kanada REklam

Yakına düşen mermiler

Son zamanlarda daha sık buluşmaya başladık cami avlularında, mezarlıklarda… Eskiden yaşlıların, yitirdikleri arkadaşlarıyla ilgili yakınmalarını yalnızca dinlerdim, şimdi ise bu buluşmalarda, yaşıtlarımla birlikte benzer acıları paylaşıyorum. Geçenlerde katıldığım bir arkadaşımın cenaze töreninde beklerken, Necati Tosuner’in bir denemesinde söylediği şu sözler aklıma geldi: “Hep daha yakına düşüyor mermiler!”

Genç yaşlarımızda yalnızca uzaklardan duyardık seslerini bu mermilerin. Kimler vurulmuş, kimi yitirmişiz, bilmezdik. Öyle ki, bunlar bize henüz ulaşamaz diye avunur, kendimizi güvende sanırdık. Yıllar geçtikçe hedeflerin daha yakınında durduğumuzu gördük, vurulanların acılarını içimizde duyumsamayı sürdürdük.

Ne denli sözünü etmesek de, ölüm her zaman yanı başımızda kol geziyor. Doğrusu, bilinçlendiğimiz andan başlayarak, her zaman bildik ölümü. Gün oldu, büyük bir umarsızlıkla en yakınlarımızı uğurladık. Onları yüreğimizden, anılarımızdan atamadıysak da, günlük uğraşlarımız arasında belleğimizin alt sıralarına itildiklerini yadsıyamayız. Ne var ki, yaşantımızda yer almış bu insanlar çevremizden eksildikçe, yalnızlığımızı daha çok duyumsamaya başlıyoruz.

Stefan Zweig’ın, Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor öyküsünde geçen şu sözleri paylaşmak istiyorum:

“…zaman geçtikçe yaşlanırken, beklemeyi nasıl öğrenelim, bir gecede ölüp giderken nasıl sabredelim, zaman sönmeyen ateşiyle peşimizdeyken nasıl yanmayalım, ölüm arkamızdan koşarken nasıl acele etmeyelim?”

Zaman ve ölüm!

Hayatımız boyunca bu iki kavram, doğrusu peşimizi hiç bırakmıyor. Nitekim insanlığın var oluşundan bu yana, düşünürlerin zihnini sürekli kurcalamış. Aziz Augustinus, zamanın ne olduğunu, kimse sormazsa çok iyi bildiğini, ama açıklamasını isterlerse bilmediğini söylermiş.

Bu konuda düşünürler kadar şairlere de yer açmak gerekir. Melih Cevdet Anday, Teknenin Ölümü şiirinde şöyle diyor:

“Hepimiz yaşadık, nedir ki zaman! / Ölüm insanla geldi dünyaya / İnsanla gitti dünyadan”

Kuşkusuz düşüncesini, kaygısını, korkusunu, yaşayanlarla birlikte bırakarak!

Plutarkhos, Paralel Hayatlar’da anlatır:

Kinik Diogenes ölmeden kısa bir süre önce uykuya daldığında, hekim uyandırıp bir sıkıntısı olup olmadığını sormuş. Diogenes de şu bilgece yanıtı vermiş:

“Bir sıkıntım yok, efendim. Yalnızca iki kardeşten abiri, Uyku Ölüm’den çabuk tutuyor elini, o kadar!”

Sözümüzün başına dönersek:

Ölüm karşısında bir hedef olduğumuzu, giderek daha yakınımıza düştüğünü biliyoruz. Bilmediğimiz, o merminin bizi ne zaman gelip bulacağıdır!

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın