CESUR İKİ DOSTUN HİKÂYESİ: Lily and Rose

Uçak kazasında hayatını kaybeden Liana Kalma Hananel’in ilham veren yaşamını ve onu çok seven arkadaşlarının mesajlarını paylaşıyoruz.

“Eğer okumayı çok istediğin kitap henüz yazılmamışsa, o kitabı sen yazmalısın”

Toni Morrison (1988 Pulitzer ve 1993 Nobel Edebiyat ödüllü Amerikalı yazar)

Beraber çıktıkları bir Paris tatili sırasında, Liana Kalma Hananel ve Roys Elhadef Anjel, kafa kafaya verdiler. İkisinin de renkli hayalleri, ortak düşünceleri ve sağlam bir iş planları vardı. Bir an önce işe koyulmak istiyorlardı. 

Roys, Pratt Institute - Grafik Tasarım Bölümünden mezun olmuştu, bir kreatif ajansta grafik tasarımcı olarak çalışıyordu. Liana ise Koç Üniversitesinde son sınıfta okuyordu. O güne kadar biriktirdikleri ve biraz da ailelerinin desteğiyle henüz 20’li yaşlarının başında, 2012 yılında LILYANDROSE Swimwear markasını kurdular.

Günümüzün şartlarında en deneyimli iş insanlarının bile cesaret edemeyeceği bir yola, hayallerini gerçekleştirmek üzere, girmeye karar verdiler.

Bu cesur kızların ilham perileri her zaman doğdukları şehir olan İstanbul oldu. Anlatmak istedikleri çok şey vardı. Onlar bu hikâyelerini dünyaya desen, nakış ve işlemelerle anlatacaklardı.

İyi bir göz, Liana ve Roys’un hamurlarındaki çok kültürlülüğün eserlerine de yansıdığını fark edecektir. Zira tasarladıkları mayolarda 70’lerden esintiler, Hindistan, Asya, Ortadoğu, Antik Yunan ya da Antik Mısır’dan çokça izler görülebilir.

Çok kültürlülüğün, farklı vücut tipleri için tasarlanan mayolar üzerinde bu kadar dengeli, yaratıcı ve zevkli bir şekilde harmanlanmasının, özellikle günümüzün taklitçi ve kısır dünyasında gözden kaçacak bir yanı yoktu. Nitekim LILYANDROSE, kısa bir sürede alanında ‘trendsetter’ haline geldi. İyi yapılan bir iş şüphesiz takdir kazanıyordu.

Lily and Rose, bugün Türkiye’de ve 20’yi aşkın ülkede, sayısız butikte askıları süsleyen, Türkiye’yi yurtdışında temsil eden güçlü bir marka konumunda. Los Angeles’tan Miami’ye, Mykonos’tan Fransız Rivierası’na kadar birçok plajda LILYANDROSE markasını zevkle ve keyifle giyen kadınları görmeniz mümkün.

Altı sene önce iki genç kızın hayali olarak başlayan bir işin, bugün bu seviyeye gelmesinde yoğun bir emek, çalışma, dayanışma ve şüphesiz cesaret var.

Fakat dahası var…

LILYANDROSE’u kurdukları günden beri Liana ve Roys’un ne kadar çabaladıklarını, neler yaşadıklarına tanık olmuş birisiyim.

İlk olarak şunu belirtmek gerekir:

Ortaklık zor bir yapıdır. İşin içine maddi çıkarlar girdiği vakit kardeşler bile birbirini tanımaz hale gelir. Fakat Liana ve Roys için ortaklık kolaydı. Çünkü onlar, birbirlerine duydukları sevgi ve saygıyı işlerine yansıtabilmişlerdi. İki insanın birbirini kırmadan, birbirine her anlamda destek olarak sorunların üstesinden gelebileceklerinin canlı örneğiydiler.

Sorunları nasıl göğüslerseniz, aynı doğrultuda çözümler yaratırsınız. Cümle karışık geldiyse farklı bir açıdan ifade edelim: Hayata nasıl yaklaşırsanız hayat da size öyle yaklaşır. Bu iki dost, hayata hep pozitif yaklaştılar. Problem, onlar için aslında eğlenceli bir şeydi. Zira onlar problemi beraber biraz daha fazla vakit geçirebilecekleri, kafa yoracakları bir faaliyet olarak görüyorlardı. İnanılmazdır ki sorunlara buldukları her çözüm de bir o kadar yaratıcı, renkli ve eğlenceli oluyordu.

Onları işleriyle alakalı olarak birbirleriyle konuşurken kesinlikle anlamazdınız. Çünkü kendilerine özel bir dilleri vardı. Gülerek başlanan cümleler, ortada kahkahalar, yarım bırakılan cümleler… Öyle ki bu ikisinin yan yana bulunduğu ortamda kelimenin tam anlamıyla Fransız kalırdım. Hiçbir zaman da çözemedim bu işi. Herhalde aralarında telepatiyle anlaşıyorlardı.

İnsanı gerçekten tanıyabileceğiniz yerlerden biri iş hayatıdır derler.

Doğrudur. Mesela kendime baktığımda iş hayatında hep ciddi oldum. İşe yaklaşım manasında ciddiyetten bahsetmiyorum. Eminim birçoğumuz öyledir. Netice de ekmek kapımız.

Burada bahsetmek istediğim mizaç olarak ciddiyet. Mümkün olduğu kadar az gülmek, gömlek – kazak – gabardin pantolon üçlüsü, alçak sesle konuşmak, X Bey – Z Hanım’lı hitaplar, sinir katsayısının hep tavana yakın olması gibi şeylerden bahsediyorum… Psikolojik olarak daha ziyade gri bir ortam yani…

Bu arkadaşlar, bu mizacın tam tersiydi! Rengârenk giyinirler, kesinlikle geldiklerini belli ederler, atölyede çalışan elemana gür sesleriyle “N’aber Musti!” iş verdikleri dikimciye “Selam Ati” diye hitap ederlerdi… Onların yanında neşelenmemenin imkânı yoktu. Çalıştıkları ortamı enerjileri sayesinde bir anda çiçek bahçesi gibi rengârenk bir ortama dönüştürüverirlerdi. Bu sayede çalışanlar gerçek anlamda işlerini zevkle ve huzurla yaparlardı.

İş hayatında tedarikçileri tarafından da sevilirlerdi. Onlar için dikim yapan atölye sahipleri çay, kahve sevmeyen Liana geleceği zaman hiç üşenmeden özel olarak çırakları markete gönderir, meyve suyu aldırırlardı. O kadar yani…

Pozitif yaklaşımın hayatı her anlamda pozitif etkilediğini bu kızlardan öğrendim. Hiç çözülmeyecekmiş gibi görünen sorunları kısa sürede nasıl adım adım çözdüklerine tanık oldum.

Mucize miydi? Eğer Paulo Coelho’nun hayat felsefesi olan “Herkes kendi mucizesini yaratır” sözünü geçerli buluyorsanız, evet! Tam anlamıyla bir mucizeydi!

İşlerini çok ciddiye alırlardı. Çoğu kez öğlen yemek yemeyi bile unuturlardı.

Fakat özellikle Liana’nın ayrıca yoğun bir ev mesaisi vardı. Eşi Erol, kızı Sienna ve köpeği Manji’ye çok bağlıydı. Sabah Sienna ile ilgilenir, işe gider, bütün gün koşturur, canını çıkarır, gün içinde kızının durumuyla yakında ilgilenir, akşam tekrar ev mesaisine geçerdi. Tüm ailesinin desteğiyle bu yoğun dönemi çok başarılı bir şekilde idare edebiliyordu.

Ellen J. Barrier’ın bir sözü var: “Güçlü bir kadın kendi dünyasını kurar.”

LILYANDROSE’un hikâyesi de tam da öyle bir şey sanıyorum… Bu iki kuvvetli kız, birbirlerinden destek alarak kendi dünyalarını kurmuşlardı ve başarılı bir şekilde yönetiyorlardı.

Sonra bir pazar akşamı televizyonda bir alt yazı geçti…

Mahazeke Tora yıllarımdan hatırladığım bir söz, o günden beri her yatağa yattığımda kafamda çınlıyor: “Tanrı’nın planları vardır. Anlayamazsın.”

Şunu ifade etmem gerekir ki tanıdığım Liana sadece iyi bir insan değildi. Aynı zamanda çevresini ve dünyayı da iyileştiren bir insandı. Onu çok az tanıyanlar bile buna şahitti. Ailesi, dostları, arkadaşları değil sadece… Her gün mütemadiyen uğradığı kargo firmasının çalışanı, atölyedeki makineci, atölyecinin bakkala gönderdiği çırak bile buna şahitti.  

Sanıyorum bir insan kısacık hayatına bu kadar çok şeyi sığdırmayı ancak ve ancak çok severse başarabilir…

“Baruh Dayan Ha Emet” cesur kız…

Not: 18 senelik Şalom hayatımın en zor yazısını yazıyorum. Kusurum olduysa bağışlamanızı dilerim.

 

SEVDİKLERİNDEN LİANA'YA

İki haftadır aklıma gelen yüzlerce şeyden yalnızca birkaçı... Geçmişteki komik anılardan bahsederken gözlerimiz yaşarana kadar devam eden kahkahalarımız... Tekrar tekrar duyar gibi olduğum Liana'nın şirin kahkaha sesi... O komik anıları karşımızdakilere anlattığımızda, onların bizi anlamadıklarını fark edince birbirimize bakıp "Amaan" yapışımız... Köpeği Manji'yi aldığı zaman heyecanla "Kuz hemen bana gel, dünyanın en tatlı köpeğini aldım, eve getiriyorum" diye arayışı ve saatlerce, günlerce Manji'yle oynayışımız. Sevgili Roys'la Lily and Rose'u kurmadan çok önce ilk defa beraber karşı taraftaki mayo terzisine gidişimiz ve iki hafta sonra ilk tasarladığı mayoyu eline aldığındaki tarif edilemez tatlılıktaki heyecanı, "Nasıl olmuş??" diye onlarca kez soruşu ve kolay kolay ikna olmayışı… "Kuz, dünyanın en lezzetli çikolatasıyla tanışmaya hazır mısın?" diye arayıp evime bir torba dolusu Karam'la gelişi... Sienna'yı doğurduğu günün ertesi günü "İnanamıyorum ki artık anneyim" diye attığı mesaj... Hayalleri, istekleri, heyecanları, kızdıkları, mutlulukları, gülüşü...

Geçmişe gitmek çok acıtıyor, ama gitmeden de olmuyor.

Güzel Kuzi, seni seviyoruz. İyi ki vardın. Ne olursa olsun, her zaman var olacaksın...

Lisya Kalma 

***  

Canım Liana’m

Elti gibi değil kardeş gibiydik biz, ailemize geldiğinde “iyi ki” demiştim.

Tanıdığım günden düne kadar birlikte geçirdiğimiz dört seneye o kadar anı sığdırdık ki…

Yaşayacak daha onlarca güzel günümüz varken çok erken bir veda oldu… Bize geriye güzeller güzeli kızını ve geçirdiğimiz o güzel günlerin anısını bıraktın...

Erol’umuzun biricik aşkı,

Sisi’mizin melek annesi,

Arel’in düdük makarnası, ‘Lily’si’

Ailemizin meleği iyi ki bizim hayatımıza da dokunup renk katmışsın. Seni hep etrafa saçtığın hayat ışığın ve yüzünle hatırlayacağız...

Felo  

*** 

Söz verdiğimiz ve hep hayal ettiğimiz gibi birlikte büyüyecek kızlarımız. Bizim gibi çocukluktan gençliğe, belki yine bizim gibi aynı okul sıralarında geçecek yılları... Güzel günleri, zor günleri birlikte karşılayacakla; bazen küsecekler, ertesi gün barışacaklar... Ama hiç kopmayacaklar. “Birlikte büyüdük, birlikte büyütüyoruz; çok şanslıyız, çok şanslısınız” dedik... Öyle de olacak.

Özlemimiz sonsuz olacak, gözlerimiz hep güler yüzünü arayacak... Bundan sonra güzel kızının sıcacık gülümsemesinde ve her birimizin kalbinde yaşayacak ve sonsuz olacak ışığın...

Cennetin en güzel köşesinden bizleri selamladığına eminim.

Birlikte kurduğumuz bütün hayalleri birer birer gerçekleştirebilmek dileğiyle...

Bir daha görüşene dek, seni çok ama çok özleyeceğim...

Daniela

***

Canımız Lili’miz,

Keşke kelimelere sığdırabilsek sana olan özlem ve sevgimizi… Senin o her zaman neşeli ve heyecanlı hallerin, bir işi sonuna kadar en iyi şekilde yapma becerin, olaylar karşısında hep komik tepkilerin bizde birer hazine olarak kalacak. Bizden uzakta olsan da biz seni anılarımızla her gün yaşatıyor olacağız. Şunu biliyoruz ki kardeşlik ölümsüzdür.

Hande - Duygu - İlkay

*** 

Daha minicikken birbirimizin ellerini tuttuk biz. Yürümeyi birlikte öğrendik, konuşmayı, bisiklete binmeyi, yüzmeyi birlikte öğrendik. Birlikte yaşadık ilk heyecanları, ilk mutlulukları, ilk başarıları. “Dörtlü Güçlü” olduk birlikte. Sımsıkı sarıldık hep. Araya zaman da girse, mesafe de girse bir araya gelince hep BİR olduk biz. Canımızın parçası, grubumuzun ışığı, neşemiz, bir tanecik Liana’mız; biz hep BİR olmaya devam edeceğiz, sen hep bizimle olacaksın. Yerin hep aynı. Seni çok seviyoruz.

 'Kardeşlerin' Mendi - Rosita - Serena

***

 

Canımız Lili’miz,

Seni, güzel enerjini, ışıldayan gözlerini şimdiden çok özledik. Her zaman aklımızda ve kalbimizdesin. Seni çok seviyoruz. 

EIGHT

 





 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın