kanada REklam

Niçin tartışırız?

Bilmem, dikkatinizi çekiyor mu? İzlediğimiz haberlerin büyük bir bölümü, ülkedeki tartışmaları aktarmakla geçiyor. Başta siyasal olmak üzere, kavga ve cinayetle sonuçlanan bireysel her türlü tartışmadan söz ediyorum. Aslında televizyon kanallarında izlediklerimiz, her gün gördüklerimizi, yaşadıklarımızı yansıtmaktadır. Bir başka deyişle, bu gerginliğin hayatımızın her alanında yer aldığını görebiliyoruz. Biliyorum, daha yeni mi farkına vardın diyerek, eleştiri oklarını üstüme savurmak için herkes pusuda bekliyordur. Bu konuyu gündeme getirirken, amacım günlük sorunlardan ya da tartışmalardan söz etmek değil. Bunun nedenlerini, bırakalım da bilim insanları açıklasın. Kendi payıma ben şu sorunun yanıtını merak ediyorum:

-Niçin tartışırız?

Bireysel kavgalardan önce başlattığımız sert söylemlerden değil, yalnızca düşüncelerin çatışmasından söz ediyorum. Her birimiz bununla ilgili birçok neden sıralayabiliriz, ama ben şu düşüncemi ilk sıraya yerleştirebilirim:

Ortaya atılan konunun önemi ve egomuz bir yana, görüşlerimizin doğruluğuna daha çok inandığımız için tartışırız; yoksa emin olduğumuz ya da bildiğimiz için değil!

Şayet elimizde tartıştığımız konunun doğruluğunu gösteren geçerli bir kanıt yoksa, o düşüncenin de körü körüne savunucusu değilsek, o zaman yanlış görüşü savunan taraflardan biri olarak, hatamızı görüp karşı tarafla uzlaşabiliriz. Oysaki biz bir kanıtın peşinde değil, yalnızca inancımız doğrultusunda bir çekişmenin içindeysek, hiçbir zaman aynı konuda bir araya gelemeyiz. Siyaset ve din konularında olduğu gibi… Özellikle inançlarımızla ilgili tartışmalarda genellikle aklımızın değil önyargıların tutsağı oluyoruz. Bu yüzden de bir sonuç alamadan karşımızdakilerle bir gerginliğe neden oluyor, kimi zaman da birbirimizi hırpalamak durumunda kalıyoruz.

Platon, Devlet adlı yapıtında birçok insanın tartışmalara gönüllü olarak ve büyük bir hevesle katıldığını söyler. Tartıştıklarını sanırlar, oysaki yaptıkları yalnızca çekişmedir, hır çıkarmadır der. Tersini söylemek için de karşı görüşlere değil, kullandıkları sözcüklere takılırlar.

Çok uzatmadan, ünlü düşünür Schopenhauer’in bu konudaki sözlerine sığınmak istiyorum:

“İlk karşına çıkanla tartışma. Yalnızca iyi tanıdığın, saçma sapan şeyleri savunamayacak kadar anlama yetisine sahip olduğunu ve utanılacak durumlara düşmeyeceğini bildiğin kişilerle tartış. Otoritenin dikte ettiklerine göre değil, nedenlere, gerçeklere dayanarak tartışmayı bilenlerle; sunulan nedenleri dinleyip dikkate alanlarla ve nihayet gerçeğe değer veren, karşı tarafın ağzından bile olsa iyi nedenleri memnuniyetle dinleyen ve doğruyu karşı taraf söylediğinde, yani kendisi haksız olduğunda da bunu hazmedebilecek kadar adalet duygusuna sahip olanlarla tartış. Demek ki yüz kişi içinde tartışmaya layık bir kişi bile zor çıkar. Geri kalanı ise bırakın ne isterlerse onu konuşsunlar.”

Kısacası…

Hiçbir şey elde edemeyeceğimiz bir tartışmaya girmektense, en iyisi böyle bir ortamdan uzak kalmaktır, diyorum.

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın