Sizi tanıyabilir miyiz?
Öncelikle Şalom gazetesine gösterdiği ilgiden dolayı teşekkür ederim. İstanbul’a gelişim daha çok yeni. İki ay kadar önce Özel Gaziosmanpaşa Hastane’sinde Organ Nakli Ünitesi kurmak ve uygulamasını başlatmak için görev aldım. Yirmi yıla yakın süredir organ nakli ve genel cerrahi konularında çalışmalarımı sürdürmekteyim. Eğitim ve uzmanlığımı Ege Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra, Yale Üniversitesi Hastanesi’nde 1,5 yıl araştırma görevlisi olarak çalıştım. Sonraki yıllarda Harvard Üniversitesine bağlı Brigham Hastanesinde çalıştım. Daha sonra İzmir’de Tepecik Hastanesinde organ nakli bölümünü kurmakla görevlendirildim. 14 yıl o bölümün sorumlu hekimi olarak çalıştım. Genel cerrahi ameliyatları dışında başta böbrek nakli olmak üzere altı yüze yakın organ nakli ameliyatı gerçekleştirdim. Çalışmalarıma bundan böyle İstanbul’da devam edeceğim.
Birkaç yıl önce gazetemizde Türkiye’de ilk defa ince barsak nakli gerçekleştirmeniz dolayısıyla Başbakan Tayyip Erdoğan’dan ödül aldığınızı haber yapmıştık. Tıp alanında başka ödülleriniz var mı?
2004 yılında Türkiye’deki ilk ince barsak naklini gerçekleştirdim. Bu nedenle başbakandan ödül aldım. Şu an için Türkiye’de ince barsak nakli yapan tek ekip biziz. Yine şeker hastalığının tedavisi için pankreas nakli yapan birkaç ekipten biriyiz. Bunun dışında 1994 yılında TÜBİTAK, 1997 yılında SSK Genel Müdürlüğü’nden Teşekkür Belgesi, Böbrek ve Diyaliz Hastaları Derneği Başarı Ödülü, 1998 yılında İzmir’de Tabip Odası’nca “Yılın Başarılı Hekimi” ödülüne layık görüldüm. 2002 yılında ise Türkiye Ulusal Organ Nakli Kongresi’nde başarılı araştırıcısı seçildim.
Türkiye’deki organ naklinin durumu nedir?
Kalite yönünden gelişmiş ülkeler düzeyinde olmasına karşın, maalesef sayıca istenilen seviyenin çok altında. Organ bulamadıkları için ülkemizde yılda 7 bin kişi ölmekte. Ülkemizde 40 bin kadar organ yetmezlikli hasta mevcut. Bunların büyük çoğunluğu böbrek yetmezlikli olup, yaşamlarını diyaliz ünitelerinde geçirmektedirler. Bunlar yine şanslı insanlar, karaciğer ve kalp bekleyenlerin başka şansları da yok. Organ bulamazlar ise birkaç yıl içinde ölecekler. Böbrek hastalarında ise durum daha iyi olmakla birlikte, yıllık ölüm oranı %16, yani diyalize giren 100 hastadan 16’sı 1 yıl içinde ölmekte. Uzun sürede sonuçları daha korkutucu; diyalizde kalan hastaların 5 yıl sonra hayatta kalma oranı % 35, 10 yıl sonra ise %11. Bu hastalar organ nakli şansı yakalarlar ise 5 yıl sonra yaşama oranı % 90’a, 10 yıl sonra ise % 72’ye yükselecek. Ülkemizde aile bağları kuvvetli olduğu için, akrabalar arası nakil yapılıyor. Ancak amaç; ölen insanlardan organ bağışı sonrası bu insanlara yaşam kazandırmak olmalı. Ülkemiz, maalesef bu konularda çok geri. Organ bağışı, batı ülkelerine göre 10 kat daha az. Trafik kazalarına bağlı ölümlerin çok olduğu ülkemizde yıllık organ bağışı sadece 160 dolayında, halbuki batı standartlarına göre bu sayı 1700 olmalı.
Organ bağışının az olmasının sebepleri nelerdir?
Kanımca en önemli sorun organizasyon eksikliği. Yeterli yoğun bakım yatakları eksikliği ile hekimlerin bu konudaki bilgisizliği ve çekimserliği. Beyin ölümü gelişen hasta, artık bir daha geri dönmeyecektir. Hekimlerin bu konuyu ailelere söylemeye çekinmeleri veya beyin ölümü tanısı koymalarındaki çekinceleri, bu konudaki en önemli engel. Beyin ölümü, yapılacak tıbbi testlerle objektif olarak ortaya konabilir. Bunun için gerekli teknoloji, ülkemizde mevcut. Diğer bir engel de bağışta bulunacak ölüm döşeğindeki kişilerin yaşadıkları çekinceler. Beyin ölümü olmadan organlar alınır mı, işlem yapılırken cenazem parçalanır mı korkusu. Beyin ölümü tanısı organ nakli ekibi dışında 4 uzmanın defalarca çok hassas testler sonucu vardıkları bir karar. Hiçbir hekimin organ nakli için hastasının ölümüne göz yummayacağı gibi, organ nakli hekimleri beyin ölümü gerçekleşinceye kadar bu hastalardan haberdar bile olmamaktadırlar. Ayrıca, organların başka insanlarda kullanılabilmesi için bu hastaya çok iyi bakılması gerekiyor. Parçalanır mı korkusuna gelince; bu kişiler bizim için kutsal varlıklar. Canlı insanlara gösterdiğimiz özenden fazlasını onlar için göstermekteyiz. Yani bir parçalanma olmamakta, hatta kaza sonucu ölen insanları otopsiden kurtarmaktadır.
Organ naklini artırmak için ne gibi çabalarınız var?
Akrabalardan yapılan canlı böbrek naklini artırmak için Türkiye’ye getirdiğimiz birçok ilkler var. Zaten kongredeki “başarılı araştırıcı” ödülüne bu yeniliklerden biri dolayısıyla layık görüldüm. Bu yenilik halk arasında kapalı yöntem denen laparoskopik yöntemle böbreği çıkartma yöntemini kullanmamız idi. Bu yöntem böbreğini sevdiği birine fedakarca veren kişi için önemli. Çünkü önemli bir yara açılmadan, çok küçük bir kesi ile böbrek alınmakta ve veren kişi çok çabuk ve ağrısız günlük yaşamına dönmektedir. Diğer yeniliklerimizden bir diğeri “çapraz böbrek nakli” diye nitelendirdiğimiz bir yöntem. Yasalar gereği canlıdan organ nakli, akrabalar arasında olmalı. Ancak kan uyuşmazlığı nedeniyle akrabası olmasına karşın, o kişiden böbrek alması mümkün olmayan 2 çift olduğunu varsaydığımızda yapılacak iş vericilerin yerlerini değiştirerek her iki hastaya da nakil yapma şansı tanımak.
Organ nakli dışındaki tıbbi aktiviteleriniz nelerdir?
20 yıldır genel cerrahi uzmanı olarak çalışmaktayım. Organ nakli benim çok önem verdiğim bir bölüm olmasına karşın, günlük tıbbi aktivitemiz az bir kısmını oluşturmaktadır. Büyük bir kısmını kalın barsak kanseri veya ülseratif kolit gibi kalın barsak hastalıklarının ya da hemoroid gibi anal bölge hastalıklarının cerrahi tedavisi almaktadır.
Bu hastalıklarda oldukça deneyim sahibi bir cerrahım. Bu konularda yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayınlanmış yüze yakın yayınım mevcut.