Gelibolu tarihini arıyor

Bir zamanlar kalabalık bir Yahudi nüfusuna ev sahipliği yapmış olan Gelibolu’nun, yıkılmaya yüz tutan sinagogu ilgi bekliyor.

Serdar Azak

 

Osmanlının Avrupa’da ilk ayak bastığı yer olan, tarihte büyük bir öneme sahip olan Gelibolu aynı zamanda büyük bir Yahudi nüfusuna da ev sahipliği yapmıştı. 1970’li yıllara kadar Yahudilerin yaşadığı Gelibolu’da maalesef günümüzde hiç Yahudi yaşamıyor.

Yazıcızade Mahallesi, Havra Sokak’ta 215 ada ve 14 parselde 337 metrekare arsa üzerinde bulunan ve günümüzde harabe halinde bulunan Gelibolu Havrasının yapım tarihi bilinmiyor. Havra tapuda Avram Allavi oğlu Semoil Bohor adına kayıtlı olmakla birlikte bu kişileri Gelibolu Yahudi Cemaatinden hayatta olan yaşlılar bile tanımıyor.

Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından dini ve kültürel yapı olarak tescil edilen gayrimenkulün tehlike arz etmesi nedeniyle restorasyon projesinin hazırlanması istendi. Çanakkale Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu da hazırlanacak rölöve ve restorasyon projelerinin acilen iletilmesine, can ve mal güvenliği açısından ilgili kurumlar tarafından gerekli önlemlerin alınmasına karar verdi.

SON GELİŞMELER

Söz konusu havra hem Gelibolu’nun hem de Türkiye’nin bir değeri, kültürel mirasıdır. Bu tarihi ve kutsal yapının tamamen kaybolmadan müze veya kültür merkezi olarak kullanılması amacıyla restore edilmesi ve bu şekilde ülkemize kazandırılması için geçen yılın mart ayında Kültür ve Turizm Bakanlığına başvuruda bulundum. Başvurumda sahipleri kayıp olduğu için havranın Hazine’ye intikalini de talep ettim.

Kültür Bakanlığı yeterli ödeneği olmadığı için havranın Hazine’ye intikalini yapamadı. Kişisel takibim sonucunda Gelibolu Mal Müdürü konuyu Ocak 2017’de yargıya iletti. Hazine avukatı mahkemeye başvurarak sahibi kayıp olduğundan havranın devredilmesi için gerekli davayı açtı ve yargı süreci başladı. Bu aşamada, henüz bu yılın ocak ayında açılan ve 6-10 ay sürecek havranın Hazine’ye intikali davasının sonuçlanması bekleniyor.

Bu dava bitince de Kültür Bakanlığına tekrar başvurmayı planlıyorum. Devlet tarafından restore edilen Edirne ve Bergama Sinagoglarını da örnek gösterip, Gelibolu Havrasının restore edilmesini talep edeceğim.

Bu dava süresince de Gelibolu Havrasının restorasyon projesi çizimine sponsor olacak ve tadilat projesini bedelsiz çizecek bir mimarlık firması konusunda araştırma yapacağım. Bu yaptıklarım Nasreddin Hoca’nın göle yoğurt mayası çalmasına benzetilebilir ancak Hoca’nın torunları olduğumuza göre ben de “Ya tutarsa” diyorum, ya tutarsa...

GELİBOLU HAVRASIYLA İLGİLİ ANILAR

Cahide Erkıvanç: Gelibolu Havrası çocukluk ve gençlik yıllarımda çok sevdiğim Yahudi büyüklerimin nikâh törenlerine, yaşıtım olan Yahudi arkadaşlarım Lizet Kara, Ester Saygı ve Palomba ile ibadetlerinde yanlarında gittiğim ve çok gizemli bulduğum bir yerdi. İbadet sırasında giyilen tertemiz giysiler, hep bir ağızdan okunan dualar, “amen” sesleri beni büyülerdi. Çocukluk işte… Hele açılan dolabın içindeki gümüşlere bayılırdım. O zamanlarda ne anlama geldiğini bilmeden duyduğum bir hayranlıktı…

Hele nikâh törenleri vazgeçilmezimizdi. Birçok ailenin nikâhlarını görmüşümdür. Karşı komşumuz Salamon Ağabey’in kız kardeşi Ester’in nikâhı aklımdan hiç çıkmaz. Şimdi havranın önünden geçerken yıkılmış olmasını görmek beni gerçekten çok üzüyor. Orası başlı başına bir değer, Gelibolu’muzun kültürel mirasıdır. Tadilatı yapılırsa hepimiz çok sevineceğiz, çocukluk anılarımız canlanacak.

Pepo Uygun: Sukot Bayramında havrada sekiz gün boyunca suka yapılır; yemekler her gün orada yenirdi. Sukot’ta havranın bahçesinde verilen ekmek, kaşar ve salkım üzümü çok iyi hatırlıyorum.

Kendi düğünüm başta olmak üzere havrada yapılan düğünler, bayramlar, dualar ve cenaze törenleri; hepsi dün gibi gözümün önünde. Gelibolu’da çok güzel günler, çok güzel dostluklar yaşadık, Gelibolu’nun yeri gönlümde hep özeldir.

Korin Saygı Levi - Sara Kara: Sukot Bayramında Gelibolu’da havranın bahçesinde büyük bir çadır kurulur, içi kadife altın sırmalı kumaşlarla süslenir, ortasına uzun masalar ve banklar konurdu. Çadırın üstü de ağaç dallarıyla kapatılırdı. Babam da çadırı kurmak için yardım ederdi. Erkekler sekiz gün aralıksız havraya gider, bahçede kurulan o çadırın içinde yemek yerlerdi.

Bizim unutamadığımız çok özel anlar ise, kadınların ve çocukların da havraya gittiği bayramın son günleriydi. Eşim David Kara’nın amcaları Mayir Kara ve Nesim Kara marketlerinden kaşar peyniri ve ekmek getirirlerdi. Ekmek arasına biraz kaşar peyniri koyup bir salkım üzüm eşliğinde cemaate verilirdi. Sandık sandık üzümlerin gelişi hâlâ gözümün önünde.

Kipur’la ilgili anılarımız da aklımızda. Kipur’da erkekler, çocuklar hep beraber havraya giderdik. Çocukların canları sıkılmasın diye annem kadınların başörtülerinden bebek salıncağı yapar, oyalanmamız için bize verirdi.

Leon Samarel: Havrada bir gençlik korosu olduğunu hatırlıyorum. Çocuk ve gençlerden oluşan bu koro hahamın öğrettiği şarkıları söylerlerdi.

Lizet Nahman: Pesah Bayramı öncesinde annem ve babaannem ile beraber önce evimizde bayram temizliği yapar, sonrasında cemaatin kadınlarıyla beraber havraya gidip yerleri, camları, lambaları ve tüm havrayı temizlerdik.

Nisim Baran: Bazı bayramlarda, düğün ve nikâhlarda o zamanın belediye başkanları ile Yahudi olmayan dostlar da havraya davet edilirlerdi. Belirli günlerde ise Haham Magriso tarafından gençlere İbranice ve din dersleri verilirdi ki ben çocukken bu derslere 14 -16 arkadaşım ile katıldığımı net olarak hatırlıyorum.

Yaramaz bir çocuktum; havraya her gittiğimde arkadaşlarımla çok konuştuğum için havra görevlisi olan babam Menahem Baran zaman zaman beni cezalandırırdı.

Cemaatimizden birisi öldüğünde cenazesi havraya getirilir, orada yapılması gerekenler yapılır, dua edilir sonrasında Yahudi mezarlığına götürülürdü. Babam Mahahem, David Kara’nın babası Avram Kara ve Sara Kara’nın babası Pepo Uygun son göçlerden önce havrada cenaze işlemlerini yapan son kişilerdi.

Hayim Keynan: Normal günlerde havranın sadece alt katı kullanılırdı. Cemaatin kalabalık geldiği düğün törenleri ve bayramlarda ise üst kat da kullanılırdı. Havrada çocuklar korosunda yer almıştın, törenlerde bu koroyla şarkılar söyledik. Havraya gittiğim dönemlerde hahamın ismi Magriso’ydu ve törenlerde dönemin cumhurbaşkanı, başbakanı ve Gelibolu belediye başkanına dualar edilirdi.

Havranın alt katındaki bir odada şarap yapıldığını ve bu havradaki törenlerde kullanıldığını hatırlıyorum.

Kipur’dan bir ay evvel, her gün sabaha karşı erkekler havraya gider, dualar ederlerdi. Cemaati uyandırmak için bir görevli cemaatin evlerinin önünden geçer, insanları uyandırırdı.

Havanın soğuk olduğu kış aylarında, havraya geldiğimizde salonun ortasında kocaman bir odun sobası yanardı; cemaate sıcak çay yapılırdı. O çay bizi bir uyandırırdı ki anlatamam. Dualar bitince hep beraber limana gider, balıkçılardan taze balık alır, evimize dönerdik.

Havrada, cumartesi akşamları dualar yapılır, pazar sabahları ise çocuklara din dersleri verilirdi.

Koray Gelir: 1984’te Gelibolu’da havranın karşısında oturmaya başladık. Son yıllarda ben taşındım ancak ailem orada oturmaya devam ediyor.

Çocukken havraya girer, oyun oynardık; eski bir kasası vardı, içinden bir sürü bayrak kağıt çıkmıştı.

Girişte sağ taraf karanlıktı, ahşap raflar ve dolaplarda birçok kitap vardı. Sol taraf biraz daha büyüktü, o odada kuyu vardı. Üst kattaki tahta sıralar ve kürsü hâlâ aklımda. Havranın bahçesindeki çitlembik ağacından az çitlembik yememiştik. Bugün bile havranın içinin krokisini ezbere çizebilirim. Yukarıya çıkan merdiven, arka bahçeye açılan kapı gözümün önünde… İnanır mısınız, o bakımsız bahçedeki hayırsız ağaçlarını bile özledim. Bahçeye girip o ağacın dallarını ok yapmak için toplardık. 

Keşke havranın fotoğrafını çekseydim, keşke havra yıkılmasaydı ve keşke yılların acımasızlığına meydan okusaydı; yazık oldu…

İzak Şirin: Eşim İda ile 1969 yılında Gelibolu’da evlendim. Düğünümüz Gelibolu Havrasında yapılan en son düğün oldu. O tarihte Gelibolu’da haham olmadığından, düğün için İstanbul’dan haham gelmişti. Oğlum Binyamin de Gelibolu’da doğdu. Onun sünneti için de haham yine İstanbul’dan gelmişti.

Havranın içini iyi hatırlıyorum; alt katta solda bir oda vardı. Bu odada her Pesah öncesi hamursuz dağıtılırdı. Sukot’taki suka da gözümün önünde. Kipur öncesi selihot’ta havraya giderdik; dua sonrası hep birlikte balıkhane kahvelerinde gün doğarken çay içerdik. Oradaki arkadaşlığı, dostluğu, sohbetlerimizi hayatımın sonuna kadar unutmam mümkün değil. Ah Gelibolu ah!!

Babam Binyamin Gelibolu’da vefat etti, Gelibolu Yahudi Mezarlığında yatıyor. Her sene olmasa da iki senede bir babamın mezarını ziyaret için Gelibolu’ya gidiyorum. İçine bile girilemeyen Gelibolu Yahudi Mezarlığını temizletenlere teşekkürler.

Salamon Sıvacı: Havra 1970’li yılların sonunda yandığında içeride bulunan Sefer Toraları kurtardık; eşim Rozet Sıvacı ile beraber evimizde muhafaza ettik. Sonrasında da bu kitapları İstanbul’daki cemaate gönderdik. Eşim Rozet, Sefer Toralar bizim evdeyken geceleri dua sesleri duyduğunu söylerdi. Oğlum Rahamin, 1965 Gelibolu doğumlu, bar-mitzvasını da Gelibolu Havrasında yaptık.

David Kara: 1953 Gelibolu doğumluyum. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Gelibolu’nda okudum. 1971 yılında Gelibolu Lisesinden mezun oldum.

Gelibolu’da çocukken arkadaşlarımın büyük çoğunluğu Müslüman’dı; bir arada büyüdük. O dönemlerden bazı arkadaşlarımla hala iletişim halindeyim.

Yahudi arkadaşlarla genellikle bayramlarda havrada buluşur, sadece bayram kutlamaz, bol bol sohbet eder, gülerdik. Havrada aynı yaşta üç ahbap çavuştuk: Nesim Baran, Yusuf Abravanel ve ben. Yerlerimiz belliydi. Dualar sırasında konuşmamız, gülmemiz yüzünden havra görevlisi olan Nesim’in babası Mehahem bizi ayırıp değişik yerlere oturttururdu. Fakat ayrılanlar biz değilmişiz gibi uzaktan işaretleşmeye ve gülmeye devam ederdik.

Gelibolu Havrasında hatırladığım güzel vakitlerden biri de Selihot dualarıydı. Sabahları saat üçte uyanıp havraya günahlarımızın affı için dua etmeye giderdik. Biz üç ahbap çavuşlar, dualar bittikten sonra balıkhanedeki kahvehanelere çay içmeye gider, deniz kenarında sabahın ve denizin güzel kokularını derin nefeslerle teneffüs ederdik. Bazen de iskeleden zargana balığı avlardık. Havradaki dua sonrası geçirilen bu sabah vakitleri çok neşeli olurdu. Bu gençlik dönemi çok çabuk geçen ve tadına doyamadığım bir dönem olarak hatıralarımda kaldı.

Liseden mezun olduktan sonra İsrail’e taşındım; halen de İsrail’de yaşıyorum. Ancak doğup, büyüdüğüm, gençlik dönemlerimde çok güzel dostluklar edindiğim, aile büyüklerinin yattığı Gelibolu’yu, oradaki dostlarımı çok özlüyorum ve bulduğum her fırsatta Gelibolu’ya gidip hasret gideriyorum.

 

İda Derici: Bayramda havranın bahçesinde suka yapılırdı. Merdivenlerden çıkınca solda bayanlar için sıralar vardı; önünde kafesli ahşap bir hazerandan duaları izler ve dinlerdik. Teva ortadaydı ve Sefer Toralar da arkasındaydı.

Marco Ben Altabib: Bar-mitzva törenim II. Dünya Savaşı yıllarına denk geldiği için havrada yapılamadı. Çünkü o dönemde havra bir karargâh olarak kullanılıyordu. Bu nedenle bar-mitzvam havra yerine bir evde gerçekleşti.

 

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın