kanada REklam

Hiçbir şey için geç değil

Fransız kimyacı Lavoisier’i, mahkeme elli bir yaşında giyotinle ölüme mahkûm ettiğinde, boynunun vurulmasını beklerken kitap okumaktaymış. Cellat, onu giyotine götürmek için yanına geldiğinde Lavoisier, nerede kaldığını unutmamak için kitabın arasına bir ayraç koymuş. Doğrusu ilginç! Bu davranışı bir alışkanlıktan, geleceğe beslediği umuttan, yoksa ölüme inanmamaktan mı kaynaklanıyor, bilemem.

Aslında nedeni hiç önemli değil! Bu bilim insanının davranışından, yaşadığı son âna kadar, daha yapacak işleri olduğunu düşünebiliriz. Özellikle sanat ve bilim alanında çalışanların en büyük kaygıları, çalışma ya da buluşlarını bitiremeden hayata gözlerini yummalarıdır. Oysaki Lavoisier, daha da ileri giderek gözlemini ölüm sonrasında da sürdürmeye çalışmış. Giyotine giderken matematikçi arkadaşı Langrange’ı yanına çağırmış. “Kafam sepete düştüğünde gözlerime dikkatle bak. Eğer iki kere göz kırparsam, insanın kafası kesildikten sonra da, beyin düşünmeyi sürdürmekte demektir.” der.

Ünlü kimyacının kafası sepete düştükten sonra, gülümseyerek iki defa göz kırpmış. Bunun üzerine Langrange şöyle demiş:

“Lavoisier’in öldüğü son saniyede olsun düşüncelerine bir kanıt arayışı, bilimselliğin yüzyıllar sürecek meşalesidir; ama o yobaz kafalar yüzyıllarca karanlıkta sürünecekler, insanlığı da süründürecekler!”

Daniel Klein’in, Filozofun Mutluluk Seyahatnamesi adlı kitabında okudum. Yazar, ünlü Amerikalı şair Henry Wadsworth Longfellow’un “Morituri Salutamus” adlı bir şiirinden söz ediyor. Şiire adını veren bu deyiş, Eski Roma’da, arenaya çıkan gladyatörlerin Sezar’ı toplu selamlarken kullandıkları “Ölmek üzere olanlar seni selamlar” anlamına geliyormuş. Bu uzun şiirin bir bölümü şöyle:

“Ah, geç değil hiçbir şey için / Yorgun yürek atmayı kesene dek!  / Cato, Yunanca öğrendi sekseninde, / Sofokles, Oedipus’u yazdığında ve / Simonides nesri akranlarından kapıp götürdüğünde / Aşmıştı çoktan seksenlerini ikisi de / Ve Theophastrus doksanındaydı başladığında / ‘İnsan Karakterleri’ni yazmaya”

Demek ki hiçbir şey için geç değil!

Aklımızın erdiği, gücümüzün yettiği sürece, yeni bir girişim, farklı bir çalışma için ilk adımı atabiliriz. Bu çabayı ticari veya sanatsal alanda gösterebilir, yeteneklerimize uygun yeni hobiler de geliştirebiliriz. Her yaşın maddesel olanakları, bedensel yetenekleri kuşkusuz farklı olacaktır. Sonuçta yaptığımız işten bir başarı elde edemesek de, denemiş olmanın huzur ve mutluluğunu yadsıyabilir miyiz? İşlerinden emekli olduktan sonra dil öğrenmeye başlayanlardan tutun, resim ve seramik kurslarına katılan tanıdıklarım aklıma geldiğinde, doğrusu onların adına seviniyorum.

Gelelim sözün özüne:

Söylediğimiz türkünün nerede, nasıl ve ne zaman kesileceğini kim bilebilir ki?

Bu yüzden soluk aldığımız sürece, biz türkümüzü söylemeyi sürdürelim!

 

 

 

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın