Paylaşma Keyfi

Bir söyleşide, niçin yazdığımla ilgili bir soruyu, paylaşmaktan keyif aldığımı söyleyerek yanıtlamıştım. Gerçi bu sözü, yazı ve konuşmalarımda birçok kez kullandım; yine de buna biraz daha açıklık getirerek, üstünde durmak istiyorum. Sözün özünü, ayrıntıya girmeden baştan belirteyim:

Yazarak paylaşmayı seviyorum! Düşüncelerimi, duygularımı, izlenimlerimi… Bu sözüme karşı çıkarak, paylaşımlarımın başkalarını ne diye ilgilendireceğini de söyleyebilirsiniz. Bir yönüyle doğrudur; ama bunlar olmasa, bizlere keyif veren, aydınlatan yazın türlerinden olduğu kadar, müzikten, sanattan söz edebilir miydik?

Bu konu, hiç kuşku yok ki ne benimle ne de yazdıklarımla sınırlıdır. Genel bir paylaşma keyfi üstüne söz etmek istiyorum. Şekli, iletişimi, konusu ne olursa olsun… Düşüncelerimiz, maddesel varlıklarımız, mutluluğumuz, özellikle de sevgimiz… Her alanda birbirimizle olan paylaşımlarımızın bizi hayata bağladığını, ona bir anlam kazandırdığını, mutlu olmamızı sağladığını düşünüyorum.

Don Miguel Ruiz, Dört Anlaşma kitabında şöyle diyor:

“Siz bu dünyaya mutlu olmak için geldiniz. Sevmek için, haz almak için, sevginizi paylaşmak için geldiniz. Bunlar sizin yaşam hakkınız. Şu anda yaşıyorsunuz. Bu haklarınızı kullanın ve yaşamdan zevk alın.”

Yaşam hakkından söz ederken, mutlaka başkalarıyla olan ilişkilerimizi de ele almak durumundayız. Bir başımıza olmadığımız sürece, hayattaki her adımımız, diğer insan ya da insanlarla kesişmektedir. Aslanda bu hepimizin en doğal yaklaşımı, hatta gereksinimidir. Her Adem’in bir Havva’ya, her Robenson’un bir Cuma’ya, her yazarın okurlarına gereksinim duyması gibi…

Buna karşın içinde yer aldığımız her paylaşım mutlaka beğenilme, sevilme, takdir edilme isteklerimizi de yansıtır. Aşırı bir beklenti içinde olmadığımız sürece, ne zararı var ki? Aslında bu istek, kendimizi öne çıkarmanın ilk adımı olmasına karşın, herkesi daha çok kucaklamak için de olumlu bir dürtü sayılabilir.

Azra Kohen’in Gör Beni romanındaki şu sözlerini de eklemek istiyorum:

“Acılar paylaşılarak azalır, sevgi paylaşılarak çoğalırdı, hayatın temelinde daima paylaşmak vardı. Cennet ancak paylaşılarak kurulabilecek en güzel yer değil miydi?”

İnsan ilişkilerinin daha sıcak olduğu çocukluk dönemlerini anımsıyorum. Bırakın dijital olanlarını, kablolu telefonların bile daha hayatımıza girmediği o dönemler! Görerek, karşılıklı konuşarak, birbirimize dokunarak paylaşırdık her şeyimizi… Gülüşlerimizi, sevinçlerimizi, gözyaşlarımızı, acılarımızı… Duygularımızı yalnızca kuru sözcüklerle değil, sıcak yaklaşımlarımızla paylaşırdık.

Geçmişle bir kıyaslama yapmayı kesinlikle istemiyorum; ancak teknolojik yeniliklerle birlikte, yalnızca kimi değerlerin aşındığını ya da çağın gelişimine ayak uydurduğunu söylemekle yetinelim.

Paylaşma keyfimizin hiç eksilmemesi dileğiyle…

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın