Gözlem Banner
RSS
Yayın Haftaları X
Bir heykeltıraşın “Barış” çağrısı
Bir heykeltıraşın “Barış” çağrısı
Düşünüyorum da, insan kendini ifade edebildiği kadar özgür… İstediğimiz herşeyi dilediğimizce tanımlayabildiğimizde, sınırlarımızı zorlasak da kendimizi bir adım öne taşıyoruz. Kişiden kişiye değişiyor bu özgürlük. Biri yazarak tanımlıyor kendini ve yazdığı sürece özgür... Biri müzikle uğraşırken notalarında… Bir diğeri çizimlerinde, resmettiği sürece ve bir başkası yaptığı heykellerde, yarattığı sürece…

Sevgili heykeltıraş Sibel Horada da özgürlüğünü öznelliği ve geniş vizyonuyla heykellerinde tanımlıyor. Özgürlüğünün müthiş ifadesi ona beraberinde büyük bir başarıyı getirdi.

HSBC’nin açtığı, teması “Barış ve Dostluk” olan heykel yarışmasında büyük ödül Sibel Horada’nın oldu. Metal boru malzemeden yapılmış, boşlukta kıvrılarak dolaşan ve 5,5 m yüksekliğe ulaşan kırmızı bir hat görünümündeki heykeli, değişik açılardan bakıldığında farklı formlar sergiliyor ve bir noktadan stilize bir barış güvercini olarak algılanıyor. Sanatın güzelliğini yaşatmayı amaçlayan yarışmada birinci seçilen eseri, HSBC Esentepe Binası’nın da önüne yerleştirildi. Bu adresten geçtiyseniz sizin de dikkatinizi çekmiştir… Ya da size tavsiyem mutlaka bir gün yolunuzu Esentepe’ye doğru değiştirin…

Seni hiç tanımayanlar için kısaca kendinden bahseder misin?

1980 yılında İstanbul’da doğdum. Sanata ve bilime eşit ölçüde meraklı bir çocuktum. Robert Kolej sonrası, üniversitede ikisini de yapabilecek imkanım olacağı için ABD’deki Brown Üniversitesine devam ettim. Bir süre New York’ta bir stop motion animasyon prodüksiyonundaki  karakterleri tasarladım. 2003 yılının sonlarına doğru da doğduğum şehre geri döndüm.

Niçin geri döndün?

İstanbul aşkından. Yaşadığım şehrin aslen dev bir labirent olması, her an kaybolma ve yeni bir şey keşfetme ihtimali Harikalar Diyarındaymışım hissi veriyor bana.

Sanat alanına yönelmeye nasıl karar verdin?

 

12-13 yaşlarındayken sırf “aklıma estiği” için bir heykel yapmaya karar vermiştim. Bir torba seramik çamuru, heykel yapımını anlatan bir kitaptan öğrenerek hazırlattığım (son derece şık) bir ahşap konstrüksyon ve evdeki çatal bıçak takımlarından seçtiğim “aletler” ile odamdaki çalışma masamın üzerinde kendi büstümü yaptım. Döküm yapmayı bilmiyordum tabii.

Bu yüzden zamanla topuzu, burnu ve kulakları düşecek olan bu büst, eve gelen bir misafir tarafından fark edilince, heykeltıraş İrfan Korkmazlar’la tanıştırıldım. O günden sonra da İrfan Hoca’nın atölyesinden çıkmaz oldum.

Bu alanda kendini geliştirmek için neler yaptın/yapıyorsun?

Kendimi bu alanda geliştirmek için farklı alanlarda geliştirip, farklı yönden gelebilecek rüzgarlara açık duruyorum. Yeni bir şey öğrenmeye heves etmişsem, o alanda tatmin olana kadar çalışıyorum. Bol bol geziyorum ve ilgimi çeken şeyleri avladığım bir hazine oyunu gibi fotoğraf çekiyorum. Bir de, tatmin olmadığım şeylerin üzerine giderek besliyorum kendimi. Örneğin alyans seçmem gerektiğinde, piyasada bulabildiklerimden o kadar hoşlanmadım ki, evvelce takı yapımına pek ilgi duymazken kendimi Kapalıçarşının en önemli ustalarından birinin yanında, işin püf noktalarını kapmaya çalışırken buldum.

Geçtiğimiz sene HSBC’nin heykel yarışmasını kazandın, yarışmaya katılmaya nasıl karar verdin? Bu fikri oluştururken nelerden ilham aldın?

Yarışmanın açıldığını ilk duyduğumda düşünmeye başladım, fakat katılma kararını ancak fikir kafamda belirdikten sonra verdim. Bildiğimiz anlamda bir barış anıtı yapmak istemiyordum, çünkü böyle bir anıt, barışa duyulan özleme işaret eder aslında. Sosyo-kültürel çatlakların terör ve savaşla her geçen gün daha da derinleştiğini hissettiğim bir dönemde, resmin her açıdan farklı algılandığını ve çözümsüz gibi görünen bir olgunun başka bir şekilde ele alındığında, çözümün de kendiliğinden belirginleşebileceğini göstermeyi tercih ettim.

İlham kaynaklarım arasında bir metro istasyonunda gördüğüm yeşil trabzan, sıra sıra dikilmiş ağaçların yanından arabayla geçerken birbiri ardına oluşup kaybolan koridorlar ve aynı oyuncu hislerle sevdiğim Akdeniz heykeli, Holbein’in Ambassadors resmindeki kafatası var. Bunların her birinde izleyicinin zihninde bir oyun tetikleyen, ya da izleyiciyi fiziksel olarak hareket etmeye çağıran bir taraf var. Holbein’in kafatasında olduğu gibi, bu heykelde de izleyicinin pozisyonu, işin algılanışını belirliyor. İzleyici, bu heykelin her önünden geçtiğinde barış imgesini yeniden inşa ediyor. Yani heykelin aktif bir parçası. Bu da, barışı oluşturmak için bireylerin aktif katılımının gerekliliğine denk düşüyor. Çünkü barış, bölünme ve dağılma eğiliminde olan bir dünyanın doğal hali değil. Barışı oluşturmak için çaba sarf etmemiz, hatta savaş için harcadığımız enerjiden belki daha da fazlasını kullanmamız gerekiyor.

Çok gurur verici olsa gerek, tekrar benzeri girişimlerde bulunmayı planlıyor musun?

Tabii ki. Eserin insan ile ilişkisi üzerine kafa yormaktan, işlerimi bunun üzerine kurgulamaktan hoşlandığım için kent ölçeğinde çalışmaktan çok keyif aldım. Bu tarz çalışmalar yapmak için her fırsatı değerlendirmeye kararlıyım.

Çok renkli ve alternatif deneyimlere açık bir kişiliğin olduğunu düşünüyorum, bir hayalini bizimle paylaşır mısın?

Kendi evimi inşa etmek isterim. Burayı Kapadokya misali odaların odalara açıldığı ve yaşam fonksiyonlarının mimariye entegre edildiği, dışı sarmaşık kaplı, bolca yuvarlak camlı ve yeşillikler içinde bir yer olarak hayal ediyorum.

 

Yazar Mirel ÇİÇEKLİ
Yazdır Yazdır
Yazdırma Önizleme X Yazdir
Yazdırma işlemini başlatmak için YAZDIR 'a tıklayın.
Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder
Arkadaşlarıma Gönder X
turksin
Abone Formu X
İletişim Formu X
Abone Bize Ulaşın Reklam İnsan Kaynakları Tüm Hakları Saklıdır. Şalom Gazetesi 2008