Göz bağlarımızdan kurtulmak yeterli mi?

Berk YÜKSEL

 

‘Aydın’, kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli, münevver, entelektüel kimse diye tanımlanır...

‘Entelektüel’ kelimesinin kökeni ise Latince ‘intellectus’ yani anlamak sözcüğüne dayanır.

Soru soran, analitik dü şünme yetisine sahip, akıl yoran, sorgulayan; bilgi ve birikimi olan düşünür kimse...

Peki, ‘bilge’ kime denir?

Kısaca, bilgili, iyi ahlaklı, olgun ve örnek kimse, yani bilgiden bilgelik çıkarabilmiş, eylemi ve söylemi tutarlı sadece sözde kalmayan bir duruş söz konusu değil mi?

“Felsefe yapma!” denilen topraklarda soru sormak önemlidir!

Şöyle de düşünebiliriz...

Toplumun içerisinde geniş bir kitle niye, neden, yaşadığını bilmeden, sormadan ve sorgulamadan sıradan hayatlar yaşarken, bu azınlık soran, sorgulayan, soruları ile yolda olan farkında kesimdir.

O zaman bu kesimin bir de yükü oluyor aynı mitolojideki ‘Atlas’ gibi.

Nedir bu?

Sadece kendi için yaşama lüksünü bir yere koyup insan ve insanlık için de bir şeyler yapma kutsal çabasına destek olmak gibi.

Doğru mu?

Peki, bu kısıtlı kitle önüne gelen üç şıklı çoktan seçmeli sınavda hangi şıkkı seçmektedir?

A) Kulağının üzerine yatar, üç maymunu oynar; kendi işine gücüne bakar.

B)  Üstlendiği sorumluluğu bir görev bilinci ile yaşama geçirmek için çabalar ve gerekirse bu yolda kitleleri, güçleri karşısına almaktan çekinmez ve iyi-doğru ve güzelin fikri bir şövalyesi olur.

C) Bilgi ve birikimini şahsi menfaatleri, çıkarları için karanlığın hizmetine sunar. Makam, etiket, paye, para ve delice hırs birleşir ve ruhunu satar. Bilgi istiflemiş ancak bundan bilgelik çıkaramamıştır.

Toplumun göz bağlarını çözmek için ne yapıyoruz?

Günümüz aydını kendi kendine sormalıdır...

Ben gözlerimdeki bağları attım, peki bu yeterli mi?

Şimdi de biz ona soralım...

Sana bu gözlerindeki bağları attıran ortamı, eğitimi diğerlerine de sağlamak için çaba sarf etmen gerekmez mi?

Devir senin gözlerini bağlayan karanlık bağları söküp atmanın yeterli olduğu bir devir değildir.

Toplumun göz bağlarını çözmek gereklidir...

İşte bu, içindeki vicdan azabından kurtulman için yeterlidir...

Sen kendine “ben ne yapabilirim?” diye sormuyorsan zaten çoktan ‘C’ şıkkını seçip kendine ihanet etmişsindir.

Bu tercih yaşarken çürümektir, yavaş yavaş ve acı içinde bir son...

Karnından konuşmak...

Topluma ışık saçmak, oturma odalarında söylenmek ya da sizinle birebir aynı düşünen insanlar ile sürekli aynı şeyleri konuşmak değildir.

Elini taşın altına koymak,

Fikrin ne ise hürce, usulünce açıklamaktır...

Kimsenin fikrine saldırmadan, kırmadan incitmeden de senin neyin yanında; neyin karşısında olduğun bilinebilir.

Devir, karnından konuşmanın bittiği devirdir,

‘İnsan gibi insan’ sorumludur; neden mi sorumludur?

Zamanını nasıl geçirdiğinden...

Neler yaptığından ve neleri görmezden geldiğinden...

Tavırlarından, toplum içerisindeki davranışlarından...

Kısacası attığı her adımdan...

Suskunluğun yükü ağırdır!

Suskunluğun yükü ağır, sonu ise kendine yabancılaşmadır.

Zaman şimdi değil ise, ne zamandır?

Bağlarımızı çözelim, evet... Ama...

Esas iş bundan sonra başlıyor unutmayalım...

Toplumun göz bağlarını çözmeye yardımcı olmuyorsak...

Birer ‘fikri şövalye’ olamıyorsak...

Aydınlığa harç taşımıyorsak...

Karanlık için yakınmak abesle iştigaldir.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın