier, metnin siyasal göndermelerini ikinci plana çekerek bir zorbadan, bir tirandan çok, bilinçaltımızdaki tüm karanlık ihtirasların bir portresini çizer. Richard, devamlı iletişimini sürdürdüğü izleyicilerin baskı altında bu tuttukları karanlığa güvenerek, onları suçlarına ortak etmeye, en azından yaptıklarını onaylamaya teşvik eder. Haklıdır belki de… amacına ulaşabilmek için her türlü ahlak kuralının dışına çıkabilmeyi kim hayal etmemiştir ki…

Ostermeier’in “Tekrar bir Shakespeare oyunu sahnelemeye ancak böyle bir oyuncusu olduğu için cesaret ettiğini” söylemiş olduğu Lars Eidniger’in Richard’ı gerçekten olağanüstü. Moritz Gottwald (Buckingham Dükü), Eva Meckbach (Elizabeth), Jenny König (Lady Anne), Sebastian Schwarz (Lord Hastings, Brakenbury ve Sir Richard Ratcliff), Robert Beyer (Sir William Catesby, Kraliçe Margaret ve İlk Katil), Thomas Bading (Edward, Londra Belediye Başkanı ve İkinci Katil), Christoph Gawenda (Clarence, Marki Dorset, Lord Stanley ve Galler PrensiLaurenz Laufenberg), Bernardo Arias Porras (Kont/Lord Rivers, York Dükü ve kukla) da müthiş bir takım oyunculuğu sergiliyorlar.    

Nils Ostendorf’un müziğini davulda canlı olarak icra eden Thomas Witte oyunun dramatik dokusunun altını başarıyla çiziyor.  

Thomas Ostermeier’in sahnelemesi baştan sona birbirinden parlak buluşlarla dolu. Hepsini saymak için yerimiz yok ama, en etkileyicilerini sıralamak isterim: Anne’ın baştan çıkarılması müthiş çarpıcı. Tamamen soyunup topallığının sahte, kamburunun çakma olduğunu göstermesine karşın Eidinger’in “Ben buyum” dediğinde, eciş bücüş ve çarpık olduğuna seyirciyi inandırması olağanüstü. Clarence’ın öldürülmesi, veliaht prenslerin sahneye kukla olarak çıkması (Kuklalar Ingo Mewes, Karin Tiefensee - Kukla Eğitmenleri Susanne Claus, Dorothee Metz) çok başarılı. Ama aslı nefes kesici olan, Richard’ın rüyası ile başlayan, bütün savaş sahnesini Eidinger’in tek başına canlandırdığı o görkemli final.

Almanca ye da Fransızca biliyorsanız mutlaka izleyin derim. Her iki dili de bilmeseniz bile, benzersiz görselliği için bir göz atmaya değer. YouTube’da  “Richard III - William Shakespeare - Festival d'Avignon - Thomas Ostermeier” yazarsanız hemen karşınıza çıkıyor.

Hepinize iyi seyirler dilerim.

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın