21.İstanbul Tiyatro Festivali

Uzun bir aradan sonra, senelik düzene sezon ortasında dönen Tiyatro Festivali ne yazık ki keyifsiz bir haberle başladı. Festival kapsamında ‘III Richard’ı getirmesi beklenen Schaubühne gösterilerini iptal etti.

21.İstanbul Tiyatro Festivali

 Thomas Ostermeier, verdiği bir demeçte, gerekçe olarak Türkiye’deki baskıları ve özvarlığıyla sanata hizmet eden Osman Kavala gibi bir insanın tutuklanmasını gösterdi. Schaubühne, özgürlüğüne fazlasıyla düşkün, resmi ya da özel hiçbir sponsordan destek almadan, prodüksiyonları için maddi ihtiyaçları bilet hasılatları ve ek etkinliklerle temin eden bir topluluk. Kararların demokratik bir oylama ile verildiği Schaubühne’de Türkiye’ye gitmemeyi yeğleyen oyuncular olmaksızın III Richard’ı sahnelemek mümkün olamayacağından üzülerek turneyi iptal etmişler. Ancak sonuçta cezalandırılan, büyük bir özveriyle yarım yüzyıla yakın bir süredir sanat ve kültüre hizmet etmeye çabalayan İKSV ile, büyük olasılıkla çoğunluğu onların kaygılarını paylaşan seyirciler oldu.

Her neyse, Leman Yılmaz ve ekibinin yapmış olduğu olağanüstü program başka mucizelerle devam ediyor. Bu haftadan itibaren izlenimlerimi paylaşacağım.

Aslında bu festivalin ilk yazısı değil. Yerinde bir kararla sezon başında prömiyer yapmış oyunlar da festival kapsamına alındığından, ‘Fırtına’ ve ‘Uyarca’ gibi iki çok önemli oyunu daha önce yazmıştım. Yerli yapımlardan festival süresince izleme fırsatı bulamadıklarıma ise önümüzdeki aylarda değineceğim.

 

Festivalin ilk Mucizesi:

Attis Tiyatrosu’ndan Theodoros Terzopulus’un ‘Encore / Daha’

1945’te doğan Theodoros Terzopoulos, 1965–1967 arasında Atina’da Kostis Michailidis Tiyatro Okulu’na devam etti, 1972–1976 yılları arasında Berliner Ensemble’da okudu ve yönetmen asistanı olarak çakıştı. Yunanistan’a geri döndüğünde Devlet Tiyatrosu Tiyatro Okulunun müdürlüğünü yaptı, 1985’te Antik Yunan Tragedyası ve uluslararası dramaturginin önemli oyunlarının araştırılması amacıyla Attis Tiyatrosu’nu kurdu. Kariyeri boyunca; gerek ulusal gerekse uluslararası sayısız ödüle layık görülen Terzopoulos’un adıyla anılan metodu ve Antik Yunan tragedyasına yaklaşımı dünyanın dört bir yanındaki tiyatro akademi ve okullarında ders olarak okutuluyor. Aeskhylos, Sofokles ve Evripides tragedyalarının yanı sıra önde gelen Avrupalı yazarlara ait oyunlar da yöneten sanatçı; son 30 yılda, dünyanın en önemli oyuncularıyla çalıştığı birçok festivale katılmış 2.000’e yakın temsilin yönetmenliğini yapmış.

Antik tragedya performansları ile dünya çapında 30 üniversitede ders olarak okutulan Attis Tiyatrosu, hâlen çokuluslu ve çokkültürlü performansların ortak yapımcısı olarak uluslararası festival ve topluluklarla birlikte çalışmakta ve Terzopoulos’un çalışma yönteminin tanıtımını yapmakta. Ayrıca bugüne dek, çoğu dünyanın en önemli drama akademileri ile birlikte olmak üzere, 300 atölye çalışması ve 50 teorik konferans düzenlemiştir.

‘Encore / Daha’, Terzopoulos’un Attis Tiyatrosu’na 30. yıl armağanı, kumpanyanın hiçbir zaman taviz vermediği çizginin temsilcisi üçlemesinin son halkası. Terzopoulos, İstanbul seyircisini üçlemenin ilk iki bölümünden mahrum etmemek için oyundan önce ‘Alarme’ ile ‘Amor’u iki özel video gösterimi aracılığıyla beyazperdede izletti.

Üçlemenin ilk oyunu Alarme’, İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth ile İskoçya Kraliçesi Mary Stuart arasındaki sevgi-nefret ilişkisini ve Mary Stuart’ın idam edilmesine sebep olan taht kavgasını konu alıyor. Performans, iki kraliçe arasındaki, Terzopoulos’un boşluklarını doldurduğu yazışmalara dayanıyor. İki kadının yanı sıra sahnede aynı zamanda kraliçelerin acılarını ve iğnelemelerini gözlemleyen üçüncü bir kişi, bir anlatıcı bulunuyor.

Amor’, Thanasis Alevras’ın metninden yola çıkılarak oluşturulmuş bir sahne kompozisyonu. “Oyunda sahne bir müzayede evi haline geliyor, her şey; roller, sahne aksesuarları, duygular, anılar ve insan bedeni inceleniyor, fiyatlandırılıyor ve satılıyor. Fiyatlar borsadaki dalgalanmalardan da etkileniyor. Oyuncular alaycı bir şekilde güncel durumu gözlemliyor; bir kriz çağında otoriteyi manipüle eden ve otoritenin manipüle ettiği insanların aşırı davranışlarını yorumluyorlar. Ancak her şey insanlaşmanın itici gücü sayılabilecek Amor (Aşk) vaadiyle baltalanıyor.”

Terzopoulos’un Thomas Tsalapatis’in şiirinden uyarladığı, sahne ve ışık tasarımı ile sahne kompozisyonunu da üstlendiği Encore / Daha’da Attis Tiyatrosu’nun iki eşsiz oyuncusu Sophia Hill ve Antonis Myriagkos ellerinde tuttukları ve oyun ilerledikçe doğal uzantıları haline gelen devasa usturalarla, yok oluş haricinde hiçbir şeyin galip gelemeyeceği tükeniş anına kadar birbirlerini yaralamaya çalışıyor. Nefes kesici bir erotizmin sınırlarında dolaşan performans; tutkulu birleşme ve takip eden yıkımla açığa çıkan enerjisiyle, tiyatronun camdan duvarını kırarak seyirciyi tepeden tırnağa kuşatıyor.

Tanıtım kitapçığındaki bu açıklamaların, seyirciye performans süresince yaşayacakları hakkında tam olarak fikir vermesi mümkün değil. Aslında ortada geleneksel anlamıyla öykü de yok. Sözcüklerin ya da şarkıların gösteriyi daha da soyutlaştırdığı, sesleriyle, mimikleriyle, devinimleriyle tüm bedenlerin birer teatral aygıta dönüştüğü bu oyuncu odaklı performanslarda Terzopoulos, tiyatroyu yeniden tarif ediyor, yeniden var ediyor.

Alarme’da erkeğin nakarat gibi tekrarladığı “putanes / orospular”ı eşliğinde iki kadının diyalogunun, müzikal bir çift sesli kanon oluşturmasını, Aglaia Pappa’nın üzerinden sürünerek geçen Sophia Hill’in gözümüzün önünde Pappa ile iki başlı bir yılana dönüşmesini izlediğimizde; Amorda, Antonis Myriagkos’un dur durak bilmeyen rakamları ve elleri onu değil, bizleri nefessiz bıraktığında; Encore’da, birbirlerine değdikleri anda iki başlı, dört kollu, dört bacaklı bir varlığa dönüşen Sophia Hill ve Antonis Myriagkos’un ayrıldıklarında inanılmaz bir slow motion’a dönüşen devinimlerini soluk almayı unutarak seyrettiğimizde Terzopoulos’un nasıl yaşarken efsane olduğunu anlıyoruz.

Merdivenler dahil, Moda Sahnesi’ni dolduran iki yüzü aşkın seyirci, oyun sonunda çılgınca alkışlarken, eminim benim gibi “encore” diye bağırmak istiyordu.

Olağanüstü! Defalarca izlenmeye değer bir tiyatro mucizesi! Sadece bir Terzopoulos oyunu izlemek için Atina’ya kadar girmeye değer!

          

Festivalin ikinci nucizesi: Ballet Preljocaj ‘La Fresque / Fresk’

 

 

"Türkiye’de çok derin bir tarihsel ve kültürel birikim var. İstanbul Tiyatro Festivali de uluslararası arenadan sanatçılarla etkileşim olanakları yaratarak bu birikimin zenginleştirilmesine katkıda bulunuyor. Bugün bizler, kültürle oluşan bu kardeşliği, sanat aracılığıyla güçlendirmek için buradayız,”                     Angelin Preljocaj (18 Kasım 2017)

 

Yapıtları, Paris Opera ve Balesi, La Scala ve New York Şehir Balesi olmak üzere birçok topluluğun repertuarında yer alan 1957 Paris doğumlu Angelin Preljocaj, dans hayatına klasik bale ile başlamış, ardından modern dansa yönelerek çağdaş dans eğitimi almış, bir süre New York’ta Merce Cunningham ile çalışmış. Kural tanımayan koreografileriyle dünyanın her tarafında sayısız ödül alan, Fransız devletinin önemli sanat nişanlarıyla onurlandırılan Preljocaj, İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında topluluğu Ballet Preljocaj ile son yapıtı La Fresque / Fresk’i sahneledi.

Teknolojinin büyüsüne kapılıp giden bir dünyada resim sanatına adanan, günümüzde sanatın gücünü yücelten bu son başyapıtı “Duvarın Üzerindeki Resim” adlı bir Çin masalından yola çıkarak oluşturulmuş.

İki yorgun seyyah, geceyi geçirmek için yolda karşılaştıkları bir manastıra sığınırlar. Keşişlerin onları götürdüğü odada sanki usulcacık hareket eden kadınların oluşturduğu bir duvar resmi vardır. Kadınların en güzelinin saçları, henüz evlenmemiş olduğundan yapılmamıştır. Kadına çılgınca aşık olan yolculardan biri resmin içine çekilir, kadını baştan çıkarır, onunla evlenir. Çiftin mutlu yaşamı, yıllar sonra dünyalarına bir ölümlünün girdiğini fark eden ve adamı kovan kızgın ifritler yüzünden alt üst olur. Adam kendini, on beş dakikadır kayıp olduğu için herkes tarafından arandığı manastırda bulur. Freske bakar. Kadın oradadır ve bu kez saçları evli kadınlar gibi yapılmıştır.

Zaman nedir? Adam düş mü görmüştür? Burada bir çeyrek saat geçerken bir ömür geçirebileceği başka dünyalar var mıdır? Bir resim, bir fotoğraf tamamen hareketsiz midirler, ya da sonsuzluğun küçücük bir parçasını içerirler mi? Sonsuzluğun süresi nedir?

Preljocaj masalı özgürce uyarlarken, bir resme doğru yapılan sembolik yolculuğu beden diliyle anlatmaktan çok, her şeyin mümkün olabildiği paralel evrenlerin büyüsüne, yaşananla düşlenen, gerçekle görünen, resim ile hareket arasındaki ilişkilere odaklanmış.

Constance Guisset Studio’nun sahne tasarımı ve videolarıyla Éric Soyer’nin ışık tasarımının var ettiği, soyut ve dumansı projeksiyonlarla yer çekiminin nerdeyse yok olduğu düşsel ve soyut mekânda beş kadın ve beş erkek, Nicolas Godin’in besteleri ve Azzedine Alaïa’nın kostümleriyle Fresk’i müzikten ve hareketten bir heykele dönüştürmüş.

Dansla, dans tiyatrosu arasındaki sınırda gezinen, masalsı, baş döndürücü, meditatif bir deneyim; sert, cesur, çağcıl, sorgulayıcı ve olağanüstü etkileyici bir gösteri! Beden dili ve hareketle sadece öykü anlatmanın değil, duyguları, düşünceleri yansıtmanın da mümkün olduğunu gösteren müthiş bir yorum!

18 Kasım gecesi, gösterinin sonunda 10 dakikayı aşan coşkulu alkışların ardından, Angelin Preljocaj’a 21. İstanbul Tiyatro Festivali’nin Onur Ödülü sunuldu. Preljocaj, dansçılarına, prodüksiyon ekibine, destekleri için Fransız Kültür Merkezi’yle Fransız Büyükelçiliği’ne teşekkür etti ve aldığı ödülü, birkaç saat önce vefat etmiş olan 20. yüzyılın en önemli moda tasarımcılarından, La Fresque’in de kostümlerini tasarlamış olan Tunuslu Azzedine Alaïa'ya ithaf etti.

İki festival öncesi prömiyer ve iki benzersiz uluslararası yapımla nefes kesici bir başlangıç! Eminim ki sonuna kadar böyle gidecek. Teşekkürler Leman Yılmaz!

 

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın