Ölümsüzlük

 

Geçen hafta küresel çapta ses getiren bilimsel bir açıklama yapıldı. Ölümsüzlüğün iksiri falan bulunmuş değil, başlığa bakıp yanılmayın; tersine New York’taki Albert Einstein College of Medicine’dan gen bilimciler 38 ülkede yaptıkları bir çalışmanın sonucunu açıkladı: insan ömrünün tavan yaşı 115’ti. 20 yıl kadar önce Fransız bir kadın 122 yaşına kadar yaşamış ve Guiness rekorlar kitabına girmişti, ancak yeni araştırma sonuçlarına göre bu bariyer artık asla geçilemeyecekti. Gelişen tıp, beslenme ve yaşam koşulları insanın ortalama yaşını yükseltse de bir raf ömrümüz olduğunu söylerken hayal kırıklığını gizleyemeyen araştırmacı Brandon Milholland “tabi ki çığır atlatan bir teknolojik buluş olmadığı sürece” diye ekledi, yüreklere su serpti.

“O maddeyi süren 20 yaş gençleşiyor.

Gencecik bir cilt hem de 20 saniye.

Gülben’den sihirli kür.” *  

İşte bahsedeceğimiz konu Milholland’ın cümlesine eklediği kısım. Saygın uzmanlar bu uğurda çalışıyorlar ve bir 20-30 yıl kadar buralarda takılabilirseniz ömrünüzü sıkı durun 1.000, yazıyla bin, yıla kadar çıkarmanın mümkün olduğunu söylüyorlar.

Hayflick Limit Teorisi'ne göre hücrelerimizn kendi kendini doğru bir şekilde kopyalama sayısı limitli, işte o limit aşıldıktan sonra geçmiş olsun, yaşlanıyorsunuz. Bu yüzden ölüm kaçınılmaz.  Biyokimyacılar işte genç yaşta hücrelerdeki bu bozuklukları tamir etmeye yarayan enzimlerin, yaşlılıkta da verimli olabilmelerini ve doğru yönlendirilmelerini sağlamaya çalışıyor. Ama görünen o ki nafile bir çaba çünkü her ne kadar gen haritası çizilmiş de olsa bunların nasıl beraber çalıştıklarının gizemi çözülemedi. Yine de üzerinde çalıştıkları ölümsüzlüğü başarabilmiş bir canlı türü var. Kendisine fiziksel bir saldırı olduğunda ya da bir stres yaşadığında gençleşen bir deniz anası türü; adı Turritopsis Nutricula. Tüm hücrelerini birebir ilk haline döndüren dünyadaki bu tek hayvanın sırrı çözülebilirse bunun insanlarda da uygulanabileceği düşünülüyor. Gerçi biz sürekli hücrelerimizin yaşlanıp gençleşeceği bir ölümsüzlüğü istemiyoruz, biz biz olmaktan çıkmayacağımız, hücrelerimizin sabit kaldığı -mümkünse 21 yaşında- bir ölümsüzlük istiyoruz. Kısaca tüm ümitleri bu denizanasına bağlamak akıl karı değil.

Bu noktada devreye biraz önce altını çizdiğimiz (mecazi anlamda, gerçekten altı çizili olan değil) çığır atlatan teknolojik buluş kısmı geliyor. Biz belki bugün genleri tam anlamıyla çözmüş değiliz ama yapay zeka sayesinde bu mümkün olacak. Hatalı kopyalanan hücreye uygun enzim yaratılıp uygulanacak ve ölüm sürekli ertelenecek. Bizden çok daha hızlı ve zeki bilgisayarların bu bilmeceyi çözeceğine dair büyük bir güven mevcut. Bu öngörüyü dile getiren kişilerin başında Google’ın kurucusu Larry Page’in bizzat işe aldığı ve 2012’den beri mühendislik bölümünün başında olan fütürist Ray Kurzweil geliyor.

Yapay zeka, makine öğrenme (makinenin veriye bakıp doğru karar vermesi ve tecrübelerinden öğrenmesi) ve doğal dil işleme (insan zekası kavramları dil ile bağlantılı olarak düşündüğü için yapay zekada da dil ve dilin doğal olması mühim) gibi alanlarda tecrübeli olan Kurzweil, 1980’lerden beri öngörülerinin yüzde 86’sı doğru çıktığı için dünyadaki bir numaralı gelecek bilimci sayılıyor.

Kurzweil ölümsüzlük için üç köprülü bir plan derlemiş. Öncelik tabi ki bu teknolojinin bulunması için 20 yıl kadar bekleyebilmek. Bazı okuyucular bu cümleyle beraber köşeyi terk etmiş olabilir, darılmadım. Bunun için az ye, egzersiz yap ve bol uyu diyor Kurzweil.

İkinci köprü hızlanarak gelişen biyoteknoloji devriminden yararlanmak. 220 milyar dolara erişen büyüklüğü ile bu sektör yalnızca sağlıklı kalmamızı sağlamayacak, vücut saatimizi geri sardırabilecek. Gen terapisi, kök hücre tedavisi, klonlama, hücrelerin, dokuların ve organların yenileriyle değiştirilmesi gibi onarıcı tıp denilen alanda çalışmalar son hız sürüyor.

Son köprü de nanoteknoloji ve yapay zeka. Günümüzde zaten teşhis için kullanılan bir hücre kadar küçük nano boyutlu robotlar, 20-30 yıla kalmaz vücudu sürekli denetleyecek, kanserli bir hücre oluştuğu ilk anda onu yok edecek.

Yapay zeka ile ise zihinlerimizi bedenimizin dışında depolamak mümkün olacağından dijital ölümsüzlüğü yakalayabileceğiz. Yalnız bu biyolojik ölümsüzlük tanımına girmediğinden fazla sevinmeyelim; öte yandan biyolojik ölümsüzlüğü yakalasak da otobüs çarparsa öleceğimizden yine de tutunulması gereken bir dal olarak çalışılmaya devam ediyor olmasına sevinelim. Fakat bir kere zihnimizi kopyaladıktan sonra iki tane olmamak adına bedenimizdekine son verme tuşuna basıp basamayacağımızı düşünerek yeniden üzülelim. 2045’e yetişecek olan bu yeni zihinlerin kesinlikle bi-polar olmayacağına sevinelim.

Biyolojik ölümü onarıcı tıp ile alt etmeye çalışan ve anti-ageing denince akla gelen ilk isim Aubrey de Grey. Dünyanın ileri gelen üniversiteleriyle işbirliği yapan SENS Araştırma Vakfının kurucusu Grey, 20 yıla kalmaz her bir yıl geçtikçe ortalama yaşam süresine bir yıl ekleneceğini, başka bir deyişle ölüme yaklaşma hızının sıfırlanacağını söylüyor, sonra da insan ömrünün 1000 yıl olacağını. Grey’in Cambridge Üniversitesi mezunu olduğunu not edelim ve şu sözünü de ekleyelim: “İnsanlar neden ölümün doğal ve kaçınılmaz olduğunu düşünüyor anlamıyorum. Bunun böyle olmadığını tekrar tekrar açıklamak zorunda kalıyorum.”

175 milyon yıl dünyaya hüküm süren dinozorlar dururken şimdilik sadece 200.000 yıldır var olan ve kendini çoktan dünyanın hükümdarı ilan etmiş insanoğlu ölümlü mü kalacak? Biyolojik ya da değil bir çeşit ölümsüzlük yakalayacağımız Grey’in de iddia ettiği gibi evrimin kaçınılmaz bir parçası mı?

Peki Grey raf ömrümüzün 115 olduğunu söyleyen araştırma ile ilgili ne düşünüyor: Sonucunun doğru olmakla birlikte tıbbın potansiyel geleceği ile ilgili hiçbir şey söylemediğini.

  

*Dayanamadım köşeye reklam aldım

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın