kanada REklam

Öyle bir geçer zaman ki

Öyle bir geçer ki, şaşırırsınız. İki yazıdır zaman konusuna takıldığımın farkındayım, biliyorum ama elimde değil…

Mevsimden midir, olup bitenlerden midir, hayatın gidişatından mıdır nedir bilmem ama içimden bunun üstünde düşünmek, konuşmak, yazmak geliyor.

Bensiyon Bey’le çok sevdiğimiz ortak bir dostumuzla yemek yedik. Bana torununun fotoğrafını gösterdi. Şahane bir genç kız… Yemyeşil gözleri, moda dergilerinden fırlamış gibi hoş, cazip ve güzel bir havası var. Bu güzel kızın ilk fotoğrafının gördüğümde altı aylıktı. Şimdi genç kız olmuş. Ee, bunun neresi tuhaf, diyorsunuzdur bu satırları okuyunca ama demeyin.

Düşünün bakalım, sizi böyle şaşırdığınız zamanlarınız yok mudur hiç?

Biz o masada oturup yemek yerken Erol’un yüzüne baktım. Erol, aynı Erol… Birazdan Bensiyon Bey yanımıza gelecek, bize olup bitenlerden o bildik, tatlı heyecanıyla, coşkusuyla söz edecek, “Bak, ona Erol demeyi başardın ama bana hala Bensiyon Bey diyorsun!” deyip takılacakmış kadar yakın zamanlıydı sohbet. Geçmişten söz ederken geçmişin aslında sahiden geç-miş olduğunu ama bir o kadar da dün gibi hatta gün gibi yakın olduğunu düşünerek, bunun ayırdına vara vara sohbet ettik.

Eve gelince düşündüm üstünde zamanın.

Bu tatlı yanılsama içinde aynı kalabilmiş olmanın ne kadar özel, ne kadar güzel, ne kadar ayrıcalıklı bir durum olduğunu gördüm.

Dostluğun, yaşanmışlıkların ne kadar değerli olduğunu; bizi biz yapanın, kendi kıymetimizin farkına varmanın temelinde aslında seçimlerimizin yattığını, hayatlarımızın eşsiz ve benzersiz olmasının bunun ardında gizli olduğunu bir kere daha düşündüm.

Alın size zamanın bir oyunu daha işte!

Geçmiş gibi yapıyor ama aslında geçmemiş.

Ya da geçmiş ama aslında zaman diye bir mefhum olmadığı düşünülürse-benim düşündüğüm gibi- o zaman arada sayacak bir sayı da kalmamış.

Bugün, bunu da konuştuk.

Sonra düşündüm.

Kendimize benzer insanlara rastlamamız ne kadar zor ve rastlamışsak eğer; bu, ne kadar büyük bir lütuf!

Arkadaşınız, eşiniz, sevgiliniz, akrabanız; bu kişinizin adı her neyse onun sizinle olan ortak noktalarının çokluğu; hayatta yaptığınız seçimleri, dediğiniz evet’ leri, onlara ayırdığınız zamanları ne kadar değerli kılıyor.

Cezmi’yle evlendiğimde gazete bir yazı yazmıştım, ‘Evet’ başlıklı…

Galiba ilk defa o zaman bunun üstünde gerçekten düşünmeye vakit bulmuştum ya da ayırmıştım.

Çünkü bunu düşünmek için doğru zaman gelmişti, buna vakit ayırmanın bunu yazmanın…

İlk defa “evet” demekten çekinmediğim için de yazmak gelmişti içimden. İyi kilerimizin keşke’lerimizden fazla olmasına ilişkin de düşündüklerimi sizinle bir yazımda paylaşmıştım.

İşte o iyi ki’lerden biriydi bugün de.

İyi ki dedim kendi kendime, bu okul beni gel bizimle çalış, diye beni çağırmış.

İyi ki bana kendi alanımda, istediğim her şeyi yapmak için her fırsatı vermiş!

İyi ki Bensiyon Pinto’yu tanımışım, onun anılarını yazmışım; iyi ki ailesi ailem, dostları dostlarım olmuş!

İyi ki eşime evet, demişim ve iyi ki Nermin için yıllarca mücadele etmişim!

İyi ki…

Bana bunları bir kez daha düşündürdüğü için Erol’a teşekkür ederim.

Hayatları anlamlı kılanlar, hayatımıza dokunanlardır.

Siz de bu yazıyı okumanız bitince hayatınızı anlamlı kılanları düşünün.

Mutlu olmak için bundan daha güzel ve kolay bir yol olmadığını göreceksiniz…

İyi ki’lerinizin çok olması dileğiyle…

 

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın