Spartaküs’ün mızrağı

"Her kötülük geçer, zalimler yenilir, ama bedeli bizler öderiz, fena halde de ödedik." Sessiz, yaralı ama onurunu kaybetmeden direnen bir kahramanın hayat hikayesi...

İvo MOLİNAS Köşe Yazısı
30 Mart 2016 Çarşamba

Yıl 1960. Hollywood, ‘Spartaküs’ filmiyle altın yılını yaşamaktadır. Ünlü filmin en önemli iki özelliğinden biri, 13 yıldır yasaklı olan bir senaristin adının uzun aradan sonra ilk kez filmin künyesine konulması, diğeri de unutulmaz bir sahnesiydi. Roma İmparatorluğu döneminde köle olan ama güçlü yapısından dolayı gladyatör olarak yetiştirilen Spartaküs, arenada başka bir gladyatör köleyle  halkın önünde dövüşe tutuşur. Köle, Spartaküs'ü tam öldürebilecek bir konuma gelmişken, aniden kararını değiştirir ve mızrağını, tribünlerden “Öldür, öldür” diye bağıran seyircilere atar. Kötüyü onlarda görmüştür zira.

Senarist neden hikâyeyi tüm film seyircilerini ve eleştirmenlerini hayrete düşürecek bir şekilde yazmıştı böyle?

Cevabını daha sonra alacaktı Hollywood.

***

Yıl 1947. ABD 2. Dünya Savaşı’ndan zaferle çıkmış ama Sovyetler Birliği ile soğuk savaşa girmiştir. Komünizm, ABD’li yöneticilerin kâbusu olmuştur. ‘En iyi komünist ölü komünisttir’ sloganı kıvamında bir düşünce hâkimdir devlete.

Senatör McCarthy önderliğinde, ‘Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi’ Amerikan entelektüellerine karşı korkunç bir cadı avına çıkar. Ünlü isimlerin kapıları çalınır, ‘komünist’ arkadaşlarını ihbar etmeleri için tehdit edilirler. Albert Einstein bile sorgulanır, ona ‘sopa’ gösterilir ama o ser verip, sır vermez.

Tehdit edilenlerden bir başkaları da, ‘Hollywood 10’lusu’ diye tanınan senaristlerdir. Sinema endüstrisinde çalışanların haklarını korudukları, grev yapmalarını destekledikleri için adları ‘komünist’e çıkmıştır hemen. İçlerinde bazıları yasal olan Komünist Partisi üyesidir bile. Elebaşı ise senarist Dalton Trumbo’dur. Varlıklı ve ünlü bir sinema endüstrisi çalışanıdır. Sorguya çekilir ama arkadaşlarını ele vermeyi reddeder. Cadı avına sonuna kadar direnir. Lakin başta kendisi olmak üzere tüm arkadaşları işlerini kaybeder. Zira dev MGM şirketinin Yahudi patronu onları işten çıkarmaya direnince Yahudilik üzerinden tehdit yer ve yelkenleri suya indirir.

Hemen sonra da, Trumbo ve arkadaşları Meclis’e hakaret suçundan bir yıl hapis yatarlar. Çıktıklarında hepsi kara listededir, hepsi işsiz kalmıştır. Toplum içinde itilip kakılmaktadırlar. Zamanla kimi vefat eder, kimi intihara teşebbüs eder, kiminin ailesi yıkılır ama kimi de Trumbo gibi gizlice mücadelesini sürdürür.

Dalton Trumbo farklı isimler altında çeşitli senaryolar yazarak geçimini sağlamaya çalışır. Bu senaryolardan biri Oscar ödülünü kazanır ama kimse gerçeği öğrenemez. İki yıl sonra bir başka senaryosu da aynı ödülü alınca gerçeğin kapısı aralanır. Hollywood çalkalanır.

1959’un bir gününde kapısını genç Kirk Douglas çalar. Spartaküs filminin ana oyuncusu olarak ondan filmin senaryosunu tekrar yazmasını ister. Kabul eder. Kirk Douglas tüm protesto ve tehditlere rağmen filmin senaristi olarak Trumbo’nun adını yazdırır, filmin yapımcısını ikna ederek. Film büyük başarı kazanır. Başkan Kennedy, filmi izler ve çok beğendiğini söyler. Komünizm karşıtları şoktadırlar. Lakin ülkedeki komünizm paranoyasında da sona gelinmektedir zaten.

Aynı yıl, sonraları yüzyılın en meşhur yönetmenlerinden biri olacak Otto Preminger, Trumbo’ya Leon Uris’in ünlü ‘Exodus’ romanının senaryosunu yazmasını teklif eder ve cümle âleme ilan eder. Trumbo kabul eder ve bu film de çok iyi bulunur.

Bu arada, ülkedeki ‘komünizm tehlikesi’ nihayete ermiştir. Trumbo artık alabildiğine özgürdür ve hak ettiği Oscar ödüllerini tüm eski, yeni paranoyak ünlülerin önünde alır. Ondan özür dilenir…

Trumbo, kendisini yarı yolda bırakan kimi eski arkadaşlarının da katıldığı bir Hollywood sinemacıları gecesinde kürsüden yaptığı konuşmada, “Evet her kötülük geçer, zalimler yenilir ama bedeli bizler öderiz ve fena halde de ödedik” der. Bu zorlu sürece dayanamayıp vefat eden Yahudi senarist arkadaşı, Arlen Hird’i gözyaşlarıyla anar ünlü konuşmasında. Lakin büyük ve onarılmaz yaralarına karşın kimseden intikam almak istemediğini, sadece yaraların sarılması için çalışacağını da söyler.

Böylelikle bu sessiz kahramanın, köleye o mızrağı neden kendisini yok etmek isteyen düşmanına saplattırmadığını da anlamış oluyorduk.

Trumbo, onca kötülüğe rağmen ihtiyacımız olanın intikamdan öte yaraların sarılması ve bu kötülüğün tekrarlanmaması için çalışılması olduğunu anlatmaya çalışır. Sadece ‘kurban’a odaklanır zira.

Trumbo on üç yıllık kurban yaşamından sonra geri kazanmış olduğu onuruyla birlikte saygın bir hayat sürdü, senaryolar yazmaya devam etti. 1976’da vefat etti.

Geriye, insanlığa; bedeli ağır ödenen karanlık, paranoyak ve faşizan bir döneme ait yaralı ama onurlu bir direniş hikâyesi bırakmış oldu.

O kadar ihtiyacımız var ki Trumbo’lara bugün dahi…