Kâbus gibi bir hafta geçirdik Türkiye’de, her an televizyon ekranlarına yansıyan bir ‘son dakika’ haberinde yeni bir gözaltı, yeni bir operasyon şoku yaşadık. Halk şaşkın, yargı rahatsız, TSK tedirgin… Üçlü zirve ise vatandaşı bir ölçüde rahatlattı.
“Bayramlar yüreklerin temizlenme günleridir. Yüreklerin kapısı, penceresi açılır, durağanlaşmış ruh haletleri dışarı atılır, içeri temiz hava doldurulur. Bayramlar hep bir bahanedir”. Bu sözlerin yer aldığı Akdoğan Özkan’ın “Kardeş bayramlar” kitabı Purim bayramını kutlamaya hazırlandığımız bu günlerde bizlere sunulmuş bir Purim hediyesiydi.
106. yaş gününü kutlayan bir hanımefendi düşünün; şakacı, zeki, nükteci, zihni açık ve hep gülümseyen. Bu haftaki yazımda 1903 Prag doğumlu ve bu sıra İngiltere’de yaşamını sürdüren Alice Herz-Sommer’den söz etmek istiyorum. Niye mi? Çünkü fazlasıyla iyimserliğe gereksinimimiz olan bir dönem yaşıyoruz.
Türkiye ile İsrail arasında yaşanan 'Alçak koltuk krizi' birçoğumuzu fazlası ile gerdi; gün boyu medya ve internette dakika dakikasına gelişmeleri izledik. Ben kişisel olarak her türlü yorumu okumaya çalıştım, gerilimin daha fazla tırmanmaması için dua ettim.
Olumsuzlukların ağır bastığı, tüm dünyada karamsar bir havanın kendini oldukça fazla hissettirdiği bir yıl oldu 2009. Oysa ben 2010 yılında kaleme aldığım ilk yazımda her şeye karşın iyimserliğimi korumak istiyorum.
“Yahudi ile tokalaştığında parmaklarını sayacaksın. Eğer almamışsa, parmakların yerinde duruyorsa sorun yok. Ama alabilir de…” Bu sözler “Venedik Taciri” oyununda ölümsüzleştirilen tefeci Shylock’a yöneltilen ifadelerden mi esinlenerek söylendi bilemiyorum… Ama William Shakespeare’in de ömrü boyunca tek bir Yahudi tanımadığı bir gerçek…
Prof. Dr. Silvia B. Fishman, Yahudi kimliğinin yaşanılan ülkenin ulusal kimliği ile dengeli bir şekilde korunabilmesi ve asimilasyonun önlenebilmesi için tek çözümün Yahudi kültürünün eğitim yolu ile gençlere aktarılması olduğunu savunuyor. Işıklar Bayramı’nın taşıdığı mesaj da bu değil mi?
Çağımız demokrasinin yayılma çağıdır. Günümüzde medeniyet, bölge, din ayırımı olmaksızın bu rejimin her coğrafyada varlığını sürdürdüğünü, hatta ekonomik gelişmişlik düzeyinin dahi belirleyici bir unsur olmadığını görüyoruz.
“Kişinin kalbini üç şey iyileştirir; ses, görüntü ve koku. Kişinin maneviyatını üç şey yükseltir; güzel bir ev, güzel bir eş ve güzel eşyalar”. (Talmud, Berahot Risalesi)
Bazı geleneksel duruşları da zorlayan hükümet komşu ve bölge ülkeleri ile ‘sıfır sorun’ stratejisini başarı ile uyguluyor. Peki, diğer ülkelerle dostane ilişkileri geliştirmenin alternatifi İsrail’den uzaklaşmak mı olmalı?
Roş Aşana Bayramı ile Yom Kipur'u yurt dışında geçirdim. Birkaç yıl öncesine kadar uzunca süren bir tatilde ülkemizden tamamen kopar, dönüşünüzde toparlanmak için belli bir zaman gereksinmeniz olurdu. Günümüzde ise bu ne mümkün? Her gün internetten, Türkiye'deki gelişmeleri izliyor, gelen e-postaları okuyoruz.
Geçen hafta gazetemizde ‘Devarim’ kitabı ile ilgili Ester Asa’nın yazısından bir alıntı yapmak istiyorum: “Tora’nın tüm emirlerini eksiksiz ve hatasız olarak uygulama hedefine erişmek elbette kolay değildir. Tanrı, Roş Aşana ve Yom Kipur gibi günleri (…) bu gibi başarısızlıklar nedeniyle vermiştir.”
Gün yok ki dünyanın bir köşesinden katliam veya terör eylemlerinde yaşamını yitiren kurbanların haberleri gelmesin. Irkçı saldırılar, aile içi veya çocuklara karşı şiddet inanılmaz boyutlarda…
Gülme, yan etkisi olmayan yatıştırıcı bir ilaçtır. İsrailli iki ünlü komedyen Dudu Topaz ve Sefi Rivlin’in yaşamlarındaki son trajik gelişmeler beni Yahudi mizahı üzerinde düşünmeye yöneltti.
Yahudi takvimine göre pek çok felâket Av ayının 9. günü gerçekleşir. Bu bir rastlantı mıdır, dinde rastlantılara yer var mı? Değilse algılamamız gereken mesaj nedir? Bu konuda Rav Mendy Chitrik’in de görüşüne başvurmayı doğru buldum.
Şalom’un internet sitesinde her ay bir anket yer alıyor. İlgilenenler arşive girip ilginç bazı sonuçları değerlendirebilirler. Her hafta binlerce kişinin tıkladığı bu sitede gözüme ilişen iki veriden yola çıkarak bazı izlenimlerimi kaleme aldım.
Köşe yazıları genelde günceli yakalamaya çalışır. Ben ise bu hafta ‘Yahudilikte rüyanın yeri nedir?’ gibi yaşantımızın doğal ve belli ölçüde de gizemli bir sürecini farklı bir açıdan irdelemeye çalıştım.
Israrla günlük siyasetten uzak duruyorum. Büyük acıların üzerinden bile siyaset yapılıyorsa, yorum yapmanın hiçbir faydası yok. Gelin size; eski bir siyonistin, intihara kadar giden çok hareketli, çok yönlü ve bir o kadar da çok tartışılan hayatını aktarayım. Dünyayı tanımak, insanı keşfetmekten de geçiyor.
“İran bizi nükleer tesislerini vurmaya zorlayarak tuzağa çekiyor”
Amerikan Merkez Bankası Fed’in 1 numaralı adamı Ben Bernanke, 1929 ekonomik krizini iyi analiz edip önemli dersler çıkarmasıyla ‘Büyük Buhran uzmanı’ olarak biliniyor. Bernanke, kritik hamleleriyle global ekonomik krizin etkilerinin zayıflatılmasında da büyük pay sahibi
Hafta sonunda Diyarbakır’da Diyarbakırspor-Bursaspor karşılaşmasında yaşananlar hiç kuşku yok ki futbol tarihinin kara kaplı kitabında en önemli yeri alacak gibi görünüyor. Benden yaşça büyüklerim bu olayın kat be katını zamanında gördüklerini söyleyebilirler, lakin ben böylesiyle ilk defa karşılaşıyorum.