Şiva Asar BeTamuz Orucu

"Yüce Tanrı diyor ki: Dördüncü, beşinci, yedinci ve onuncu ayların oruçları, Yahudi halkı için sevinç, coşku dolu mutlu bayramlar olacak. Bu nedenle gerçeği ve barışı sevin." (Zeharya 8:19)

Şiva Asar BeTamuz Orucu

Tamuz ayının 17’si anlamına gelen Şiva Asar BeTamuz günü gerçekleşen acı olaylar, Yahudi tarih ve kaderine ciddi bir şekilde damga vurur. Bugün tüm Yahudiler oruç tutarken, bu olaylar üzerine bilgi toplayıp bunlara yol açan sebepler üzerine düşünür, bunların tekrarlanmaması ve yaraların sarılabilmesi için neler yapılabileceğine, kendilerine düşen sorumluluklar üzerine yoğunlaşır. Bu şekilde adım adım dünyayı iyileştirme misyonlarını yerine getirmeye, oruç günlerinin coşku dolu bayram günlerine dönüşmesine katkıda bulunmaya çalışır.

Bu yıl 17 Tamuz Şabat gününe geldiği için oruç bir gün sonra, 1 Temmuz Pazar sabah gün doğmadan başlar, aynı akşam yıldızların çıkmasıyla sona erer.

Sağlığı elveren ve bar/bat mitzva çağına gelmiş her Yahudi, Şiva Asar BeTamuz orucunu tutar. Oruç tutmaktan muaf olan kişiler de sadece temel ihtiyaçlarını giderecek şekilde yer, lüks ve şatafatlı yemekler yemez.

Şiva Asar BeTamuz orucunda, Tişa BeAv’da yasak olan yıkanmak, orucu bozmayacak şekilde (86 gramdan az bir suyla) ağzı çalkalamak, deri ayakkabı giymek, yasak değildir.

Şiva Asar BeTamuz 17 Tamuz’da neler oldu?

Mişna’ya göre (sözlü Tora), Tamuz ayının 17’si, İsrailoğulları’nın tarihinde birçok felakete sahne olmuştur. Bu günde gerçekleştiğine inanılan olaylar:

a) Moşe Peygamber, Yahudi Halkı’nın Altın Buzağıya taptığını görünce, 10 Söz Tabletleri’ni kırar.

Yahudiler Mısır’dan çıktıktan yedi hafta sonra, Sina Dağında, onlara 10 Söz’ü söylemeye başlayan Tanrı’nın Yüce Varlığı ile karşı karşıya gelir (Şavuot). Halk, şahit olduğu bu ihtişamdan son derece korkar ve Moşe Rabenu’ya, Tora’yı Tanrı’dan kendisinin teslim alması ve halka da kendisinin anlatması için yalvarır. Bunun üzerine, Moşe Rabenu Sina Dağında, yazılı ve sözlü Tora’yı almak üzere Tanrı ile buluşur.

Kırk gün ve kırk gece sonunda, Moşe Rabenu, 10 Söz’ün yazılı olduğu tabletleri alıp Sina Dağından indiğinde, halkın, kendilerine bir Altın Buzağı yapıp, ona taptıklarını görür ve 10 Söz Tabletleri’ni kırar.

b) Babillilerin Yeruşalayim kuşatması sırasında, Kutsal Tapınak’ta sürekli yapılan kurbanlar-korban tamid, kurbanlık hayvan bulmanın imkânsızlığından dolayı durdurulur.

c) Kumandan Apostemos Kutsal Tora’yı yakar.

d) Helen Kralı Antiohos Epifanes, Kutsal Tapınak’a Zeus’un heykelini yerleştirerek tapınağın kutsallığını murdar eder.

e) Romalılar, uzun bir kuşatmadan sonra, Yeruşalayim’in surlarında gedik açmayı başarır. Bu olay sonucunda, tam üç hafta sonra, 9 Av-Tişa BeAv’da II. Bet Amikdaş yıkılır.

Daha sonraki yıllarda, 17 Tamuz, Yahudiler için karanlık bir gün olmaya devam eder.

1391’de İspanya’nın Toledo ve Jaen şehirlerinde 4.000 Yahudi öldürülür.

1559’da Prag’daki Yahudi Mahallesi yakılıp yağmalanır.

1944’te Litvanya’daki Kovno Gettosu boşaltılır.

1970’de Libya, Yahudi mal ve mülklerine el konulmasını emreder.

Neden oruç tutuyoruz?

Rambam’a göre, oruç tutmanın amacı, kalpleri harekete geçirerek farkındalık yaratmak ve bu sayede insanın kendi özüne, içindeki Tanrı’ya dönüşü sağlamaktır.

Oruç tutmanın anlamı sadece o gün bir şey yememek ve içmemekten çok daha fazlasını içerir. Oruç, amaca ulaşmaya yardımcı olan bir araç, bir hazırlıktır. Etkili bir oruç gününde, neden böyle bir oruç günü olduğunu hatırlamak, anlamını kavramak ve bu oruç zamanını kendi iç muhasebemizi yapmak ve hayatımızda neleri daha iyi hale getirebileceğimiz üzerine düşünmek ve bu yolda hareket planı yapmak için kullanmamız gerekir.

“Her şeye Egemen Tanrı bana dedi ki: …oruç tutup dövündüğünüzde gerçekten benim için mi oruç tutuyorsunuz? Gerçek adaletle yargılayın, birbirinize sevgi ve sevecenlik gösterin. Dul kadına, öksüze, yabancıya, yoksula baskı yapmayın. Yüreğinizde birbirinize karşı kötülük tasarlamayın.” (Zeharya 7:5,9-10)

Takvimdeki önemli günler, günlük koşuşturma temposunun içinde bir an durup o günün olayları üzerine düşünüp bunu bir uyarı, uyanış için bir alarm saati gibi alıp ona göre davranışlarımızı içtenlikle gözden geçirmemiz için verilen fırsat günleridir.

Uykulu halimizi, duyarsızlığımızı, ilgisizliğimizi bir kenara bırakıp, teşuva yapıp Tanrı Yolu’na döndüğümüzde, bu günlerin üzerindeki yas damgası kalkacak, bu günler, Zeharya Peygamber’in dediği şekilde mutlu bayram günlerine dönüşecektir. “Yüce Tanrı diyor ki: ‘Dördüncü, beşinci, yedinci ve onuncu ayların oruçları, Yahudi halkı için sevinç, coşku dolu mutlu bayramlar olacak. Bu nedenle gerçeği ve barışı sevin.” (Zeharya 8:19)

Her Yahudi, öncelikle kendi kişisel Bet Amikdaş’ını kurmak, Tanrı’nın Yüce Varlığı- Şehina’yı, kendi içinde barındıracak seviyeye gelmekle yükümlüdür. Ancak Tora öğrenimi ile kişi kendi Bet Amikdaş’ını kendi içinde kurarak, kendini yeniden yapılandırabilir ve bu şekilde dünyayı iyileştirme yolunda ona düşen adımı atabilir.

R. Yaakov Hillel der ki: “Tora’nın bizden beklediği davranış biçimini elde edecek şekilde karakter özelliklerimizi geliştirmek, farkındalık seviyemizi yükseltmek, sadece Tora öğrenimi ile gerçekleşebilir. Tora öğrenimi, hem kendisi bir mitsvadır, hem de diğer mitsvaların anahtarıdır.”

Şiva Asar BeTamuz ile başlayan ve gittikçe yas oranı artan üç haftalık yas dönemi

 Tamuz ayının 17’si, İsrailoğulları için acı dolu olayların yaşandığı bir dönemin başlangıcıdır. Kutsal Tapınak Bet Amikdaş’ın yıkılmasıyla sonuçlanan olaylar, bu tarihte başlar. Bu tarihten itibaren, Tişa BeAv’a (bu yıl 22 Temmuz Pazar akşamına) kadar, üç hafta süren ve gittikçe yoğunlaşan bir yas dönemi başlar.

Bu dönemde:

Düğün yapılmaz, eğlenceler düzenlenmez.

Yeni bir kıyafet giyilince veya yeni bir meyve yenilirken söylenen Şeeheyanu berahası söylenmez. Şeeheyanu berahası “bizleri bugünlere eriştirdiği için” Tanrı’ya şükrettiğimiz bir duadır. Acı olayların yaşandığı bu döneme uygun olmadığı için söylenmez.

İstisnalar:

Hamile veya hasta bir kişinin canı yeni bir meyve çekerse, bu meyve kendisine verilir ve Şeeheyanu berahasını söyler.

Tişa BeAv’dan sonra bulunamayacak bir meyve söz konusuysa, Şeeheyanu berahası söylenebilir. Bu meyveyi, Şabat günü içinde yiyip, berahayı bu şekilde söylemeye gayret edilir.

Brit Mila ve Pidyon Aben törenlerinde Şeeheyanu berahası söylenebilir.

Yeni kıyafet ve ayakkabı alınmaz. Ancak Tişa BeAv’dan sonra bulunamayacak özel bir ürün, indirim söz konusu ise alınır, ama Tişa BeAv sonrasına kadar giyilmez. Tişa BeAv’da kullanılmak üzere lastik veya bez ayakkabılar satın alınabilir, yeni bile olsalar, giyilebilir.

Kırık tabletlere ne oldu?

Talmud şöyle yazar: Kırık tabletler ikinci, sağlam setle birlikte (Talmud Bava Batra 14b) Aron Aberit’e1 yerleştirildi.”

 Yahudi geleneklerine göre artık kullanılmayan kutsal eşyalar genelde gömülür. Kırık tabletler ise gömülmek bir yana, en kutsal mekâna, Aron Aberit’in içine yerleştirilirler. Daha sonra da ikinci tabletlerin, yeni On Söz Tabletlerinin yanında yer alır, Yahudi ulusunun çölde yolculuk ettiği yıllar süresince birlikte, güvenli bir şekilde korunurlar. Kırılan ilk tabletler neden hâlâ değerlerini koruyordu? Eğer Tanrı ile antlaşmalarını hiçe sayan Yahudi halkını temsil ediyorlarsa, bu olumsuz anıyı akla getirecek bir simgeyi unutmayı arzu etmezler miydi?

 R. Aaron Goldscheider’a göre, kırıklık fikri, Yahudi hayatının birçok önemli anlarında karşımıza çıkıyor; Şofarı şevarim’in kırık notaları ile çalıyoruz, buradaki kök kelime şever, kırık anlamına geliyor. Pesah Seder’ine tam olan bir matsayı kırarak başlıyoruz. Gelin ve damat, düğün günü tören sırasında talletin altında dururlarken bir cam bardağı kırarak parçalara ayırıyoruz. Bu önemli sembolik ritüeller, hem kişisel hem de toplumsal yaşamlarımızda parçalanmış ve kırılmış olayları temsil ediyor. Matsayı kırmak, kölenin kırık yaşamını temsil ediyor, pişmanlık duyan bir kişinin tövbe eden ruhu, Şofar›ın kırık sesleri ile sembolize ediliyor ve camın kırılması, Yeruşalayim’deki Kutsal Tapınak’ın varlığı olmadan eksik kalan bir dünyayı temsil ediyor.

Aron Akodeş’teki biri kırık, diğeri bütün olan bu iki tablet seti, kırılganlık ve bütünlük; Yahudi geleneğinin en kutsal yerinde bile- hatta özellikle burada, Aron Aberit’in kalbinde yan yana, birbirine dokunarak duruyor.

16. yüzyıl Kabalist eseri ‘Reşit Hohma-Bilgeliğin Başlangıcı’, Aron Aberit’in insan kalbini sembolize ettiğini öğretir.

İnsanlar hayatları boyunca birçok acı, kırılganlık yaşarlar. Bazı ağır acılar, o kişinin mutlu günlerinde bile, kalbinin bir bölümünde yaşamaya devam eder. Empati ve desteğimizle yardımcı olabileceğimiz kişilere duyarlılıkla yaklaştığımız zaman, kırık kalplere bir nebze rahatlık gelmesine vesile olabiliriz. Böylelikle çok fazla kırılmış parçaya sahip bir dünyaya ‘şlemut-bütünlüğü getirme’ sorumluluğumuzla üzerimize düşeni yapmak için bir adım atmış oluruz.

Tanrı, kırık tabletleri geleneğimizin en kutsal yerinde bütün olan tablet seti ile yan yana tutar. Kırık tabletler, kutsal sorumluluğumuzun bir parçası olarak, kalplerinin içinde acı çeken tabletlerle yaşamakta olan insanlara duyarlı olmamızı, onlara doğru uzanmamızı, onları kucaklamamızı ve onlara karşı anlayışlı davranmamızı içimizi buran bir şekilde bize hatırlatır.

Moşe Rabenu, kırılan tabletlerin her bir değerli parçasını, her bir ufak parçayı toplar ve her parçayı sevgiyle Aron Aberit’e yerleştirir. Tora, kırılmış tabletlerin görüntüsünün Yahudi kalbini yönlendirerek ona dünyaya bütünlüğü getirmesinde rehberlik edecek kadar etkili mesajlar içerdiğini bilir.

1Aron Aberit; Antlaşma Sandığı: Moşe Rabenu’nun Sina Dağında aldığı On Söz’ün yazılı olduğu kutsal tabletlerin korunduğu özel sandık.

Birinci ve İkinci On Söz Tabletleri

17 Tamuz-Şiva Asar BeTamuz’da elinde Tanrı’nın Eliyle yazılmış ilk On Söz tabletleri ile Sina Dağından inen Moşe Rabenu, halkının altın bir buzağıya taptığını görünce tabletleri kırar.

Altın Buzağı günahından sonra Moşe Rabenu, halkını yok etmemesi için Tanrı’ya yalvarmak üzere tekrar Sina Dağına çıkarak kırk gün kırk gece daha dağda kalır ve durmadan dua eder. 29 Av’da, İsrailoğulları’nın bağışlanacağı sözünü alan Moşe Rabenu, dağdan iner. Ertesi günü, Roş Hodeş Elul’de de, yeni On Söz tabletlerini almak üzere Sina Dağına tekrar çıkarak üçüncü kez kırk gün ve kırk gece dağda kalır. Tora’nın satır arası yorumlarını içeren Midraş’a göre, Moşe Rabenu, 10 Tişri günü, ikinci On Söz tabletleri ile dağdan indiğinde, İsrailoğulları’nı işledikleri büyük günahtan ötürü pişmanlık içinde oruç tutarken bulur. Tanrı, onların bu pişmanlığını ve tövbesini kabul ederek,10 Tişri gününü bütün İsrail halkı ve gelecek nesiller için bir bağışlanma ve af günü olarak ilan eder.

Şiva Asar BeTamuz hakkında ek bilgi: http://www.sevivon.com/index.php?option=com_content&task=view&id=2701&Itemid=211#Content

Önemli Not: Yazıda kısa bir özet olarak verilmiş olan bilgiler: Gateway to Judaism, El Gid Para El Pratikante (Gözlem), Yahudilik Ansiklopedisi (Gözlem) kitaplarından ve www.chabad.org, www.torah.org, www.torahtots.com, www.ou.org, www.ahavat-israel.com, www.jsn.info.com, www.morashasyllabus.com sitelerinden, okuyucuya bu konular hakkında fikir vermek amacıyla derlenmiştir. Cemaatlerin farklı gelenekleri ve uygulamaları olabildiği için, yas dönemi ve oruç ile ilgili yasaklar ve kısıtlamalar hakkında en doğru ve detaylı bilgiler için, cemaatin kendi Rabi’lerine başvurması gerekir.

*Katkıları için Rav İzak Peres’e teşekkür ederiz.

 

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın