B Planı’nın yeni oyunu - ‘Tac’ın nöbetçileri’

“Masallar çocuklar içindir. İmparatorluk nöbetçileri için değil!”

1974 Cleveland doğumlu oyun yazarı Rajiv Joseph, Fransız-Alman kökenli Amerikalı bir anne ile ABD’ye göçmen olarak gelmiş Hintli bir babanın oğlu. Üniversitede yaratıcı yazarlık eğitiminin ardından Amerikan Barış Gönüllüleri’ne katılarak Senegal’de üç yıl görev yapmış. Bu dönemi için “Senegal’de olmak, hayatımdaki her şeyden çok yazar olmamı sağladı” değerlendirmesini yapan Joseph, 2006’dan bu yana, ezber bozan, insan doğasının gücünü ve tehlikelerini sorgulayan, ırkçılık konusunda korkusuz oyunlar yazmış.

“Melez olmak her zaman kimliğimin önemli bir parçası oldu. Herhangi bir yere tam olarak ait hissetmiyorum. Hep biraz farklı ve ayrı hissederim. Kendi ailemleyken bile biraz yabancı hissedebiliyorum. Bu da dünyaya bakarken ilginç bir bakış açısı sağlıyor” diyen yazarın dünya prömiyerini 2015’te yapan 11. oyunu ‘Guards at the Taj’, ilk gösteriminden beri eleştirmenler ve izleyiciler tarafından çok beğenilmiş, çok sayıda ödül kazanmış,

Sami Berat Marçalı’nın ‘Tac’ın Nöbetçileri’ adıyla çevirip sahneye koyduğu, dramaturjisi Dilek Tora’ya ait Guards at the Taj, b planı’nın yeni oyunu olarak Türkiye prömiyerini 16 Ekim’de yaptı. Oyunun prömiyerinde artık çocuğumuzmuş gibi tanıyıp sevdiğimiz ve özlediğimiz pek çok genç tiyatrocuya rastlamak, eşim ve benim için büyük mutluluktu. Tabii ki en büyük keyif, ışıklar saçan gülümsemesiyle yardımcı yönetmen Seda Türkmen’le çiçeği burnunda kocası Bora Akkaş’ı görmek oldu. TV ve sinema başarıları bir yana, tiyatromuzun en yetenekli oyuncuları arasında gördüğüm ikiliye sonsuz mutluluklar dileriz.

Gelelim Tac’ın Nöbetçileri’ne…

1648, Agra. Dillere destan hikâyesi ve eşsiz mimarisiyle dünyanın yedi harikasından biri olmuş, Şah Cihan’ın ölen sevgili eşinin anısını ölümsüzleştirmek aşkın ve cennetin tasviri görkemli yapı Tac Mahal’in doğumuna saatler var. Günün ilk ışıklarında görülmeyi beklemekte. Binanın saflığına ve güzelliğine tamamlanmadan önce dokunulmaması amacıyla, 16 yıl bir duvarın arkasına gizlenmiş, kimsenin neye benzediğini bilmediği bir güzellik.

Tac’ın önünde iki nöbetçi bekliyor. Konuşmaları, binaya bakmaları, ellerindeki kılıçları aşağı indirmeleri kesinlikle yasak. Bu yasakları delerlerse ağır cezalar söz konusu. İkinci kuşak imparatorluk muhafızı Hümayun görevini son derece ciddiye alan sadık bir hizmetkâr.       Yerinde duramayan kıpır kıpır arkadaşı Babür gevezelik etmeye yatkın. Hümayun bütün karşı çıkmalarına rağmen sonunda arkadaşına yenik düşecek, onun uçanperonlar, taşınabilir delikler ve kuş sürüleriyle dolu düş dünyasına dalacaktır… Tac Mahal o tarihe kadar inşa edilmiş en güzel bina. Ama her güzelliğin kimi zaman ürkünç olabilecek bir bedeli vardır.

Bundan böyle daha güzel bir eser yapılmaması amacıyla Hümayun ve Babür’e çok zor, akıl almaz bir görev verilir. Bu görev onların tüm yaşamını değiştirecek, hayatı, dostluğu, güzelliği, görev kavramını sorgulamalarına yol açacaktır.

Kurallar ve özgürlük arasına sıkışmış günümüz izleyicisini değişik bir masala çağıran Rajiv Joseph, 17. yüzyıl Hindistan’ından karanlık bir miti, hem yürek burkan hem eğlenceli bir dille dramatize ediyor. Güzellik ve güç, otokrasi ve direniş ile sadakat kavramını sorguluyor; güçlü ile güçsüzün çatışmasını, inanç ve kanunların güzelliği nasıl yok edebileceğini inceliyor.

Sami Berat Marçalı, Marta Montevecchi’nin minimalist dekoru, hiçbir döneme tam oturmayan nefis kostümleri, Alev Topal’ın ışık, Ersin Ersavaş’ın ses tasarımları ve Dilan Sarıoğlu’nun illüstrasyonunun desteğiyle, öyküyü tarihsel zamanından kopararak, zaman ve mekânın dışına oturtuyor. Dekordaki soyutlama olsun, Tac Mahal’ın stilizasyonu olsun öyküyü yabancılaştıracağına seyirciye daha da yaklaştırıyor, daha güncel, daha gerçek bir boyuta getiriyor. Marçalı, olayların gösterilmeksizin anlatıldığı, 80 dakikalık süresinin neredeyse yarısında iki karakterinin hareket bile etmediği oyunu, müthiş bir devinim ve akıcılıkla sahneleyerek küçük çapta bir tiyatro mucizesi yaratıyor. Buna Tac’ın Nöbetçileri’ni soluk soluğa götüren iki oyuncusunun, Kaya Akkaya (Hümayun) ile Murat Eken’in (Babür) katkısı büyük. Tempoyu düşürmek bir yana gittikçe arttırarak, aslında tamamı iki kişilik bir diyalog olan metni bir bayrak yarışıymışçasına etkileyici finaline götürüyorlar.

Mevsim başının en güzel sürprizi. Kaçırmayın derim. 27 Ekim Maçka Toy İstanbul ve 15 Kasım Ataşehir DasDas Sahne’de.

 

   Philip Ridley bir kez daha ikincikat’da ‘Işıltılı Haşereler’

 

Geçen sezonu önceki oyunlarına devam ederek ve sahnesinde mekân sahibi olmayan tiyatroları misafir ederek geçiren ikincikat, yeni mevsime yenilenen mekânında yeni bir prodüksiyonla girdi. Philip Ridley’in yazdığı, Eyüp Emre Uçaray’ın yönettiği ‘Işıltılı Haşereler’.

1964 doğumlu Ridley çok yönlü bir sanatçı. Eğitimini resim dalında görmüş, çeşitli sanat dallarıyla (resim, fotoğraf, edebiyat, sinema, tiyatro) uğraşmış, öyküler, romanlar, çocuklara ve gençlere yönelik oyunlar yazmış, bir kısa ve üç uzun metraj film çekmiş. Ridley, büyükler için kaleme aldığı oyunlarıyla 1990 sonrasının en önemli İngiliz yazarlarından biri kabul ediliyor.

Her oyunu hem seyirciler hem eleştirmenler tarafından büyük ilgi ve beğeniyle karşılanan Ridley, İstanbul seyircisinin de yabancısı değil. The Pitchfork Disney / Korku Tüneli’ ve ‘The Fastest Clock in the Universe / Kâinatın en Hızlı Saati’ ikincikat’da, ‘Mercury Fur / Kürklü Merkür’ DOT’da ‘Leaves of Glass /Cam Yapraklar’ yanetki’de, ‘Vincent River / Uğrak Yeri’ Craft’da sahnelendi. 2016’da yazdığı ‘Radiant Vermin / Işıltılı Haşereler’ İstanbul’da sahnelenen altıncı oyunu.

Ridley’in reel ile sürreel, gerçek ile karabasan arasında bir sırat köprüsünde geçen eleştirel ve anarşist tiyatrosu, kimi zaman açık seçik, kimi zaman gizli bir mizah dozu içerir. Bu kez, genç bir çiftin hayallerindeki evi elde etmek için ödemeleri gereken yüksek bedel üzerinden konut krizini, tüketim çılgınlığını ironik bir bakış açısıyla ele alan Işıltılı Haşereler’i kapkaranlık, ama müthiş komik bir güldürü formatında tasarlamış.

Oyun başladığında, Ollie ve Jill rüya evlerini nasıl elde ettiklerini anlatmaya çalışırlar. Güçlü ve her şeyi bilen garip Bayan Dee tarafından, Kentsel Dönüşüm kapsamında seçildikleri bildirildikten sonra, onlara ileride çok değerlenmesi beklenen bir semtte suyu, elektriği olmayan, yıkık dökük bir ev verilir. Tek yapmaları gereken, onlara bedelsiz olarak verilen bu evi yaşanır bir hâle getirmektir. Ollie’nin yaptığı korkunç bir kaza ile bu kazanın mucizevi sonucu, genç çifte evi bir saraya dönüştürmenin yolunu açacaktır…

Rüya evlerini elde edebilmek için yaptıkları, aslında pek de iyi sayılacak işler değildir… Hatta bayağı korkunç şeyler… Ve de sarsıcı… Evet maalesef öyle... Ama onlar yine de iyi insanlar, en azından öyle olduklarını umuyorlar… Durumu açıkladıklarında, neyi neden yaptıklarını ve ne için yaptıklarını… O zaman onları anlayabileceğimizi umuyorlar… Ve hak verebileceğimizi… Çünkü onlar iyi insanlar…

Eyüp Emre Uçaray, mekânı iyice soyutlayarak, öykünün tüm gücünü oyuncularına emanet etmiş. Işık ve dekor tasarımını üstlenen Cem Yılmazer’in ‘rüya ev’i, aralarından geçilebilen çubuklardan oluşmuş, kimi zaman ışıldayan bir parmaklıktan ibaret. Her ışıldamanın bir ‘yenileme’yi, bir ‘onarım’ı simgelediği bu parmaklık bir bakıma ‘daha güzel bir yaşam’ takıntılarımızın bizi soktuğu hapishaneyi de anımsatıyor.

Uçaray, metnin interaktif tadını öne çıkaran, hikâye anlatıcılığıyla fiziksel tiyatroyu harmanlayan bir oyuncu yönetimi yeğlemiş. Olayları tetikleyen ve oyunun finalinde

Ollie ve Jill’den farklı olmadıklarını izleyicilerin yüzüne vuran Bayan Dee’de Selen Uçer çok başarılı. Oyunun ortasında, kostümünü bile değiştirmeden, üzerine plastik bir yağmurluk atıp bambaşka bir karakteri canlandırdığı kısacık sahne müthiş.

Pınar Çağlar Gençtürk ve Ünal Yeter, aralarındaki pozitif elektriğin ilk repliklerden itibaren izleyicilere de yansıdığı olağanüstü bir ikili oluşturmuşlar. Kusursuz uyumlarını, heyecan verici performanslarını anlatmaya, bırakın bu sayfanın, gazetenin tamamı yetmez.

İyi bir Hıristiyan olarak yetişmiş olan Jill’in, yersiz yurtsuzlara nasıl destek olduğunu anlatırken evsiz karşıtı tüm klasik önyargıların sıralanmasına dönüşen, sonunda da kusursuz bir mutfağın işe yaramaz bir insanın hayatından bile önemli olduğuna ulaşan monoloğu unutulur gibi değil. İkilinin doğum günü partisinin tüm karakterlerini en ince ayrıntılarıyla canlandırmalarıysa tiyatro antolojilerine girecek düzeyde. 

Işıltılı Haşereler, 90 dakika boyunca kahkahalarla izlense de, yılın en sert oyunlarından. 27, 28 Ekim, 3, 4,17, 27 Kasım, 1, 8, 15, 22, 29 Aralık ikincikat’ta. Sakın kaçırmayın.

Hepinize iyi seyirler dilerim.

 

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın