Yol – Yolcu – Yolculuk

Bir yolculuk söz konusu olduğunda ya da yola çıkış tarihi öncesinde, bir yandan tedirgin olurken öte yandan heyecanlanırım. Tedirginlik nedenim, seyahat süresince günlük alışkanlıklarımdan kopmuş olmaktan kaynaklanıyor. Öyle ki, bir toplulukla yola çıktığımda, ister istemez kimi kurallara ve önceden belirlenmiş programlara uyma zorunluluğu oluyor. Buna ayak uydurmak benim için güç olmasa da, çok farklı ortamlarda bilinmezliğin getirdiği bir kaygıyı her zaman içimde taşıyorum. Bunun yanında yeni yer ve insanları tanıma olanağı kadar, bir önyargı ya da beklenti olmadan, onların kültür ve gelenekleri öğrenme heyecanını yaşamak da, benim için ayrı bir keyif doğrusu. Hele bu yolculuğu sevdiğim, birlikte olmaktan mutlu olduğum insanlarla paylaşıyorsam!..

Bavulları yüklenip yola düzülmek bir yana…

Yolculuk deyince, yalnızca içinde bulunduğum kent veya ülke sınırlarının ötesine gitmekten söz etmiyorum. Kuşkusuz bu süreçte yaşadıklarımız, mutlaka anılarımızın renkli sayfalarını oluşturmaktadırlar. Ben bakış açımızı biraz daha genişleterek, hayata gözlerimizi açtığımız andan başlayan yol serüvenimizi de söze katmak istiyorum. İçinde gitmenin ve dönmenin olduğu, kimi kavşaklarında belirsizliklerin bulunduğu, keşfetmelerin, kaybolmaların yer aldığı her tür yolculuk! Kentlere, ülkelere, insanlara, düşüncelere, geleneklere, inançlara…

Sözlerimizi biraz daha açmak adına şöyle de diyebilir miyiz: Yaşamak, sürekli yolda olmak değil de nedir?

Yolda olmak hiç bitmeyen bir süreç! Yalnızca gitmek vardır, varamayacağımızı bilsek de… Yetkinleşmek vardır, sonu olmadığının bilincinde olsak da… Daha iyiye, daha güzele doğru ilerlemek vardır, en yetkinini bulamayacağımızı anlasak da…

Tezer ÖzlüYaşamın Ucuna Yolculuk kitabında şöyle diyor:

“Gitmekten yılmayacağım. Kentlere gitmek, kocalara gitmek, geri dönmek, ülkelere gitmek, tımarhaneye gitmek, gene gitmek, gene gelmek, hiçbir şey yıldırmayacak beni. Yaşamı, gitmek olarak algılıyorum.”

Yazar kitabın bir başka yerinde, yılgınlığını şu sözlerle dile getiriyor:

“Artık gitmeyeceğim. Nereden geldiğim sorusunu yanıtlamak istemiyorum. Hiçbir yerden gelmiyorum. Kendimden başka.” 

“Yol”, “yolcu”, “yolculuk” sözcükleri benim için yalın anlamlarının dışında, her alanda zengin bir çağrışım olanağı sunmaktadır. Ayrıca edebiyat ve felsefenin derin sularında kulaç atmaya çalışanlar için bunlar, birer simge oldukları kadar, yeni anlamlar üretebildikleri, düşünce ufuklarını zenginleştirdikleri kavramlardır. Bunların üstünde düşündükçe, yaşama bakışımızı, iç dünyamızı, diğer insanlara olduğu kadar Tanrı’ya olan yaklaşımımızı sorgulamak, yeniden yorumlamak ve anlamlandırmak olasıdır.

Sözlerimizi aynı temayı izlediğim Yol Üçlemleri kitabımdan iki dizeyle noktalayalım:

“Yürürsün tükenmez seçtiğin yol / sen tükenirsin kaldığın yerde.”

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın