Öpüşme yasağı

Soğuktu, sıcaktı, ayazdı… derken, palto yerine pardösü giymeyi yeğleyen eşim sonunda şifayı kaptı. Beki virütikti, belki de olacağı vardı. Yaklaşık iki gün evde bol sıvı, sıcak çorba ve basit ilaçlarla doping yaptım. Hatta şimdilerde ıhlamurun yerini alan zencefil, zerdeçal karışımını hazırladım. Amorf görünümündeki taze zencefil yamuk bir patates gibi, soyulup minik parçalar halinde kesiliyor. Ardından dilimlenmiş yarım limon, bir çubuk tarçın, biraz da zerdeçal; hepsini cezvede kaynatıyorsunuz. Bardağa/fincana dökerken, bir tatlı kaşığı bal ekliyorsunuz. Hazırlaması on beş, içmesi beş dakika sürüyor…

Bütün ihtimamıma karşın, düzelmeyince, eşim aile doktorumuzu ziyaret etti. Sonra da elinde bir eczane poşeti ve bol istirahat önerisiyle geri geldi. Bir kez daha yakın çevreme ‘öpüşme yasağı’ getirdim. Nasıl bir alışkanlıktır bu? Kış vakti mikroplar kol gezerken, yakın temasla hastalık davet etmeyi anlamıyorum. Birkaç gün geçti, öksürük, kırıklık derken sıra bana geldi. Bir müddet, ilk yardım projesini uyguladım. Sonra da uzmanımızın görüşünü almaya gittim. Tıpkı eşim gibi, elimde ilaçlar ve ‘bol istirahat’ tavsiyesiyle eve döndüm. Hastaysanız dinleneceksiniz, çare yok. Ne var ki, yaşantım sokağa endeksli. Ancak başka seçenek görünmüyor, dinlenmeliyim.

***

Kış vakti, en çok hayal ettiğim olaylardan biri, yaz mevsiminin yaşandığı okyanus ötesi adalarda, beyaz kumlarda yürüyüp, mavi sularda gezinmektir. Ilıman bir iklim, güneş ve bol oksijen… Bu ortam bana çok iyi geliyor.

Tesadüf eseri Facebook’ta dolaşırken, Türkiye’den vizesiz gidilebilecek ülkelerin listesini gördüm. Aralarından bazıları hayallerime denk düştüğü için hepsini inceledim. Kalınabilecek gün sayısı bazılarında şaşırtıcıydı. Örneğin; Maldivler, Mauritus, Filipinler, otuz güne kadar, Bahamalar, Karayipler, Kosta Rica sınırsız gün sayısı için izin veriyor. Aslında hepsi bana uyuyor. Sadece artık biraz uzak geliyor… Gerçi güzel olan, insanın istediği bir ülkeye özgürce gidebilmesi…

***

 Uçup giden zamanla, 2017’nin takvim ve ajandaları raflarda yerlerini almaya başladı. Cep ajandaları bir alışkanlıktır. Göz aynı sayfa dizaynını arar. Hem çantaya girecek boyutta, hem sayfaları günlük olmalı. En azından işimi görüp, gereksiz dağ manzaralarına yer vermemeli.

Satın aldığım tek yer vardır. O kırtasiyecinin her önünden geçtiğimde ‘hayırlı işler’ dilerim. Bari sevdiğimiz, bir dost selamı verdiğimiz birkaç esnaf daha yaşayabilsin diye.

Mutfakta gözümün önünde duran aylık masa takvimine gelince, her yıl komşu eczanenin tanışlarına hediye ettiği sayfalar gelirdi evimize. Ancak geçen sene FOCUS grubundan Tania S. çektiği fotoğraflardan derlediği, her açıdan dört dörtlük bir masa takvimi hediye etti. Yüksek sesle düşünüyorum, ‘Acaba bu sene de sürpriz yapar mı?’

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın