Acaba, Levi'nin dini kimliğine bu denli vurgu yapmak gerekir miydi? Öyle idi ise, o zaman diğer benzer haberlerde de "Müslüman işadamı", "Ermeni terzi" "Ukraynalı hayat kadını" misali vurgular yapmak da gerekmez mi? "Musevi asıllı" ne demektir? Ayrıca, Musevilerde "aşiret" olgusu var mıdır? YAVUZ BAYDAR

" />
Alüminyum Hurda Geri Dönüşüm

Bu hafta ağımıza takılanlar

Acaba, Levi'nin dini kimliğine bu denli vurgu yapmak gerekir miydi? Öyle idi ise, o zaman diğer benzer haberlerde de "Müslüman işadamı", "Ermeni terzi" "Ukraynalı hayat kadını" misali vurgular yapmak da gerekmez mi? "Musevi asıllı" ne demektir? Ayrıca, Musevilerde "aşiret" olgusu var mıdır? YAVUZ BAYDAR

Bu hafta ağımıza takılanlar

İSRAİL, ÇEVRESİNDEKİ YENİ DEMOKRASİLER İLE SAĞLIKLI İLİŞKİ KURMAK İSTEDİĞİNDE ÖNCE TÜRKİYE İLE BARIŞMASI GEREKTİĞİNİ ÇOK İYİ BİLİYOR

İsrail’i yöneten “şahinlerin” bir süre daha Türkiye ile uzlaşma arayışında olmayacakları belli, ama, tarihin ‘tik-tak’ları kendini hissettiriyor. Abant Platform’  toplantısı bizlere Batı Asya’nın “gerçek anlamıyla değişmekte olduğunu” ve bu değişimden en zararlı çıkacak ülkelerin başında İsrail’in geldiğini gösterdi. “Demokratik Arap yönetimleri”nin İsrail’in güvenliği endişesi olmayacak ve bütün dünya ile eşitlikçi ilişki kuracaklar.

Bu noktada İsrail, çevresindeki yeni demokrasiler ile sağlıklı ilişki kurmak istediğinde önce Türkiye ile barışması gerektiğini çok iyi biliyor. Bu bir zorunluluk.

Ardan Zentürk

http://www.stargazete.com/yazar/ardan-zenturk/israil-in-turkiye-ye-ihtiyaci-var-haber-404036.htm

ORTADOĞU’DAKİ ENERJİ KAYNAKLARININ ÖNEMİNİN AZALDIĞININ FARKEDİLMESİYLE ŞEKİLLENEN YENİ ABD DIŞ POLİTİKASINDA, BEYAZ SARAY’IN BÖLGEDE İSRAİL BENZERİ BİR “ÇAPAYA” DUYDUĞU İHTİYAÇ DA BÜYÜK ÖLÇÜDE AZALMIŞTIR

Peki, ABD’nin yeni dış politikasında Türkiye nerededir? Bu sorunun yanıtı bir başka soruda gizli: Son yıllarda ABD-Türkiye ilişkilerinde belirleyici etken neydi?

İsrail mi? İran mı?

Davos krizinden beri İsrail ile Türkiye’nin arası açık olmasına rağmen, kısa bir süre öncesine kadar çok gergin olan Washington-Ankara ilişkilerinin son bir yılda tarihin en olumlu görüntüsüne kavuşması, meselenin İsrail olmadığını kanıtlıyor.

Nitekim Ortadoğu’daki enerji kaynaklarının öneminin azaldığının farkedilmesiyle şekillenen yeni ABD dış politikasında, Beyaz Saray’ın bölgede İsrail benzeri bir “çapaya” duyduğu ihtiyaç da büyük ölçüde azalmıştır. 

Bu nedenle ABD artık geleneksel müttefikini vazgeçilmez olarak görmemekte, bölgede kendisine yakın bir dizi ılımlı İslamcı yönetimi, İran’a –ama gerektiğinde İsrail'e karşı dahi- kullanabilmeyi bir koz olarak tasarlamaktadır.

ABD Savunma Bakanı Leon Panetta’nın geçen hafta “İsrail’in kendisini bölgeden izole ettiğinden” şikayet etmesi bile, Tel Aviv’e karşı Amerikan yakın tarihinde görülmeyen cinsten bir eleştiriydi.  Fakat bu tür eleştiriler, ABD’nin İsrail’i bütünüyle sildiği anlamına gelmez. Aksine, İran’ı bölgede dengelemek için İsrail’in askeri caydırıcılığı hâlâ önemli bir maniveladır. Bu nedenle ABD, Türkiye ile İsrail ilişkilerinin düzelmesini kuşkusuz arzu etmektedir.

Fakat Washington için asıl önemli olan, Türkiye’nin İran’dan uzaklaşmasıdır. İşte tam da bu nedenle Türkiye-ABD ilişkileri Ankara ile Tahran’ın flört ettiği dönemde dibe vururken, kısa süre sonra Türkiye’nin Tahran’ı öfkeden kudurtma pahasına NATO radarına evsahipliği yapmayı kabul etmesiyle tarihi zirvesine ulaşmıştır.

Gelgelelim, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Türkiye ziyaretinde verdiği mesajlardan çıkarılabilecek özet şudur: “İran’a yaptırımları artırın, PKK ile mücadelede size daha fazla destek verelim.”

Emre Kızılkaya

http://www.hurriyet.com.tr/planet/19409619.asp?top=1

İSRAİL’İN SALDIRGANLIK TARİHİNE BAKILDIĞINDA ÇOK NET ŞUNU GÖRÜYORUZ: VURUYORLAR

İsrail, İran’ın nükleer çalışmalarını en yakından izleyen ülke. İsrail’in saldırganlık tarihine bakıldığında çok net şunu görüyoruz: Vuruyorlar. “Türkiye bizim müttefikimizdir” demiyorlar, bize saldırıyorlar (Mavi Marmara), “daha saldırmadılar” diye düşünmeyip “Nasıl olsa gelecekler” diye Mısır’ın bütün hava kuvvetlerini iki saatte yok ediyorlar (6 Gün Savaşı), “Başka ülkedir” demeyip Lübnan’ı işgal ediyorlar (Daha üç sene oldu), suikastlar düzenliyorlar...

İsrail’in birden fazla hedefli bir saldırıda bulunma olasılığı yüksek. Daha önce Irak’a benzer bir saldırı düzenlediler. İran’ın elinde 2000 km uçabilen Siccil 2 füzeleri var. Tel Aviv artık bu silahların gölgesinde yaşıyor. NATO füze kalkanına apar topar girmemizin nedeni de bu. Herkes biliyor.

Koray Çalışkan

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1071639&Yazar=KORAY%20%C3%87ALI%C5%9EKAN&Date=06.12.2011&CategoryID=98

YAHUDİ KIZLARIN CEMAAT İÇİNDE EVLENMESİ YÖNÜNDEKİ DİNİ KURALLAR DA TEPKİ TOPLUYORDU. LAİKLİK VE MEDENİ KANUNLA BERABER CEMAATE BASKILAR KARŞISINDA HAHAMBAŞI DA “BEN DÜNYA İŞLERİNDEN NE ANLARIM, MEMNUN MUSUNUZ DİYECEKSİNİZ EVET, MEMNUNUM. KİTAP OKUYORUM” FİLAN DİYE AÇIKLAMA YAPTI

Cumhuriyetin ilanından sonra başlayan Türkleştirme politikaları kendi içinde çelişki oluşturuyordu. Türklüğü benimserseniz, size zimni değil vatandaşlık hakkı vereceğiz denildi. Umumi yerlerde şivesiz Türkçe konuşmak gerekiyordu. Ve bunu hemen gerçekleştirmek lazımdı.

Bu politikanın uygulanmasında en çok basın kullanıldı. Basındaki kanaat önderleri sürekli Yahudilerin Türkçe konuşmadıkları, şivelerinin bozuk olduğu hususunda yazı yazdılar. “Sizi kovan milletin dilini İspanyolcayı konuşuyorsunuz, Fransızca konuşuyorsunuz ama Türkçe konuşmuyorsunuz” diye eleştirdiler. Halbuki Lozan'da azınlıkların dil hakkı tanınmıştı ama Yahudilerinki buna göre İbraniceydi. İbranice konuşabilen yoktu, İspanya'dan göç edenler İspanyolca, Fransızca ve Türkçe karışık 'ladino' diye bir dil konuşuyordu. Onun için de diğer gayri Müslimlere kıyasla en fazla Yahudilere baskı yapıldı bu konuda. Para cezaları kesildi, Beyoğlu'nda tokatlandılar.

1932'de ezan Türkçe okunduktan sonra İzmir'de bir Yahudi derneği “Gazinin güzel dili olan Türkçeyi kullanmak üzere kırık dökük dilimizi terk ediyoruz” diye beyanname verdiler. Gittiler, sinagog'da “Türkçe konuşacağım” diye yemin ettiler. Türkleşmiş bir Yahudi olan Tekin Alp, Hz. Musa'nın 10 Emir’den ilham alarak hazırladığı 10 emirde, “Asimile olun, yeniden doğun, sinagogda Türkçe dua edin” diye yazdı.

Yahudi kızların cemaat içinde evlenmesi yönündeki dini kurallar da tepki topluyordu. Laiklik ve medeni kanunla beraber cemaate baskılar karşısında Hahambaşı da “Ben dünya işlerinden ne anlarım, Memnun musunuz diyeceksiniz evet, memnunum. Kitap okuyorum” filan diye açıklama yaptı. Tabii adamcağız ne yapsın yukarı tükürsen sakal aşağı tükürsen bıyık. Tenkit de etmemesi lazım. Konuşmamayı tercih ediyor.

Rıfat Bali

http://www.haberturk.com/polemik/haber/695417-supheli-vatandaslar

BAŞKAN OBAMA'NIN İDARESİNDE ABD HÜKÜMETİ İSRAİL'İN ULUSAL HAKLARI VE STRATEJİK MECBURİYETLERİNE DÜŞMAN OLMUŞTUR. OBAMA YÖNETİMİNDE ABD ARTIK İSRAİL'İN MÜTTEFİKİ DEĞİLDİR

Bugün İslam dünyasındaki hakim kuvvetler hakkında kritik düşünceleri yasaklayan ideolojik düşünce polisi tarafından dizginlenen Amerikalı yetkililerin, yanlış giden her şey için tüm suçlamaları, eleştirmekte özgür oldukları tek toplum, İsrail'e yöneltmek dışında pek bir seçenekleri yoktu.

Yönetimin İsrail'e olan tutumuyla ilgili olarak mümkün olan diğer izah, antisemitizmin bunların içine nüfuz etmiş olmasıdır. Obama, Clinton, Panetta ve Gutman gibilerin İsrail'e yönelik suçlamaları kesinlikle klasik antisemit davranışın bir parçasıdır.

Kendisini yabancıların siyasi yıkıcılığından savunmaya çalışırken İsrail toplumunu demokrasiyi ortadan kaldırmak ile suçlamakla yabancıların dini inançlarına sarılmadıkları için Yahudileri maneviyatı ortadan kaldırmakla suçlamak arasında nicelik olarak pek bir fark yoktur.

Yine aynı şekilde, Arap dünyasında İslamcıların iktidarı ele geçirmesine karşı İsrail'i tecritle itham etmekle Rusya, Almanya ve Norveç gibi yerlerde antisemitlerin iktidara gelişlerinden Yahudileri itham etmek arasında da nicelik olarak pek bir fark yoktur.

Gerçekte, İsrail açısından bu iki ifade arasında gerçekten bir fark yoktur. Bu ifadelerin temsil ettiği entelektüel iklim, ideolojik miyopluk ya da Yahudilere olan nefretten kaynaklanır.

Her iki durumda da sonuç aynıdır: Başkan Obama'nın idaresinde ABD hükümeti İsrail'in ulusal hakları ve stratejik mecburiyetlerine düşman olmuştur. Obama yönetiminde ABD artık İsrail'in müttefiki değildir.

Caroline Glick

http://www.dunyabulteni.net/?aType=yazarHaber&ArticleID=17016

SİZE YEMİN EDEBİLİRİM Kİ, YAHUDİ FIKRALARININ HEPSİNİ TÜRK FIKRALARINA UYARLAYABİLİRSİNİZ

Daha sonra her şeye üçüncü bir kez daha bakmaya karar verdim ve İsrail ile Türk toplumları arasındaki benzerlikler gözüme çarpmaya başladı. Sizin döner, meze ve kebap dediğiniz yemeklerin aynıları bizim kültürümüzde de var, biz onlara shawarma, meze ve kabab diyoruz. Araba kullanma biçimlerimiz de birbirlerine benziyor, evet bizde aynen sizin gibi çılgınca araba kullanıyoruz. Çalışma arkadaşlarımızla ve birbirimizle iletişim kurma şekillerimiz ve espri anlayışlarımızda birbirlerine çok benziyor. Size yemin edebilirim ki, Yahudi fıkralarının hepsini Türk fıkralarına uyarlayabilirsiniz. Ve sonuncu olarak da, bizler de zaman zaman başımızı ağrıtmasına rağmen, kişisel ve ulusal gururumuza çok önem veriyoruz.

Ohad Avidan Kaynar - İsrail İstanbul Başkonsolos Yardımcısı

http://israilblogu.com/2011/12/09/israil-istanbul-baskonsolos-yardimcisi-ohad-avidan-kaynarin-kaleme-aldigi-yazi/

“BENİM ANNEM-BABAM POLONYA’DAN GELMİŞLERDİ, GERİ DÖNECEK YERLERİ VARDI. BEN BURADA DOĞDUM, GİDECEK YERİM YOK!”

Hayfa’dan Yeruşelaim’e (Kudüs) giderken görünce birden afalladım: Bizim dikenli incirleri, meyve ağaçları gibi dikmişler. Yani anlayacağınız, bizim ören yerlerinde, mezarlıklarda unuttuğumuz bitkiyi ciddiye almışlar. Üstelik yükseklikleri iki metreyi geçmiyor. Tuhaftır bu dikenli incirler: Ülker geçen yıl bahçe kapısının önündeki kumlara bir somun-dal ekmişti. Bir yılda iki metreyi geçti ve bütün yaz meyve verdi. Demek ki bir hikmeti var bu bitkinin. Mersin Ziraat Odası durumu bir incelemeli. Yararlı olur! İsrail ve İsrailli için toprak (Eretz) vatan anlamındadır. Dikenli incirler İsrail’in toprağa ne denli hırs ve sevgiyle bağlandığının büyük simgesi. İsrail toprağını gözle görmeyenler bu ülkeyi baştan başa çöl sanırlar. Öyle değil. Necef Çölü ve Gazze tarafı dışında İsrail’i gözümle gördüm. Kuzey İsrail bizim Ege’den, Marmara Bölgesi’nden geri kalmaz yeşillikte. Akdeniz’den doğuda Ürdün Nehri’ne kadar 40 kilometre içerilere kadar uzanan verimli tarım alanları var. Kudüs’ün güneyindeki Yahudiye Dağları ve çölünde ciddi bir yerleşim yeri ve tarım alanı göremedim.

Altı Gün Savaşı’nı (5-11 Haziran 1967) herkes bilir de neden çıktığını bilene rastlamadım. İsrail, kuzeydeki Kinneret Gölü’nden güneydeki yarı çorak araziye su taşıyacak olan Ulusal Su Şebekesi’ni 1964’te tamamladı. Ertesi yıl Arap devletleri Ürdün Nehri’nden gelen suyun İsrail’e akmasını engelleyecek planlarını uygulamaya soktu. Bunun üzerine İsrail, Suriye’de inşa halinde olan barajlara 1965’te saldırıda bulundu. Bundan sonra karşılıklı saldırılar alıp başını gitti. Filistin Kurtuluş Örgütü’nün ülke içindeki sabotajları çoğaldı. Ardından işe Mısır karıştı. “Bizim vazgeçilmez görevimiz İsrail’i yok etmektir!” haykırışı, Mısır ile Suriye yöneticilerinin dilinden düşmüyordu. Savaş altı gün sürdü ve İsrail, Batı Şeria’yı, Doğu Kudüs’ü, Golan Tepeleri’ni ve daha sonra Mısır’a geri vereceği Sina Yarımadası’nı ele geçirdi. İsrail’in doğu Kudüs’ten vazgeçeceğini ve Golan Tepeleri’nden geri çekileceğini sanmam. Çünkü Galile Denizi de denen Kinneret Gölü’nün batı kıyısında bulunan Tiberya kenti ile gölün karşı (doğu) kıyısı arasındaki mesafe 6 kilometre. Golan Tepeleri gölden 500 metre yükseklikte bir balkon gibi. Tam karşıda Tiberya ve aşağıda tarım alanları ve yerleşim yerleri. Altı Gün Savaşı’ndan önce bu balkona mevzilenmiş top bataryaları İsrail için müthiş bir tehdit oluşturuyormuş. Şimdi Suriye sınırı Golan Tepeleri’nin doğusunda (arkasında) bir yerlerde. Suriye, İsrail’in işlenmiş topraklarını alayım derken Golan Tepeleri’nden oldu.

…

Bu yazıyı kaleme almaktaki amacım gayet açık ve basit: İsrail’i görmeden, Şeria’dan geçmeden, Golan Tepeleri’ne çıkmadan, Gazze’ye gitmeden İsrail üzerine, İsrail ve Araplar üzerine ciddi yazı yazılamaz. Yazımı eski bakanlardan Yossi Sa-rid’in bir sözüyle bitireceğim: “Benim annem-babam Polonya’dan gelmişlerdi, geri dönecek yerleri vardı. Ben burada doğdum, gidecek yerim yok!”

Özdemir İnce

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19438117.asp

LEVİ'NİN MUSEVİ KİMLİĞİNE ÖZEL VURGU YAPMAK GEREKİR Mİ? HAYIR. HABERİN ANLATTIĞI "PAHALI MEZAR ISMARLAMA" OLAYININ BU KİMLİKLE İLGİSİ YOK. SÖZ KONUSU KİŞİ BİR HIRİSTİYAN DA, MÜSLÜMAN DA, VEYA BAŞKA BİR İNANÇTAN DA OLABİLİRDİ. "İŞADAMI DARYO LEVİ" DEMEK YETERLİ OLACAKTI

Farklı ülkelerde uygulanan etik kurallara baktığımızda, bir noktada görüş ayrılığı yok: Habere konu olan kişilerin sosyal kimlikleri veya aidiyetleri karşısında özel sorumluluk.

Örneğin, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Hak ve Sorumluluklar Bildirgesi'ne baktığımızda, 'Kimlik veya Özel Durum' başlığı altında şu kuralı görüyoruz: "Açık kamu yararı olmadıkça ve olayla doğrudan ilgisi, bağlantısı bulunmadıkça, bir insanın davranışı veya işlediği suç, onun ırkına, milliyetine, dinine, cinsiyetine, cinsel eğilimine, hastalığına veya fiziksel, zihinsel özürlü olup olmamasına dayandırılmamalıdır. Kişinin bu özel durumu, alay, hakaret, önyargı konusu yapılmamalıdır."

Veya Medya Derneği'nin 'Etik İlkeler'ine bakınca da şu karşımıza çıkıyor:

"Doğrudan haberle ilgili olmadıkça gazeteciler bir kişiyi veya bir grubu dili, inancı, ırkı, toplumsal cinsiyeti, cinsel kimliği veya toplumsal sınıfı ile tanımlamamalıdır."

Şimdi, dört okurumuzun soru veya eleştirisine yol açan, 6 Aralık tarihli ‘Ölü Yatırım!’ başlıklı habere geçelim. Tepkiye yol açan noktayla ilgili olarak, haberde iki bölüm var.

İlki, haberin birinci paragrafında:

"Musevi asıllı işadamı Daryo Levi, İstanbul'un lüks semtlerindeki villaların fiyatına eşdeğer harcama yaparak âdeta şato gibi mezarlık inşa ettirdi.

Levi kendisi ve eşi için Arnavutköy Musevi Mezarlığı'nda 1 milyon 200 bin TL harcayarak benzersiz bir mezar hazırlattı. İstanbul Musevilerinin sosyete mezarlığı olarak bilinen Akmerkez'e komşu Arnavutköy Musevi Mezarlığı'nda son günlerde ihtişamıyla görenleri hayrete düşüren bir kabir dikkat çekiyor. İşadamı Daryo Levi tarafından yaptırılan mezar, oyma işçiliğinden tutun da kullanılan malzemesine kadar 'sıra dışılığı'yla göz alıyor."

İkincisi, "Daryo Levi kimdir?" bilgi kutusu:

"1924 Beyoğlu doğumlu Daryo Levi, İsrail'in eski Ankara Büyükelçisi Gabi Levi'nin aşiretinden geliyor. Bir dönem Türkiye'nin en büyük iplik fabrikalarından Tekstiplik'in eski ortağı olan Levi, İstanbul Ticaret Odası kayıtlarına göre birçok kimya ve factoring şirketine ortak. Levi, şu an oğluna ait Deren Ambalaj'da genel koordinatör olarak gözüküyor."

Acaba, Levi'nin dini kimliğine bu denli vurgu yapmak gerekir miydi? Öyle idi ise, o zaman diğer benzer haberlerde de "Müslüman işadamı", "Ermeni terzi" "Ukraynalı hayat kadını" misali vurgular yapmak da gerekmez mi? "Musevi asıllı" ne demektir? Ayrıca, Musevilerde "aşiret" olgusu var mıdır?

Sorular bu eksende toplanıyor.

Muhabir Nazif Karaman, haberi yazarken, ismindeki farklılık dolayısıyla okurda bir zihin bulanması olmasın diye Musevi vurgusu yaptığını, gerisini yazı işlerinin takdirine bıraktığını söyledi. "Aşiret" tanımını da, Levi sülalesini anlatmak için kullandığını belirtti.

Araştırmalardan sonra, değerlendirmelerim şöyle:

* ‘Musevi asıllı’ diye bir kavram yoktur. ‘Müslüman asıllı’ gibi bir kavram olmadığı gibi.

* Levi'nin Musevi kimliğine özel vurgu yapmak gerekir mi? Hayır. Haberin anlattığı "pahalı mezar ısmarlama" olayının bu kimlikle ilgisi yok. Söz konusu kişi bir Hıristiyan da, Müslüman da, veya başka bir inançtan da olabilirdi. "İşadamı Daryo Levi" demek yeterli olacaktı.

* Kaldı ki, haberin diğer bazı paragraflarında "lüks mezarlığın" Arnavutköy Musevi Mezarlığı'na yaptırıldığı belirtiliyor. Habere gerekli olan bu unsur, zaten bu resmi isim üzerinden habere konu olan kişinin dinsel kimliğini de anlatmış oluyor.

* Levi'ler, Museviliğin "kök İsrailliler" denilen 12 kurucu "boy" veya "kabile"sinden biri. Bunlara "kavim" diyenler de var. "Aşiret" okurlarda farklı çağrışım yapmış olabilir. Ancak şu da önemli: Soyadının Levi olması, günümüzde ille de hısım-akrabalık anlamına gelmiyor. Okurların Gabi-Daryo Levi bağını böyle okumaması gerek.

Yavuz Baydar

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/baydar/2011/12/12/kimliklere-saygi-yollari

Netten okuyun

PANDANTİFLERE SAKLANAN MÜHR-Ü SÜLEYMAN YA DA NAM-I DİĞER DAVUD YILDIZI

Yahudi inancında altıgen yıldızın her bir köşesinde İbrahim, İshak, Yakub, Musa, Harun ve Davud peygamberlerin adı yazılıdır.

İslam inancında ise Hz. Süleyman ve mucizeleri Kur’an da sabit olduğundan simgenin önemi farklı. Her şeyden önce bir peygamberi temsil ediyor.

Yine inanışa göre bu mühür şer güçlerden koruyan bir tılsım olma özelliği taşıyor.

Yahudilerde tarih boyunca büyücülük işlerinin yoğun olarak görülmesinin nedenlerinden biride bu zaten. İslam inancında da aynı şey söz konusu.Mühür manevi bir zırh niteliği taşıyor.Bir nev’i kötülüklerden koruyan ilahi bir işaret.Onun içinde  Osmanlı birçok yere kazımış bu simgeyi.

Kah cami duvarlarına, kah kitabe altlarına, kah padişah kaftanlarına, kah mezar taşlarına, kah türbelere.

http://www.biristanbulhayali.com/pandantiflere-saklanan-muhr-u-suleyman-ya-da-nam-i-diger-davud-yildizi#.Tt_LIg2JdHs.facebook

AMOS OZ'LA TANIŞTIĞIMA MEMNUNUM

Küçük bir balıktı, yarım parmak uzunluğunda bir balıkçık; gümüşi pulları ve yüzgeçleri vardı... Yuvarlak ve iyice açılmış bir balık gözü bir an için Maya ve Mati'ye baktı, "bu dünya üzerinde yasayan biz bütün canlılar" demek ister gibiydi, ", insanlar ve sığırlar, kuşlar ve sürüngenler ve balıklar, biz hepimiz, bütün farklılığımıza rağmen birbirimize akrabayız"

...

"Böylece" dedi Maya bir süre düşündükten sonra, "böylece diyebiliriz ki hepimiz, istisnasız hepimiz, aynı gemideyiz: sadece çocuklar değil, sadece köydeki insanlar değil, sadece bütün dünyadaki insanlar değil, bütün canlılar. Hepimiz. Acaba bitkiler de yakinimiz olamaz mı diye düşünüyorum, uzak bir akrabamız?"

"Ve diğer yolcularla alay eden ve onlara acı çektiren" dedi Mati "aslında bütün gemiye zarar veren bir aptaldır. Çünkü başka bir gemi yok."

http://pandoraninnotdefteri.blogspot.com/2011/12/suddenly-in-depths-of-forest.html

ANNEMİN MEKTUPLARI – ROZ KOHEN

Annemin yaşıtları, İstanbul'un Yahudileri arasında kendilerini Yahudi İspanyolcası ile en iyi ifade eden son nesil. O yüzden duygusal değerleri çok yüksek.

Annem üşenmeden bana İsrail ve Amerika'da yaşadığım uzun yıllar boyunca, mektup yazmaya devam etmişti.

Heyecanla benden mektup beklemiş; yıllarca postacının yolunu kollamıştı. Birbirimize her hafta bir mektup yazmaya söz vermiştik. Onun mektupları hep dualarla başlardı: "Sevgili kızım, Allah ne muradın varsa versin, bolluk içinde, mutlu olmanı diler hayırlı bayramlar temenni ederim."

Bu süre içinde ben, bir ülkeden ötekine göç ederken; arkadaş, komşu, okul, iş değiştirip, farklı lisanlar konuşup, değişik kültürlerde çocuk yetiştirirken; annem bana aynı temaları, annesinin kullandığı biçimde Musevi İspanyolcası ile aktardı. Konular onun ve benim için bu konuştuğumuz dilde duygusallığını da korudu.

Bana arkadaş, komşu ve aile fertleri ile ilgili haberleri; beni ilgilendireceğini bildiği için haber verdi... Bazen de bana değişen İstanbul'u; gelip giden iklim değişikliklerini, açılan yeni sinemaları, kapanan eski pasajları; aileye katılan yeni fertleri ve kaybettiğimiz aile büyüklerini anlattı.

Tabii ki, bir de Musevi bayramlarını hep hatırlattı; Hamursuz Bayramı'nda ne yapacağımı sordu; Musevi yeni yılının gelişinden de haber verdi. Büyük oruç gününde hepimiz adına oruç tutacağını bildirdi.

Zaman zaman bir kuzenin nişanını veya bir ahbabın çocuğunun doğumunu kaçırdığıma üzülür, bu mektuplarda geçmişimi görürdüm.

Annemin mektupları, geçmişe ve Yahudi İspanyolcasına olan bağım oldu, böylece.

http://www.kanalkultur.com/kks/Yazarlar/Roz-Kohen/roz-kohen-annemin-mektuplari.html

ZAMANA YÖN VEREN ROMAN – BERİL AKYÜREK

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1071977&Date=09.12.2011&CategoryID=40

DÜNYANIN EN ZENGİN IRKI

http://blog.milliyet.com.tr/Dunyanin_en_zengin_irki/Blog/?BlogNo=337281&ref=milliyet_anasayfa

HAMAS’IN EKSENİ KAYDI…- DENİZ TANSİ

http://www.hasturktv.com/turkiyede_bugun/3110.htm

ÖLÜMÜNÜN 33 ÜNCÜ YILINDA GOLDA MEİR

http://www.hasturktv.com/israili_taniyalim/3116.htm

Netten seyredin

DAKTİLODAKİ DEHŞET SALAN İKİZ ŞİMŞEK: GECE ANA – MURAT GÜLSOY

http://muratgulsoy.wordpress.com/2011/12/07/daktilodaki-dehset-salan-ikiz-simsek-gece-ana/

RIFAT BALİ DOĞRU AÇI'DA

http://video.haberturk.com/haber/video/rifat-bali-dogru-acida/56424

http://video.haberturk.com/haber/video/rifat-bali-dogru-acida/56425

http://video.haberturk.com/haber/video/rifat-bali-dogru-acida/56426

http://video.haberturk.com/haber/video/rifat-bali-dogru-acida/56427

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın