Bir okuldan mezun olmak

Bir okuldan mezun olmak, oradan ayrılmak demek değildir. Bunu anlamak için önce liseden mezun olmak gerekiyor. O dönemde ergen aklı pek yetmiyor olanları algılamaya ama sonrasında ne zaman ki asıl hayatla yüz yüze geliyoruz, o zaman anlıyoruz birikenlerin aslında ne kadar değerli olduğunu…

Geçtiğimiz pazar günü okulumuzun Mezunlar Günü vardı. Eski mezunlar, yeni mezunlar, çok yeni mezunlar hepsi okuldaydı. Filmlerle, fotoğraflarla, şarkılarla zaman geçirdiler birlikte. Birbirimizi gördük, geçen yılları saydık. Yılların geçiş hızına şaşırdık beraber… İşte ergenken bu hızı kavrayamıyor insan… Hatta bir an önce akıp gitsin istiyor yıllar… Yaş ilerledikçe zamanın istediklerimizi bize getirirken sevdiklerimizi bizden yavaş yavaş almasıyla, bize yenilikler katarken bazı eskilere sahip çıkamayışıyla yaşattıklarını anlıyor, kavrıyor. Böylece zamanı yavaşlatmayı seçiyor.

Okul, hep aynı aslında… Giriş salonu değişse de kantine yenilikler gelse de, mimari olarak bazı yerler yeniden yapılanmış olsa da okul bizim okulumuz ve öğrenciler varken bir anlamı var. Onlar yoksa; kuru, boş bir bina… Böyle günlerde kaç yaşında olurlarsa olsunlar, hepsinin yüzünden o genç sevinç, genç ürkeklik, genç heyecan okunuyor. Çok şahane bir his bu ve sadece okullu olanlar anlıyor.

Günün kahramanı Berta Banana’ydı elbette. Ben Berta gibi birini tanımadım. İşini bu kadar seven, ona iş gibi bakmayan, okulu ve cemaati için gece yarılarına kadar çalışan biridir o… Her hafta sonu başka bir aktivitenin organizasyonu ve sorumluluğu içinde. Eşi David de onu asla yalnız bırakmaz. Mutlaka bir işin ucundan tutarak ona destek olur. Ben cemaatine ve çevresine, yaptığı işe bu kadar sıkı sıkıya sarılmış insanların kıymetinin bilinmesini ve onlara daha çok değer verilmesini düşünürüm hep. Bizler evimizde o güne gitmek için hazırlanırken onlar, günler hatta aylar öncesinden hazırlanmaya başlaralar ve ne kadar büyük bir iş yaptıklarını o günü beraber yaşarken anlarız. Tabii sadece bir kişinin eliyle yürümez böyle işler, bunlar işini ciddi ve isteyerek yapan bir ekibin işidir. Mezunlar Derneği, işini yıllardır aynı ciddiyet ve istekle yapıyor. Burada mezunlara düşen görev, derneği maddi ve manevi destekleyerek bu keyifli günlerin sonsuza kadar sürmesini sağlamak… Böyle günler devam ettikçe insan hep genç kalır, hep verimli olur; böyle insanların kıymetini bildikçe insan olmanın keyfine varır ve hayatın farkında olur. Can Yücel’in şiiri ne güzel anlatır hayatın farkındalığını: 

Farkında Olmalı İnsan

Farkında olmalı insan... / Kendisinin, hayatın olayların, gidişatın farkında olmalı. / Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen... / Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını / Fark etmeli.
Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını / Ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını / Fark etmeli.
Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu / Fark etmeli.
Henüz bebekken ‘dünya benim!’ dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu, ölürken de aynı avuçların ‘her şeyi bırakıp gidiyorum işte!’ dercesine apaçık kaldığını / Fark etmeli. 
Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli. 
Baskın yeteneğini / Fark etmeli sonra.
Azrail’in her an sürpriz yapabileceğini, / Nasıl yaşarsa öyle öleceğini / Fark etmeli insan.
Ve ölmeden evvel ölebilmeli. 
Hayvanların yolda kaldırımda çöplükte / Ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini / Fark etmeli.
Eşref-i mahlûkat (yaratılmışların en güzeli) olduğunu / Fark etmeli.
Ve ona göre yaşamalı. 
Gülün hemen dibindeki dikeni dikenin hemen yanı başındaki gülü / Fark etmeli.
Evinde 4 kedi 2 köpek beslediği halde / Çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını / Fark etmeli.
Eşine ‘seni çok seviyorum!’ demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü / Fark etmeli.
Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini / Ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu / Fark etmeli.
Zenginliğin ve bereketin sofradayken önünde biriken ekmek / Kırıntılarını yemekte gizlendiğini / Fark etmeli.
Annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını / 60-70 yıl sonra sigara yüzünden Azrail’e soba borusu gibi teslim etmenin / Emanete hıyanet sayılacağını / Fark etmeli.
63 yıllık ömründe hiç karnı doymayan bir peygamberin ümmeti olarak / Aşırı beslenme yüzünden sarkan göbeğini / Fark etmeli
İnsan fark etmeli ki / Ömür dediğin üç gündür... / Dün geldi geçti yarın meçhuldür, / O halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür.

Pazar günü de adına ‘bugün’ diyebileceğimiz güzellikte bir gündü. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler…

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın