‘Aklını En Doğru şekilde Kullan’

Kimi insan vardır kızdığında, sinirlendiğinde yemeden içmeden kesilir. Kimi insan vardır, aynı şartlarda kendini yemeğe verir. Bendeniz ikinci kategoriye aitim. Üstelik gündüz atıştırdıklarım yetmezmiş gibi ‘nevroz’ katsayısı yükseldiğinde, gecenin bir vakti uykum kaçarsa, yaptığım ilk iş mutfağa gitmektir. Tatlıya olan zaafım hemen kendini gösterir. O gün evde çikolata, kek, bisküvi türünde bir şey yoksa reçel kavanozlarına yönlenirim. Herkesin buzluğunda közlenmiş patlıcan, bezelye, bamya stoku vardır. Bizde ise vişne, kayısı, çilek ve kiraz reçeli her daim hazırdadır. Değişiklik olsun diye, geçen hafta canım kabak tatlısı çekti. Şöyle hafif şerbetli, üstü bol cevizli, yanında da kaymak... Çevrede güzel kabak tatlısı yapan yerler kapandı. İki gün boyunca bu takıntıyla gezindim. Bir pazar sabahı eşim sokaktan geldi, “caddedeki muhallebicide kabak tatlısı varmış. Gidelim ve rahatlayalım” dedi. Tabak önüme geldi, yedim ama hiç de lezzetli olmadığını söyleyemedim. Velhasıl tatlı krizleri çoğaldıkça ‘sağlıklı yaşam’ benden uzaklaşmaya başladı. Böylelikle check-up rotasyonunu ileri bir tarihe erteleyip, her gidişimde, beni teselli etmekle başlayan diyetisyenimden randevu aldım.

***

Oğullarım sayesinde ilkokuldan lise son sınıfa kadar evimize gelen öğretmenler, beş çayı ikramlarından çok memnun kaldılar. Bazısı kısa süreli, bazısı uzun soluklu geldi, kimileri ile dost olduk. Özel ders konusunda uzman olmuştum. Yıllar sonra çocuklara takılıp ‘özel derslere harcananlarla han, hamam, apartman sahibi olabilirdim’ dediğim çok olmuştur. Tabii laf döner dolaşır, bir gün sizi bulur.

Bir gün oğlum eve iki kutu hurma getirdi. Önce görmezden geldim. Sonra dayanamadım, kalite kontrolü yaptım. Ertesi gün hurmaları göremeyince, “iki kutu da bitti mi?” diye sordu. “Önce afiyet olsun, denir. Hurmalar dolapta, birkaç tane yedim. Yarın da diyetisyene gidiyorum, merak etme” dedim.

Gelen yanıt şöyleydi: “Anne bizim özel derslerle, senin diyetisyenler olmasaydı han, hamam, apartman alırdık”.

Doğru söze ne denir?

***

35. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı Beylikdüzü’nde açıldı.

Fuarın bu yılki teması ‘Felsefe ve İnsan’, onur yazarı ise ülkemizin saygın hocalarından Prof. İoanna Kuçuradi. Kitap Fuarına Beyoğlu’ndan şimdiki mekânına taşındığı ilk yıl gittim, sonra da uğramadım. Ancak, fuarla ilgili gelişmeleri basından hep takip ettim. Nitekim Milliyet KİTAP’ta Özge Kara’nın anlatısını yaptığı ‘Aklını En Doğru Şekilde Kullan’ başlıklı kitap dikkatimi çekti.

Malum ‘kişisel gelişim’ konusu günümüz vazgeçilmezlerinden. Kitabın yazarı, Carol S. Dweck; Yakamoz Kitap Yayınları tarafından dilimize kazandırıldı.

Dergideki yazıdan alıntılıyorum: “Günümüzün belki de en stresli meselesi başarılı olmak. Sanki mutlak bir yarışın içindeyiz(…) Verdiğimiz her kararda başarıya bir adım daha yaklaşmak için çabalıyoruz. Sadece profesyonel hayatta değil; ikili ilişkileri en doğru şekilde yürütmek iyi bir ebeveyn olmak, trendleri takip etmek… (…) Hepsinde ayrı ayrı başarılı olduğumuzu göstermemiz gereken bir düzende yaşıyoruz(…)

Dünyanın sayılı başarılı insanlardan sayılan Bill Gates, kitabı çözüm odaklı bir yaklaşım sergilediği için çok sevmiş ve herkesin okumasını öneriyor. Benden iletmesi, henüz okumadım.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın