Yahudiliğin derin sularında bir ozan: LEONARD COHEN

Yahudiliğin derin sularında bir ozan:  LEONARD COHEN

Leonard Cohen kariyeri boyunca, Yahudilik inancını, kültürel mirasını ve Tanrı olgusunu müziğinde aradı, durdu. Notalara döktü, şiirler besteledi, desenler çizdi; tüm bunlarla müziğini gelecek kuşaklara taşıdı ve aramızdan onlarca kayıt bırakarak ayrıldı.

Robert Zimmerman sahnede Bob Dylan oldu; Allen Konigsberg filmlerinde Woody Allen oldu; niceleri farklı adlarıyla şöhretlerini sürdürdüler ancak Leonard Cohen hep Leonard Cohen kaldı.

Genelde gösteri dünyasının, Yahudilerin etnik kökenini çok fazla belirginleştirmemelerini talep ettiği bir dönemde kariyerinin doruğunda olan Cohen, adıyla bütünleştirdiği kimliğiyle kariyerini sürdürmekten mutluluk duyuyordu.

Cohen’in ölümünden sonra Yahudiliğin sanatı nasıl etkilediği, özellikle son yüzyılın en derinlikli Yahudi yazarlarından sayılan Philip Roth’la birlikte yeniden ele alınmaya başlandı. Birçok köşe yazarı ve sanat eleştirmeni çeşitli sanat alanlarında etkin olan Yahudilerin, inanç ve yaşam kültürlerinin yapıtlarına etkilerini değerlendirdi.

Elbette özellikle son yıllarda Yahudi duyarlılığı olan yazarların veya sanatçıların kıtlığı yok. Allen’ın en eski filmleri, Brooklyn’de Yahudiliği yer yer ironi kullanarak çekildi ve Manhattan’ın baş döndürücü stresiyle başa çıkmaya çalışan bir sürü nevrotik Yahudi tiplemeleri ile doldu. Kuşatılmış bir İsrail Devletinden bahseden Dylan’ın ‘Mahalle Kabadayısı’, rock müziğin en AIPAC (Amerikan İsrail askeri yardım ve Kamu İşleri Komitesi) dostu şarkısı olabilir. Fakat Cohen’in eserindeki Yahudilik algısı ve yapısı tamamen farklı bir seviyededir.

20. yüzyıl Yahudi tarihinin epik dilini kullanırken köklerinden gelen tinsel değerlerinin yaşam algısını şarkılarında sürreel ögelerle resmetmişti Cohen. ‘Dance Me to the End of Love’ şarkısında anlatılan Nazi ölüm kamplarında, yaylı çalgılar dörtlüsüyle “Aşkın sonuna kadar benle dans et” ve “Bu yanan bir keman güzelliğiyle sürsün” diye sesleniyor Cohen. 1973’te Yom Kipur Savaşı sırasında İsrail için savaşmaya gönüllü olarak katılan Cohen, “Ben Yahudi halkıyla birlikte hayatta kalmaya kararlıyım” diyerek ‘Lover’ şarkısını seslendirdi.

Müziğin silahdan daha çok etkili olduğunu söyleyerek, Ramat Gan’daki 2009 konserinde izleyicilerinde, ‘Cohanim’ ile adının nasıl türetildiğini ve bu kutsal ritüelin evrensel Yahudiliği nasıl kutsadığını dile getirmişti.

Leonard Cohen’in sanatçı kimliğinin karşılığı, sadece Yahudi kültürü ve tarihi ile örtüşen değerleri kapsıyor olması değil, Yahudiliğin kendisiyle olan tinsel ve varlıksal sorunlarıyla iç içe edebi bir söylemi de içerir. 

Son albümü ‘You Want It Darker’ büyüdüğü Shaar Hashomayim Sinagogu korosu ile başlıyor. Sinagogun hazanı, ‘Hineni’ nidasını, şiirin travmatik söyleminin ana teması yapıp, insanoğlunun Tanrı’ya koşulsuz teslimiyetinin kutsiyetini simgeliyor. Sözcük adeta bir nakış gibi Cohen’in ağzından üç kez tekrarlanıyor, her tekrardaki vurgunun hızlanarak artması teslimiyetin bir kurtuluş ve Tanrı’yı kucaklayış olduğu anlatmak ister gibidir.

“Buradayım!” Tanrı’ya ilk inanan Yahudi atası olan Abraham’ın sınavıdır aslında. Tanrı’nın Yitshak’ı kurban istemesi, Abraham’ın ilahi otoriteye teslim olmasının söylemidir aslında. 

Aynı episode Dylan’ın bestesi ‘Highway 61 Revisited’da karşımıza çıkar. Bu, aynı zamanda Musa’nın Tanrı’nın yanan çalılık aracılığıyla onunla konuşmak istemesi üzerine verdiği yanıttır; “Buradayım!”   

Cohen’in ‘Song Book’ çalışmalarında sık rastlanan ve Yahudiliğin en kutsal metinlerinden damıtılarak kullanılan bu simgeler bestelerinde sıkça karşımıza çıkar.

‘Hallelujah’ şarkısında şiirin o tarifsiz edebi metni kullanılarak ve adeta gizli bir akor ile tekrarlanarak Kral David’in çağrılması Cohen’in Yahudi değerlerine verdiği simgesel tavırdır.

Roş Aşana ve Yom Kipur ritüelini iyi bilen herkes için ‘Who by Fire’ şarkısı çok dokunaklı ve adeta ibadet eder gibi yaşanan anların yakarışı duasıdır. Cohen’in Tanrı’nın tek yargılayıcı ve yazgımızın kalemi olduğu duygusu ‘Unetanneh Tokef’ duasındaki karşılığını bulan yorumuyla ‘Who by Fire’ şarkısında karşılık bulur. Yaşanacak yılda kimin ölüp kalacağını kimin yazgısının son bulacağını anlatan lirik şarkının ana fikrini kapsar.

Cohen bestelerinde modern toplum Yahudi yaşamı ve algısının en metafizik yönlerini, insan varlığının evrendeki sorunsalını bu değerlerin ışığında yorumladığı dizeler yazdı. ‘The Claim’ bunu en belirgin hissettirdiği bestelerinden biridir. İnsanoğlunu kendi kusurlarında güzelliği görmeye, üzüntünün bile sevinç yaratabilip ruhu yükseltebileceğine inanmaya çağıran dizeleridir. ‘Anthem’de de bu çok belirgindir. Bu söylem aynı zamanda insanoğlunun içinde bulunduğu kaotik dünyanın kasvetini hafifletilmesi amacını taşır. “Mükemmel teklifini unut” diye seslenir, “Her olguda bir çatlak, bir yarık var. Ve Işık bak nasıl da içeri sızıyor.”

Bu sözlerin açıkladığı değerlerin anlamları ve bu kırılgan kavramlar ancak farklı ve yüksek bir tinsellik boyutunda ele alınabilirse  Kabala’nın derin kuyusundan alındığı anlaşılabilir.

16. yüzyılda yaşayan din bilimci Hahambaşı Isaac Luria’ya göre Tanrı, kutsal ışığını yansıtmak istediği damarları insanoğlunun varlığında yarattı. O ışık daima evrenseldi ama söz ve her zaman Yahudi idi.

Shevirat HaKelim olarak bilinen açıklaması kolay olmayan bu nispeten belirsiz gibi görünen düşünce yapısı, çoğu Yahudi sanatçının gözünden kaçmış olsa da Cohen, Yahudi mistisizminin ciddi bir yorumlayıcısıydı.

1974’te yayınlanan ‘Bird on a Wire’ şarkısının dizelerinde yaşamın kutsallığı sonsuzlukta sadece bir söz, bir nefes olarak betimlenir.

Aslında yapıtları daha da derinlemesine incelendiğinde, liriklerinin besteleri kadar etkili olduğu görülür.

Bunlardaki düşünce katmanları Yahudi kabalistik yansımalarıyla birlikte Hıristiyanlığa da göndermelerle doludur. İsa tasvirleri ile yönlendirici bir ışığın yaşadığımız yüzyıldaki sorunsallığı hep kardeşliğin ve insanlık değerlerinin paralelliklerinde aranılır.

Ayrıca Cohen, yüzyılın sorunlarına, insanlık travmaları ve vahşetlerine de duyarsız kalmamış, birçok bestesinde yaşanan trajedilere etkili sözlerle yer vermiştir. ‘Almost Like The Blues’, ‘Waiting For The Miracle’, Everybody Knows, The Future, ‘Closing Time’ gibi birçok bestesi yaşadığımız çağın kayıp değerlerini ve varlığımızla yapmamız gerekenleri anlatır.

Yaşantısında çok farklı tinsel ve düşünsel arayışlarla geçirdiği dönemleri olsa da onun hiçbir zaman Yahudilikten ayrıldığı anlamına gelmez. 2007’de BBC’ye verdiği demeçte, yaşamaya çalıştığı ve içinde bulunarak anlamayı istediği diğer manevi ve dinsel değerlerle ilgili sorgulamalarının benliğini aydınlatıldığını belirtir. Sonucunun da kendi Yahudi geleneğine olan anlayışımı zenginleştirdiğini, bu geleneğin bir parçası olduğu çok daha derinden hissettiğini belirtir.

Cohen’in isteği doğrultusunda cenazesi, Montreal’deki Shaar Hashomayim Ortodoks Sinagogunun Mezarlığına, ebeveynleri, dedesi ile birlikte, Yahudi dini geleneklerine uygun olarak gömüldü. Yıllarca, bu olağanüstü sanatçı tarafından üretilen her yapıt harika bir çalışma ve evrensel bir mesaj olmuştu; ancak o ses her zaman Yahudi idi.

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın