kanada REklam

Kim kimi eğitiyor

Yıllar önce bir roman okumuştum, adı ‘Nietzsche Ağladığında’. Bu romanda, yazar Irvin Yalom, kurgusal bir ortam yaratarak, Nietzsche ile Dr. Breuer’i konuşma terapisi seansları için bir araya getiriyordu. Normalde bu iki gerçek insanın hayatlarında karşılaşmış olduklarına dair bir kanıt yok. Ancak yazar, bir kurgu yaparak upuzun seanslarda her ikisinin de aslında diğerini ‘düzeltmek’ için orada bulunduğuna inandığı bir ortam yaratmıştı. Ve seanslar derin diyaloglar eşliğinde ikisinin de ortamdan etkileşip beraber evrim geçirmesine yol açıyordu. Konuşma seanslarının sonunda beraber aydınlanıp, beraber kaderlerini kabulleniyorlardı.

Bu yazıda da vermek istediğim düşünce, bir öğretmen - öğrenci ilişkisinde tarafların çok keskin olmadığıdır. Kim öğretiyor, kim öğreniyor…

Bilgiye sahip olduğunu ve eğitmen koltuğunda olduğunu sanan insanlar, kibri bir kenara bırakabilirse, aslında eğitimin aktif bir süreç olduğunu ve kendisinin de bu deneyimden evrileceğini tahmin edebilir.

Örneğin Zen bilgeleri öğretmenlik taslamaz. Bilgeliğe yol alan insanların arasında sadece bir araç olmaya çalışır. Bir makinede her küçük parçanın bir rolü olması gibi, bilge de sadece bütünü meydana getiren bir parça olduğunu bilir. Özellikle Zen Budizm’inde fazla öğretecek bir şey yoktur, içerik azdır, bu yüzden kişinin tek başına ilerlemesi zordur. Doktrin yoktur, stil ve inanç yoktur. Sadece bir süreç vardır. Tarife açık durum azdır. Neden o halde tapınaklar, ritüeller ve ikonlar vardır? Bilgeler bunların bir başlangıç olmasını ister. Onlara göre bütün ikonlar yıkılmak için var edilir. Bir sürecin aşamalarından geçmek için bir çatı, bir biçim yaratmak gerekiyordur. Uzay mekiksiz uzaya gidip gelmek imkânsızdır. Öğretmen de bu tür araçlardan sadece biridir.

Yaşamda da öğretmenlik diye keskin bir kurum yoktur. Her öğretici sadece bir araçtır ve iki taraf da süreçten evrilerek çıkar. Hatta yine Nietzsche’ye dönecek olursak “Bir öğrencinin eğitmenine yapacağı en kötü borç ödeme bir öğrenci olarak kalmasıdır” der. Önemli olan öğretmenin sunduğu çatıyı kullanarak, öğrencinin kendi özgün haline kavuşmasıdır. Biçim, sadece kendi uyanışını arayan öğrencinin yaşaması gereken süreci anlamlı hale getirmeye yarar. Picasso’nun klasik resim sanatını öğrenmesi gibi… Nietzsche büyük hocası Schopenhauer’i onun görüşlerine meydan okuyarak ve kendi benzersiz felsefesini yaratarak onurlandırdı.

Normal yaşamda da algısı açık herkes rolünü üstlenir. Eğitim bir dönüşümdür. Öğretmen sadece makinedeki çarklardan biridir.

Ve öğretmen her zaman doğruyu bilemez, boynuzun kulağı aşması kaçınılmazdır. ‘Good Will Hunting’ diye bir film vardı hatırlarsanız. Hademenin matematik zekâsı, öğretmenin kat kat üzerindeydi ve öğretmen onun gibi düşünebilmek için bile her şeyi feda etmeye razıydı. Öyleyse hayatta da kibri kenara bırakıp öğrenmeye ve şaşırmaya açık olmak gerek…

O yüzden, birilerini düzeltmeye veya aydınlatmaya çalışan bir yaşam koçunun karşısına geçerseniz, unutmayın ki süreç karşılıklı, siz evrilirken, o da sizden aldığı geri bildirimlerle değişecek. Her iki taraf da rolünü iyi benimserse kazanır…

 

 

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın