Aynı yıldızın altında

Time’ın, dâhiyane ve çok etkileyici, olarak nitelendirdiği Aynı Yıldızın Altında, John Green’in beşinci kitabı… Daha önceki kitaplarını okumamıştım. Ama bu kitaptan sonra okumaya karar verdim.

Green, Twitter’da bir buçuk milyon takipçisi olan ve son kitabıyla New York’ta tam yetmiş hafta üst üste en çok satanlar listesinden düşmemiş bir yazar…

Bu kitabında ergenlik dönemindeki bir grup gencin kanserle olan mücadelesini zaman zaman hüzünlü, zaman zaman da komik bir dille kaleme almayı büyük bir ustalıkla başararak yine New York Times’ın best seller listesinde bir numaraya yükselmiş.

Kitapta; ölmeyi bekleyen, ölümle bir yandan kavga edip bir yandan da barışık yaşamayı başaran gençlerin hayata tutunma mücadelesi, aşkı keşifleri, dostluğun tadına varışları, aile bağları son derece samimi bir dille anlatılıyor.

Böyle bir yolculuktan geçmiş, bu zorlu günleri yaşamış olanların kendilerinden çok şey bulacağı, hiç yaşamamış ve umarım hiç yaşamayacak olanların da hayat ve gençlik adına önemli sonuçlar çıkaracağı bir kitap…

Kitabın yazarı kadar elbette çevirmenine de büyük iş düşüyor. Kitap çevirmenin neredeyse kitap yazmaktan zor olduğunu düşünüyorum. Yazar gibi yapamayacağınıza göre yazar gibi düşünmek, hissetmek zorundasınız. Kendinizi o olmadığınız halde o kişinin yerine koyarak düşünmeli, hissetmeli ve kitabı okuyucu kitlesine hitap edecek şekilde orijinalinden asla kopmadan ama dili de bir kenara bırakmadan yeni sözcükler uydurmadan var olanları doğru yerde kullanmayı becererek yerleştirmelisiniz kitaba. Çiçek Eriş, kitaptaki sıcak ve mizahi dili kaybetmeden çevirdiği kitabı dilimizde de başarılı kılmayı başarmış. Kitabı hemen bitiriyorsunuz böylece.

On altı yaşındaki kanser hastası Hazel Grace’in hayata tutunma mücadelesi döneminde, katıldığı sohbet grubunda kendiyle aynı kaderi paylaşan Augustus Waters isimli gence rastladığında hayatının nasıl yön değiştirdiğini görüyorsunuz.

Ölümün adı ne kadar soğuksa onu düşünerek geçen günleri, gençlikleri ve birbirlerine olan sevgileri sayesinde nasıl sıcacık geçirdiklerinin tatlı ve düşündürücü öyküsü saklı kitabın içinde.

Hayatın tüm koşuşturması içinde, küçücük yaşlarında kocaman dertlerle uğraşmak zorunda kalan gençlerin hayattan nasıl da ümit kesmediklerinin, ölümle nasıl dalga geçtiklerinin, bazen istemeseler de onu ne kadar ciddiye almak zorunda kaldıklarının gerçekçi öyküsü…

Yaz için bu konu size ağır gibi gelebilir ama kitabın konusunun ağırlığı, dilinin samimiyetiyle hafifliyor ve sizi hayatla ilgili yeni düşüncelere ve farkındalıklara götürüyor.

Sandalın ipini tanımadığınız bir kıyıya bağlıyor, bir müddet orada kalıyorsunuz. İpi çözdüğünüzde hiç bilmediğiniz bir gerçeğin insanlara neler yaşattığını görerek sağlığınıza şükrediyor ve gençliği daha da önemsiyorsunuz.

Yaz günlerinde her kitabı da okuyamıyor insan. Felsefeye giremiyor, kendini dinlemek için ters bir zaman. Hayatın sırrına ermek, bilinmeyen ‘ben’e biraz daha yaklaşmak için fazla hareketli bir mevsimdeyiz.

İyisi mi aşk okuyalım, hem mevsimi yok hem yaşı. Hem modası geçmez, hem zamanı… Aşktır o, herkes tanır, bilir. Hepimizin yolu en az bir kere denk gelmiştir ona.

Aşka zaman ayırın, hem kitaplarda hem hayatınızda. 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın