29 Mayıs 2020 Cuma 13:30

Yasak aktiviteleri…

Joelle PİNTO Köşe Yazısı
20 Mayıs 2020 Çarşamba

Bu haftaki yazıma başlarken hayatımızın iki aydır odak noktası olan meşhur virüs hakkında yazmamaya ve artık kendi ismimizden çok işittiğimiz ‘K’ kelimesini telaffuz bile etmemeye, biraz daha neşeli konular hakkında yazmaya kendi kendime söz verdim. Öncelikle yazımın ‘Yasak aktiviteleri’ adlı başlığını açıklığa kavuşturayım. Yasak aktiviteleri, yasak veya yasaklı aktiviteler demek değil. Haftalardır her hafta sonu yaşadığımız sokağa çıkma yasakları olan günler yapabileceğimiz aktiviteler anlamına geliyor.  

***

Bir tarafta yerli ve yabancı basında tekrar tekrar okuduğumuz akla gelen uğraşılar var; evinizi düzenlemek, değişik yemekler pişirmeyi denemek, kitap okumak, yeni bir lisan öğrenmek, evde spor yapmak, kendimize cilt ve saç bakımları yapmak gibi… İki aya yakın evde kalmış, haftalarca kendini ve çevresindekileri korumak için ailesiyle bile görüşmemiş, son iki - üç haftadır ise sadece çok emin olduğu birkaç kişiyle sosyal mesafeli olarak görüşen biri olarak, bu aktiviteleri zaten herkes gibi denedim. Karantinadayken kütüphanemdeki bütün kitapları okuyacağımı zannetmiş ve sonrasında “eski normalimde” çok daha fazla kitap okuyabildiğimi anlamıştım. Yine karantinanın ilk günlerinde yemek pişirme konusunda kendimi çok geliştirmiş, YouTube’dan yeni yemek tarifleri denemiş, ancak haftalar geçtikçe yedi günün her öğünü yemek hazırlamaktan yorulmuş, içimden bir Master Chef çıkmayacağını anlamıştım. Önerilen ev, kıyafet ve dolap düzenleme aktiviteleri ise sürekli kafamda ertelenmiş, yerini dezenfekte etme ve temizleme aktiviteleri almıştı. Evde spor fikri ise zaten yemek, çalışmak, okumak, yazmak, temizlemek, uyumak, uyanmak ve akla gelen her şeyi iki aydır evden yapan bana çok uymadı.  Hayat eve sığsa da, benim için spor eve sığmadı. Ben yine maskemle, etrafta insan olmadığı saatlerde site içi yürüyüşlerime (sokağa çıkma yasağı olan günler hariç) devam ettim.

***

Sokağa çıkma yasakları süresince en sevdiğim aktivitelerden biri ise Houseparty, yani sanal ev partisi uygulamasında arkadaşlarımla görüntülü konuşmak oldu. Yaklaşık iki yıl önce yükleyip, o yıllarda belki toplam iki - üç kere kullandığım bu uygulama, karantina ve sokağa çıkma yasaklarına kadar benim için cep telefonumda kırmızı bir kare fon üzerinde olan bir el sallama emoji’sinden ibaretti. Ancak tüm dünyanın kendini karantinaya almasından itibaren, son iki ayda dünyada en çok kullanılan uygulama haline geldi. Şirket toplam kullanıcı sayısını basına açıklamamasına rağmen, nisan ortalarında son bir ayda 50 milyon kullanıcının uygulamaya bağlandığını söyledi. Houseparty’i dünyada bu kadar popüler yapan faktörlerden birinin toplam sekiz kişiye kadar konuşabilme olanağı olduğunu tahmin ediyorum.  Diğer videolu konuşmalarından farkı da o sanal evde ayrıca şıklı bilgi yarışması ve çiziktirme benzeri oyunların oynanabilmesi. Benim sevme sebeplerimden en önemlisi ise, benim gibi bir nevi psikolojik jet lag yaşayan birinin, her saatte konuşabileceği arkadaşlarının olduğunu anlaması. Uykusuzluk probleminde yalnız olmadığımı görmek ve sevdiklerimin bir tık ile yüzünü görebilmek, evde kalmak zorunda olduğumuz bugünlerde insana sanki gizli bir huzur veriyor…

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR