03 Aralık 2009 Ortadoğu girdabında Obama
ABD seçim kampanyası sırasında tüm rakipleri tarafından tecrübesiz olmakla eleştirilen Obama hızla girdiği Ortadoğu’da kısa zamanda acemiliğinin kurbanı oldu.
Geçenlerde sınırın güney tarafında otlayan inekler kuzeye geçip Baathaiil’den su içmişler. Bunun üzerine Lübnan gazeteleri basmışlar yaygarayı: “Siyonist inekler sularımızdan içiyor!”.
İstanbul’dan arabayla bir buçuk saat.
Ormanlı dağlardan aşağı akan nehirlerin denizle buluştuğu yerde kurulmuş sakin bir köy.
Upuzun kumsalında yürürken Karadeniz’e sırtını verince, üç beş adım atıp kendini nehrin içinde bulduğun enfes bir doğa.
Gazze Operasyonu sırasında sesini çıkarmayan ve seçilmeden önce Kudüs’ün birleşik kalacağına söz veren Obama’nın manevra alanı kısıtlı.
Geçmişime çektiğim kalın duvarlar sanki hiç ölmeyecek gibi gelen Michael Jakson’un ani gelen kara haberiyle bir anda toz olup gitti.
Beynimden boşalan anılar yığınının altında eziliverdim.
5770 yılı her yönü ile sıkıntılı ve üzüntülerle dolu geçti. Ortadoğu’daki olumsuz gelişmelerin yanı sıra cemaat bireyleri olarak da peş peşe gelen zamansız kayıplarla sarsıldık. Moiz Aziz dostumun vefatı bu acı dolu zincirin son halkasıydı. Yahudi yeni yılında dilemek istediğim o denli çok temenni var ki…
Bu ülkede gerçekten bir din savaşı olsaydı, şu an herkes birbirini yerdi. Aslında atı ve Amerika’yı arkasına alan İsrail, Üsküdar’ı çoktan geçmiş? Büyük Arap dünyasının yapamadığını 60 yılda yapmış. Çölde yaşanır bir ülke oluşturmuş. Şimdi de istediği gibi at koşturuyor
http://dyedbird.blogspot.com/2009/02/tel-aviv-de-yasayan-bir-turk-ten.html
Somali'den Meksika'ya, Küba'dan İran'a haftaya damgasını vuranlar...
1950’li yıllar Türk karikatüründe yeni bir dönemin başlangıcı olur. Bu dönemde Türk karikatürcüsü bir yandan yabancı akımları keşfederken, bir yandan da iç siyasete yönelir. İsrail ile ilişkilere bağlı olarak yepyeni bir Yahudi tiplemesi karikatürlerdeki yerini almaya başlar…
Mario Levi’nin ‘İstanbul Bir Masaldı’ adlı romanını 2005 yılında okumuştum. Aradan geçen beş yıldan sonra, İstanbul dışındayken, kültürel zenginlikten söz ederken, çok güzel bir his duyuyorum bu kitabı düşünürken. Romanın anlatıcısıyla o büyük ailenin bir parçası oluyor, azınlık coğrafyasının şehirle ilişkisini en yoğun haliyle yaşıyorum.